Sabret, bahar yağmurları kapıda

Dünya su, hava, ateş, topraktan ibarettir. Bunlar olmasa hayat olmayacaktır.

Büyük bir insan olan dünyanın, küçük bir dünya olan insanın üçte ikisi sudur. İnsan su-toprak karışımı balçıktan yaratılmıştır. Kalp güneştir, ışıktır, ateştir. Kan candır, hayattır. Kan kalpten vücuda yayılır. Güneş ve kalp sıcaktır. İnsan dediğin sıcakkanlıdır. Sadece yılanlar soğukkanlıdır. Sadece soğukkanlı insanlar vurdumduymazdır. Başkalarının acılarına duyarsızdır.

Güneş bazen harını arttırır. Hava ısınır. Su kendini korumak için buharlaşır. Bulutlara yükselir. Zamanı gelince yağmur olur. Yere iner. Aslına döner. Güneş bazen gökyüzünden çekilir. Hava soğur. Su kendini korumak için içine çekilir, donar. Bir zaman sonra güneş çıkar. Havalar ısınmaya başlar. Yavaşça erir. Aslına döner. Buharlaşması ve donması için saf olması gerekir. Toprağa bulaşan, taşa karışan su ne buharlaşır, ne de buzlaşır. Kendini koruyamaz. Aslını muhafaza edemez.

Durgun su çabuk bulanır. Akan su çabuk arınır. İnsana yakışan temiz su olmaktır. Kalb su dolu kâsedir. Bazen güneşin harareti artar. Dertler, musîbetler üst üste gelir. İnsan yandıkça yanar. Artık duâ ve gözyaşı vaktidir. İnsan gözyaşı ve duâyla buharlaşır, ruhanîleşir. Sema âlemine, göklere çıkar. Allah bir katre gözyaşını, bir damla duâyı zayi etmez, sema âleminde tutar. Meleklerin elinde duâlar yağmur katrelerine döner. Gözyaşı ve duâlar arındırılır, yağmura dönüşür. Gün gelir, bahara erilir. Rahmet yağmur yağmur gökkubbeden kalbin kubbelerine düşer. Gözyaşı ve duâlar geldiği yere, kalbe döner. Kalb derya olur; dolar, taşar. Duâlar göğe yükselmeden, gözyaşları yere düşmeden önce insan kısmen kirlidir. Göklere kalbinin paslı suyundan göndermiştir. Ama gökler aynıyla karşılık vermemiştir. Gözyaşlarını kristale, duâları elmasa dönüştürmüştür. Katre katre düşmüştür kalbe.

14 asır önce masumların zulüm altında inlediği, Cehennemî sıcakların yaşandığı, kalplerin çölleştiği, nefislerin körleştiği, ‘güneşin batıdan doğma vakti geldi’ denildiği günlerde; masumlar, mağdurlar, maznunlar duâya durur. Gözyaşları sel olur. Saray Bosna-Ölüm çiçekleri şarkısında denildiği gibi: “Hayi katre katre içim dalgalandı / Katre katre allara boyandı / Kaldı ahım ellerinde / Canım havalandı / Yukarıda Saray Bosna / Gönüllerin hepsi de hasta / Coşa koşa geçtiğimiz tarlalar sessiz yasta / Katre katre kapılar dayandı / Katre katre ölüme dadandı / Bir çiçektin mezarımda / Ruhum oyalandı / Katre katre şeker de isterdim / Katre katre mutluluk düşlerdim / Kemanımda, davulumda…”

Duâlar arşa yükselir. Gökler çalkalanır. Rabbimiz ıztırar ve ihtiyaç diliyle yapılan duâları kabul eder. Kanlı gözyaşlarını yağmura dönüştürür. Âlemlere rahmet olarak Hz. Muhammed Mustafa’yı (asm) dünyaya gönderir. ‘Mustafa’ saf, temiz demektir. Mazlûmların, masumların duâları, gözyaşları göklerin rahminde Hz. Muhammed Mustafa (asm) suretinde tertemiz rahmete dönmüştür. O rahimden rahmet doğmuş, Hz. Muhammed Mustafa (asm) kalblere yağmur olarak düşmüştür. O gün bu gündür gözyaşı ve yağmur rahmettir. Sevgilinin gözyaşıdır. Her gözyaşı içinde Hz. Muhammed Mustafa’yı (asm) taşır.

Hz. Muhammed Mustafa (asm) gökte âyetlerle, duâlarla mayalanmıştır. Kalbini ışıtacak, ısıtacak, ılıtacak âyetler ilk önce sema âlemine, oradan Hz. Muhammed Mustafa’nın (asm), oradan da kâinatın kalbine, bizlerin kalbine inmiştir. Kalplerimiz mayalanmıştır. Sen dertten ve aşktan ağladığında göklerin sakini Hz. Muhammed Mustafa’ya (asm) maya almaya gidiyorsun. Bilmiyorsun, bilmiyorsun…

Yağmur göze, duâ gönle şifadır. Gözdeki yaşlara, gökteki yağmurlar eşlik eder bir gün. İnsandır, kirlenir. Duâ ve gözyaşı arındırır. Belâlar, musîbetler, sıkıntılar duâ damları, yağmur katreleri, rahmet suları barındırır. Musîbet yangınıyla tutuştuğunda gözyaşları ve duâlarla kendini rahmet yağmurlarına hazırla. 14 asır önce masumların içli duâlarını dinleyip Hz. Muhammed Mustafa’yı (asm) gönderen Rabbin elbet seni de işitecek, gözyaşlarını rahmet yağmurlarına dönüştürecektir.

Bazen güneş gökyüzünden çekilir. Her yer kararır. Dünya soğudukça soğur. Musîbetler, sıkıntılar her yanını istilâ eder. Hâlini kimseye anlatamazsın. Derdine dost, acına arkadaş bulamazsın. Bütün kapılar üzerine kapanır. İçine kapandıkça kapanırsın. Dünyadan soğudukça soğursun. İnsanların bu kadar acımasız, dostların vefasız olabileceğini hiç aklına getirmemişsindir. Su gibi donup kalırsın. Dilin lâl, yüreğin inhilâldir. Bazen soğuk soğukluyla yakar ya sen de dondukça yanar, yandıkça donarsın. Sabır içinde beklersin. Hiçbir söz kalbine işlemez. Gözlerinden bir katre yaş düşmez. Kalbinden bir tık duâ gelmez. Sustukça susarsın. Kalbin duâya, gözün yaşa gitmez. Güneşin batıdan doğmasından korkarsın. Kıyamet koptu kopacaktır. Kalbin soğur, gözyaşın kurur.

Gözlerini doğuya, kalbini Kâbe’ye çevirir, çaresizce güneşin doğmasını beklersin. “Nerede kaldı bu güneş!” der durursun. İçten içe yalvarırsın: Ya Rabbi! Habibin (asm) “Bir gün benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacak” demişti. safta ve sofrada buluşsun…

Tohum toprak altında karanlıkta kalır. Üşüdükçe üşür. Susadıkça susar, ama asla susmaz. “Beni toprağın kalbine bırakan bir gün çıkaracaktır. Kalbimden geçenleri Rabbim duyacaktır…” diye diye duâlar eder. Rabbi duâlarını kabul eder. Güneşi gönderir, ısıtır, ışır. Yağmuru gönderir, susuzluğunu alır. Gün gelir gün yüzüne çıkartır.

Şimdi kendini toprağın kabrinde tohum olduğunu, unutulup gittiğini, kapkara zindanda kaldığını, paslanıp gideceğini, unutulup yiteceğini sanıyorsun. Kabir dediğin toprağın kalbi. Ondan geldin. Ona gidiyorsun. Toprak “şu güzel tohumu bi kerecik bağrıma bassam” diye kalbinden geçirdiği için Rabbi tohumu toprağa düşürmüştür. Tohum da “Allah’ım hasretlik bitsin. Artık ağaç olmak istiyorum” dediği için ağaç oluvermiştir. Toprağın ve tohumun kalbinden geçenleri duyan Rabbin kalbinden geçenleri duymaz mı hiç. Kalbini kabre çevirir mi hiç. Bak İslamköylü Hafız Ali Ergün’e. 1943 yılında medrese-i yusufiyeye düşmüş. Üşüdükçe üşümüş. Kendinden değil, Üstadından endişe etmiş. Onun yerine ben öleyim, demiş. Duâsı kabul edilmiş. Kabristana tohum gibi düşmüş. Kısa sürede sümbül vermiş. Şimdilerde Barla’dan Tanzanya’ya dünyanın yedi kıt’asında onun adını, kokusunu, rengini taşıyan yüzlerce sümbül sümbül çocuk var. Yetmez mi vefalı Hafız Ali gibi anılmak sana.

Sabret, bahar çok yakın. Güneş doğacak. Rahmet coşacak. Yağmurlar yağacak. Kutuplar çözülecek. Kalbler ısınacak. İnsanlık tekrar kaynaşacak. Dostlarla yine aynı safta ve sofrada buluşulacak.

Sen su gibi temiz ve arı ol. Bir gün arı bal yapacaktır. Bazen güneş fazla yaklaşacak, yanacaksın. O zaman gözyaşı ve duâ ile buharlaşacaksın. Rahmet yağmurları tekrar yağacak. Bazen güneş çekilecek, üşüyeceksin. O zaman da sessizce sabret. Kıştan sonra bahar gelecek. Her yer sümbüllenecek, herkes senden bahsedecek.

Mustafa Oral

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*