| Haber verilen saldırılar |
|
|
| M. Latif Salihoğlu tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 04 Ocak 2010 17:17 |
|
Sürgünler, hapisler, mahkemeler, zehirlenmeler ve türlü imha plânları birbirini takip etti. Ancak, onu yine de öldüremediler. Zira, inayet ve hıfz–ı İlâhî altındaydı. Aralıksız şekilde sürdürülen baskıcı takip ve taarruzlu saldırılar, sadece onun ve talebelerinin hayatıyla sınırlı değildi. Eserleri olan Nur Külliyatı hakkında da pekçok dâvâ açıldı. Beraat kararlarına rağmen, mahkemeden mahkemeye sevk edildi. Bütün bu zulümlü baskı ve tazyikler, gizli din düşmanlarının planlarıyla yapıldı. Said Nursî'ye, dine bağlılığı sebebiyle bunca işkence çektirildi. Hz. Bediüzzaman, bazı mektuplarında "doğrudan saldırı ve alenî taarruz" şeklinde cereyan eden bu sürecin bir gün biteceğini şu sözlerle haber veriyor: "Risâle–i Nur'a, daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez; daha kimseyi o bahaneyle inandıramazlar." Aynen öyle oldu... Gün geldi, ihbarcılık bitti. Mahkemeler sona erdi. Devlet kuvvetiyle yıldırma, sindirme politikaları nihayet buldu. Bu doğrudan ve açıktan müdahale yöntemi, bir bakıma iflâs etti. Ne var ki, sıkıntı yine de bitmedi. Sinsî düşmanlık, münafıkane saldırı çabaları devam etti. Ancak, bu kez hem cephe, hem de taktik değiştirilerek saldırı yapıldı ve yapılıyor. Ne aciptir ki, Kur'ân'ın projektörüyle istikbâle bakan Üstad Bediüzzaman, bu yeni saldırı plânından da bizleri haberdar ediyor. Münafıkların, "doğrudan saldırı" safhasından sonra eserleri ve talebeleriyle uğraşmaktan vazgeçmeyecekleri ve bir zaman sonra bu kez bazı dindarları kullanarak "dolaylı saldırı" taktiğini devreye sokarak taarruza devam edeceklerini, aynı mektupta şu sözleriyle haber veriyor: "...Fakat, (münafıklar) cepheyi değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bid'a taraftarı veya enaniyetli sofi meşreplileri bazı kurnazlıklarla Risâle–i Nur'a karşı—iki sene evvel (1940'lı yıllar) İstanbul'da (İhtiyar Hoca) ve Denizli civarında (Ş. Süleyman) olduğu gibi—istimal etmek ve Risâle–i Nur'a ve şakirtlerine ayrı bir cephede tecavüz etmeye münafıklar çabalıyorlar. İnşaallah muvaffak olamazlar." (Bu ifadeler için bkz: 1994 baskısı Tarihçe–i Hayat, s. 427; Emirdağ Lâhikası, s. 90 ve 110; Sikke–i Tasdik–i Gaybî, s. 189.) Demek ki, neymiş: Münafıklar boş durmayacak. Risâle–i Nur'la ve şâkirtleriyle uğraşmaktan vazgeçmeyecekler. Üstelik, cepheyi değiştirip din perdesi altında hücûma geçecekler. Ve, kategorik olarak da şu üç gruba giren dindar şahısları tepe tepe kullanacaklar: 1) Bazı safdil hocalar. 2) Bid'a taraftarı hocalar. 3) Enaniyetli sofi–meşrepliler. 1940'lı yıllar için örnekleri zikredilen bu kategorideki saldırıların ileride artacağını haber veren Üstad Bediüzzaman, bu gibi durumlar karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini de, aynı mektuplarda ders veriyor. Bilhassa son zamanlarda ayyuka çıkan ve şiddetini giderek arttıran bu "din perdesi" altındaki tenkitli taarruzlar karşısında, söz konusu derslere olan ihtiyaç da elbette ki ziyadeleşiyor. İşte, o müessir derslerden birinde, aynen şunları ifade ediyor, Hz. Bediüzzaman: "Risâle–i Nur şakirtleri, tam ihtiyatla beraber, bir taarruz olduğu vakitte münakaşa etmesinler, aldırmasınlar. Aldanan ehl–i ilim ve imansa, dost olsunlar, 'Biz size ilişmiyoruz. Siz de bize ilişmeyiniz. Biz ehl–i imanla kardeşiz' deyip yatıştırsınlar." (Sikke–i Tasdik–i Gaybî, s. 189.) Müfterinin iftirası delil sayılır mı? Yukarıdaki derse tam muvafık ve prensiplere mutabık düşecek bir misâlle nihayet verelim. Bir müfteri tarafından, Üstad Bediüzzaman'a şöyle bir iftira atıldı. Güyâ Bediüzzaman demiş ki: "Bizimle savaşmış olsa bile, Hıristiyanların ölmüşleri şehit hükmündedir." Münafıklar ise, hiç aslı astarı olmayan bu söze "Çanakkale'de, Gelibolu'da, Anzak Koyu'nda bize saldıran düşmanlar"ı da ekleyerek, bazı safdillerin, bazı şöhretli ve enaniyetli hocaların önüne servis yaptılar. Enâniyet–i ilmiye sahibi olan bu şahıslar da, nice teessüfler olsun ki, konuyu hiç araştırmadan ve tahkik gereğini dahi duymadan Risâle–i Nur'a, müellifine ve talebelerine yönelik şiddetli tenkit ve taarruzlarda bulunmaya başladılar. Yani, bir müfterinin iftirasını delil sayarak hücuma geçtiler. Ne tuhaf, ne acip değil mi? Peki, böyle bir durumda ne yapılmalı? Evvelâ, "mukabele–i bilmisil" yapılmamalı. Yapılırsa, bundan mutlaka münafıklar ve gizli din düşmanları istifade eder. Tarafları birbirine kırdırma cihetine gider... Buna ise, asla izin verilmiyor. O halde, yapılacak şey şudur: Tam ihtiyat, i'tidâl ve teyakkuz halinde bulunmak. Kaynak göstermek sûretiyle, meseleleri ilmen, fikren izah etmek. Delilli konuşmak ve hakaret etmemek. Gerilimi yumuşatmaya, tansiyonu düşürmeye, hiddetlenmeleri yatıştırmaya gayret etmek. Kışkırtılan hocaları da düşman değil, Risâle–i Nur'a dost çizgisine çekmeye çalışmakla, müfsitlerin ümidini kırmak ve heveslerini kursaklarında hapsetmek. Risâle–i Nur dairesi ve prensipleri dahilinde, başka bir yolla mukabele etmeye izin, ruhsat yoktur. Nur Talebelerinin asıl düşmanı—aldanmış olsa bile—din–imân sahipleri değil, dinsizlik vâdisinde, imânsızlık bataklığında at koşturan dalâlet ehlidir. Hedeften sapmamak ve hedefi saptırmamak için, âzamî dikkat ve hassasiyet gösterilmesi gereken son derece tehlikeli bir vetireden geçiyoruz. Tarihin yorumu 4 Ocak 1980 Kızıl Rusya'ya buğday ambargosu Kızıl Orduyu 24 Aralık 1979'da Afganistan'a sevk ederek bu ülkeyi işgal eden Sovyet Rusyası'nı, o tarihte ancak ABD durdurabilirdi. Bu iki ülke, o dönemde dünyanın iki süper gücü konumundaydı. ABD Başkanı Carter, işgale tepki olarak, on gün sonra yani 4 Ocak 1980'de Sovyetler Birliğine yapılan buğday sevkiyatını durdurduğunu açıkladı. Rusya, bu ambargonun işgal harekâtını durdurmayacağını açıkladı. Kanlı saldırılara devam etti. Sovyet Rusya'nın bu zalimane saldırılarına bütün dünya tepki gösteriyor, ancak onu hiçbir kuvvet durduramıyordu. Afgan mücahitlerinin elinde ise, son derece zayıf ve ilkel modelde silâhlar vardı. Bu "orantısız güç"lerin çarpışması uzun müddet devam etti. Aralıklı şekilde 1988'e kadar süren çatışmalar sonucunda, Rusya, diş ve pençesi kırılan Kızıl Ordu'yu çekmek zorunda kaldı. Bu vahşi ordu, bir müddet sonra Sovyet Rusyası ile birlikte dağılma sürecine girdi. |
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Hakikat güneşi İslâm “bahane” kal... |
|
Nejat Eren |
|
|
Ayasofya zincirlerinden kurtulmay... |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Riyanın mahşerdeki görüntüsü |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Bilmek cehaleti giderir mi? |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 71 ziyaretçi var.
Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...
“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...
Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.