Said Nursî bir kara kutu değildir

Sayın Sinan Meydan,

“Fetönün Kara Kutusu Said Nursi’nin Atatürk Düşmanlığı” başlıklı yazınızı okudum. Eleştiri hakkınız var. Eyvallah. Fakat siz Said Nursi’yi eleştirmemiş, saygısızca saldırmışsınız. Ben size saygısızlık yapmayacağım. Sadece, yazınızda gördüğüm yanlışları düzeltme hakkımı kullanacağım:

GİZLİ HİÇ BİR PLANI YOKTUR

1-Said Nursi hiç kimsenin kara kutusu değildir ve olmamıştır. Esasen Said Nursi bir kara kutu değildir. Altı bin sayfadan fazla Risale-i Nur eserleri meydandadır. Bu memleketin matbaalarında bandrolü da alınarak basılıyor, satılıyor ve milyonlarca okuyucu tarafından okunuyor. Gizli hiçbir cümlesi yoktur. Gizli hiçbir plânı yoktur, olmamıştır. Tek planı, bu memleketin evlatlarının imanlarını kurtarmak olmuştur. Okuyucularının da ne bu gün, ne yarın hiçbir gizli plânları yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Gizli plan kuranlar varsa, bunun kaynağı Said Nursi değildir.

2-Said Nursi özgün bir dava adamıdır. Taklitçisi yoktur ve olmayacaktır. Taklitçi yamaklarına bizzat kendisi tokat vurur ve vurmuştur. O hiç kimseye her hangi bir makamı işaret etmiş değildir. Hiç kimseye devletin kılcal damarlarına girmeyi emretmiş olmadığı gibi, böyle bir teşebbüsün Nur Şakirtlerinin işi olamayacağını, 1948 yılında Afyon Mahkemesinde 70 yıl sonrasını görür gibi ifade etmiştir. Mahkeme zabıtlarında bulabilirsiniz. Bu ifade aynı zamanda Nur Talebesinin temel hizmet prensibidir.

İfade aynen şöyledir: “Risale-i Nur Şakirtlerinin, mümkün olduğu kadar, siyasete ve idare işine ve hükümetin icraatına karışmamak bir düstur-i esasîleridir.”1

FİKİRLERİNİN KAVGASINI KENDİSİ VERMİŞTİR

3-Said Nursi bir Cumhuriyet devri fikir adamı ve din âlimidir. Cumhuriyete ve demokrasiye Kur’ân namına sahip çıkmış ve savunmuştur. Fakat yanlışa yanlış demekten de çekinmemiştir. Risalelerinde yazdığı bütün fikirleri ile ilgili olarak Cumhuriyet mahkemelerinde kavgasını bizzat kendisi vermiş, tesettür meselesi dışında bütün mahkemelerden beraat almış, bizzat Cumhuriyet mahkemeleri eliyle en az 1500 defa aklanmıştır. Sadece Tesettür Risalesinden 1935 yılında Eskişehir Mahkemesinde 11 ay hapis cezası almıştır. Bunun dışında Said Nursi’nin koca İstiklal Mahkemelerinin her tarafta sallandığı Cumhuriyet devrinde giydiği hiç bir hüküm yoktur. Dolayısıyla sizin fikirleri nedeniyle linçe mahkûm ettiğiniz Said Nursi’yi, Cumhuriyet Mahkemeleri mahkûm etmemiş, beraat vermiştir.

Tarihte sadece sevenleri eliyle değil, muhalif bir devr-i hükümetin mahkemelerince de 1500 defa aklanmış başka bir ikinci şahsiyet gösterebilir misiniz?

TÜRK MİLLETİNİ İSLAMİYETİN BAYRAKTARI GÖRMÜŞTÜR

4-Said Nursi’nin Kürtçülük faaliyeti hiçbir zaman olmamıştır. Hiçbir Kürt derneğin kurucuları arasında yer almamıştır. Demiştir ki: “Kürtlük davası pek manasız bir iddiadır.”2 “Kürtler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler.”3

Kürt Teali Cemiyetinin reisi Abdulkadir’den gelen Kürdistan kurma teklifine verdiği cevap: “Bu kahraman millete hizmet yerine, dört yüz elli milyon hakiki Müslüman kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi kimsenin peşinden gitmem.”4

5-Said Nursi Şeyh Said isyanına katılmadığı gibi; engellemeye çalışmıştır. Şeyh Said’e gönderdiği mektuptan bir paragraf:

“Türk milleti asırlardan beri İslamiyet’in bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslüman’ız. Onlarla kardeşiz. Kardeşi kardeşle çarpıştıramayız. Bu şer’an caiz değildir. Kılıç, harici düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegâne kurtuluş çaremiz, Kur’ân ve iman hakikatleriyle tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır.”5

6-Said Nursî’nin Türkiye dar’ul-harp dediği kocaman bir yalandır. Yukarıdaki ifadeleri buna şahittir. İddiayı delillendirmek iddia sahibine düşer.

7-Said Nursî’nin laik Cumhuriyet’in dinsizlik manasına geldiğini söylediği kocaman bir yalandır. İşte kendi ifadesi:

“Eğer lâik cumhuriyet soruyorsanız, ben biliyorum ki, lâik mânâsı, bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdan düsturuyla, dinsizlere ve sefahetçilere ilişmediği gibi dindarlara ve takvâcılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim.”6

Eleştiri namuslu fikirlerin hakkıdır. Ama saldırı asla değil.

Dipnotlar:
1 -Şualar, s. 578.
2-Eski Said Eserleri, Makalat, s. 109.
3- Age. S. 109.
4- Mülakat, s. 38.
5- Şahiner, Necmettin, B.T. Bediüzzaman Said Nursi, s. 269.
6 -Şualar, s. 318.

YAZDIR

Süleyman Kösmene
1963 Mersin Gülnar doğumlu olan Süleyman Kösmene, ilköğrenimini doğduğu köy olan Yarmasu köyünde yaptı. 1981 Mersin İmam-Hatip Lisesi; 1986 Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Yeni Asya Gazetesi Fıkıh Günlüğü köşesinde günlük yazılar yazmakta olan yazarımız, İstanbul’da yayın yapan Bizim Radyo’da ve EuroNur.tv’de programlar yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*