| Dindar nesil, müsbet milliyetçilik ve Said Nursi |
|
|
| Prof. D. Mevlüt Uyanık tarafından yazıldı. |
| Salı, 14 Şubat 2012 00:04 |
Birçok alanda yeni krizlerle karşı karşıya olan insanlığı huzura kavuşturabilecek yeni bir medeniyet tasavvuru üzerine düşünmek gerekiyor.Son dönemde eğitim ve öğretim alanındaki teknolojik gelişmeler ve dindar nesil tartışmalarını bir de bu bakış açısıyla değerlendirmek gerekir. Çünkü 17-19. yüzyıllara hâkim olduğunu, ama etkisini yitirdiğini düşündüğümüz pozitivist-materyalist bilgi ve bilim tasavvurunun dindar nesil tartışmalarıyla hâlâ etkilerini önemli oranda gösterdiği ortaya çıkmıştır. “Hem dindar; hem de çağdaş olunamaz mı?” diye soran Başbakan Erdoğan, dönemlerinde bir milyona yakın bilgisayar dağıtıldığını, eğitim ve öğretimde bilim ve teknolojiye olan yatırımların ortada olduğunu belirtti. Öğrenci formatlamak diye bir niyetlerinin olmadığını, bunu 28 Şubat sürecinde nasıl ikna odalarıyla yapıldığına göndermeler yaptı. Bu söyleme ciddî eleştiriler yöneltildi. “Devlet Dindar Nesil Yetiştirebilir mi?” başlıklı yazısında İhsan Dağı, AKP’nin iktidara gelmesinin pozitivist-Kemalist zihniyetin tepeden inmeci modernleşme teorilerinin tutmamasının sonucu olduğunu söyleyerek, acaba dindar nesil elli yıl sonra kimleri başımıza getirecek diye sorar? Aslında bu tutumların özünde Kemalizme öykünmek olduğunu vurgular. (Zaman, 7.2.2012) Taha Akyol ise “Anadolu insanı, bu dönemde hayat tarzlarına müdahale etmeyen, özgürlükçü bir laikliğin önemini görmüştür. Dindarlık ile din devleti istemenin farklı şey olduğunu, 2008 yılında yapılan bir anket çalışmasında din devleti isteyenlerin oranının yüzde sekize düşmesinin AKP zamanında olmasının bunun en önemli göstergesi olduğunu belirtmektedir. Muhafazakâr bir hükümetin başbakanı olarak dindarlaşmanın devlet eliyle değil, sivil toplum ve bireysel anlamda olabileceğine dikkat etmelidir” (Hürriyet.6.2.201) demektedir. “Asıl Sorun Dindarlık Değil, Milliyetçilik” başlıklı yazısında Levent Köker (Zaman, 9.2.1012) 2 Eylül sonrası din kültürü ve zorunlu din derslerine göndermeler yaparak dinin milliyetçiliğe mahkûm edildiğini söyler. Cumhuriyet laikliğinin kurumsal yapısı ve pratiği arasındaki çarpık ilişkiye, Ermeni büyük felâketine, nüfus mübadelesine velhasıl her şeye gönderme yapıyor. Eğer eğitimde çoğulcu ve eleştirel bir zihniyetin hâkim olmasını sağlamak istiyorsak, dini araçsallaştıran milliyetçilikleri tasfiye etmek gerekir diyor. Peki, mille(t) ve milliyetçilik kavramını hiçbir analize tabii tutmadan böyle bir genelleme yapmanın tutarlılığı var mı? Düşünce tarihinde Muallim-i Sani diye nitelendirilen Farabi’den itibaren bu gelenekte, Mille(t) terimi, siyaset felsefesinin en özgün unsurudur. Din/mille özdeşleşmesi pratik felsefe/siyaset, siyaset ve hukuk ilişkisini, siyasetin bir ilim olarak konularını, kanun koyucunun özelliklerini ve kanun koymanın usullerini ve vahyi bilginin buradaki yerini analiz eder. Bu durumda, genellemelere giderek çoğulcu ve özgürlükçü bir yapı elde edeyim derken, hedef kitlesi, muhafazakâr, dinî ve millî değerleri önceleyen insanların çoğunlukta olduğu bir gazetede, mille(t) teriminin böyle tahrifinin tutarlığı nedir? Çünkü Bediuzzaman Said Nursî’nin verdiği mücadeleyi, onun dinî ve metafizik değerlerden arındırılmış seküler, maddeci-pozitivist bilgi, bilim tasavvuru ve bunlar üzerine kurulu medeniyet anlayışına yönelttiği eleştirileri bilenler, unsuriyet ve menfi milliyetçiliği nasıl beslediğini, sorunun “Müsbet milliyet” fikrini içselleştirememekten kaynaklandığını bilirler. Said Nursî, bireysel hırs, heva ve hevesleri körükleyen, ırkçılık (unsuriyet) ve menfî milliyetçilikle kitle katliamlarına yol açan, Avrupa’nın o dönemdeki medeniyetine “Mim”siz medeniyet” der. Sefih ve aşağı niteliklere sahiptir, çünkü fazilet ve hüda üstüne tesis edilmemiştir. Menfaat, heves ve hevâ, güç, kuvvet, rekabet, çatışma ve çarpışma, tahakküm üzerine kurulduğundan olsa gerek, sebep olduğu kötülükler, ortaya çıkardığı iyiliklere baskın gelmiştir. Bu nedenden dolayı “Yeni Said döneminde” mevcut medeniyet ve onun getirilerinden uzak bir hayatı tercih etmekle kalmamış, onun en tahripkâr menfî özelliği olan unsuriyet/ırçılık ve menfî milliyetçiliğe sürekli dikkat çekerek Asya/Doğu toplumlarına taşınmasındaki tehlikeleri engellemeye çalışmıştır. Toplumsal işbirliğinde ırkçılık ve menfi milliyetçilik yerine “râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanîyi” kabul eder. Nursî, “Müspet milliyet/çilik kavramını ayrıntılarıyla şöyle açıklar: “Hakîki unsuriyete değil, belki dil, din, vatan münâsebâtına bakılacak. Eğer üçü bir ise, zâten kuvvetli bir millet; eğer biri noksan olursa, tekrar milliyet dairesine dahildir.” Bu üç husus, bireysel hırs ve heveslerin tatmini için haddi aşmalara, tecavüzlere engel olup, insanı kamilliğe teşvik eder. Bunun için Hak ve hakikat için ittifak kurmak gerekiyor, erdemli hayat için dayanışma ve kardeşlik hukukunun kurulması gerekir. Ancak bu sayede, yani diğer insanlarla—yardımlaşma maksadıyla- bir araya gelmeleri, dayanışma ve paylaşmayı gerçekleştirmekle tabiatındaki mükemmeliyete ulaşabilir. Bu anlamda her ferdin üzerine düşeni yaptığı toplumlar kâmil/erdemlidirler. Çünkü burada insanlar saadete/mutluluğa ulaşmak ve hayr/iyilik için yardımlaşırlar. Buradaki temel kriter, saadet/mutluluğun salt iyilik/hayr ile elde edileceğidir. “Nursî’ye göre, Müsbet milliyet”, toplumsal hayatın zorunlu bir ihtiyacı olup, dayanışma ve yardımlaşmayı sağlar. Bundan ortaya çıkacak güç ve kuvvet, İslâm kardeşliğini, birliğini temin ve hizmet eder. Bu vatanın çocukları, Abbasiler döneminden bu yana bin seneye yakın Kur’ân’ın bayraktarlığını yapmıştır. İnanmayanlara karşı izzet ve onur, müminlere karşı alçak gönüllü, merhametli olan ve Allah yolunda cihat eden topluluk (Maide Sûresi: 54.) ayetine göre davranmıştır. Said Nursî, bu noktada, günümüz anayasa ve kimlik tartışmalarına oldukça önemli katkı sağlayacak bir tespitte bulunur. Türk milleti, Müslüman toplumlar içinde en çok ve en etkili olandır. Dünyanın her tarafında olan Türkler ise, Müslüman’dır. Sâir unsurlar gibi Müslim ve gayr-i Müslim olarak iki kısma ayrılmamışlardır. Nerede Türk tâifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır—Macarlar gibi. Bu nedenle şu önemli uyarıda bulunur: “Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslâmiyetle hemhal olmuş, bütünleşmiştir. Kimliğini İslamiyetten ayıramazsın, eğer ayırmaya çalışırsan mahvolursun.” (Mektûbât, 309-314) Bu bağlamda Nursî, unsuriyet peşinde koşan, yani etnik ayrımcılık yapan Kürtlere de şöyle seslenir: “İslâm kardeşliği içinde bana dualarıyla yardım eden Kürdleri de ırkçılık ve menfî milliyetçilik düşüncesine fedâ etmeye çalışanlar, Kürt ismini taşıyan sınırlı sayıda birkaç dinsiz veya mezhepsizdir, onlardan uzak durmak gerekir. Aynı şekilde, Kürtçülüğü besleyen Türkçülükten de uzak durmak gerekir. Çünkü Türkçülük perdesi altına girenler, gerçekte Türk düşmanıdır. Mülhitlere karşı hiçbir cihetle dostluğumuz yok! Çünkü ilhâda giren ve Türkün hakîki bütün mefâhir-i milliyesini taşıyan İslâmiyet milliyesinden çıkmak isteyen adamları Türk bilmiyoruz. Türk perdesi altına girmiş frenk telâkkî ediyoruz! Çünkü, yüz bin defa Türkçüyüz deyip dâvâ etseler, ehl-i hakîkati kandıramazlar.” Nursî, İslâm milletiyle ebedi ve hakiki bir kardeşlik kuran ve Türk denilen bu vatan ehl-i imanıyla çok yakından alakadar olduğunu, Kur’ân bayrağını dünyanın her tarafında taşıyan ve cihad eden bu vatan evlatlarının asla ve asla İslâm ile iftiharı unutmaması gerektiğini her daim vurgular. Irkçılar, toplumun musîbetzede ve hastalar tâifesidir, onlardan uzak durmak gerekir. Salih ve takvâ sahibi olanlarla birlikte hareket etmek gerekir. (Mektûbat, 407-412) Bunu sağlamak demek, din ve milliyeti özdeş kılmak demektir. Çünkü aralarındaki zahiri fark, itibari ve arizidir. Hatta “din, milliyetin hayatı ve ruhudur.” Genel hukuk açısından din sevgisi, bağlılığı ve dinle onur duymak (hamiyet-i diniye) esas olmalı. Millet sevgisi ve gururu, din sevgisine hizmet etmeli, onun koruyucusu ve kuvveti olmalıdır. (Hutbe-i Sâmiye, 69) Bu husus oldukça önemlidir, zira günümüzde aramıza önemli bir tefrika olarak sunulan etnik ayrımcılığa düşmemenin yolu ancak böyle olabilir. Köker’in ilgili yazıda Türklük ve Müslümanlık arasındaki ilişkinin kurgulamasına yönelik eleştiride bulunurken Ermeni “Büyük Felâketi” diye gönderme yaptığı sorun hakkında Said Nursî ne düşünüyor acaba? “Menfi milliyetçilik ile ilgili benzer bir durum Ermeniler ile eşit mi olacağız, onlar bizlere şöyle kötülük yaptılar?” şeklinde yöneltilen bir soru da ortaya çıkar. Buna “Onların hukuklarını koruyamadık, dinimizin gereği adaleti temin edemedik, sonra da istedik, ama gücümüz kalmadı, kendimizi dev aynasında görmememiz gerekir” diye cevap verir. Düşmanlığın sebebi olan baskılar kalkınca, dostluk ve barış eli milliyetlerin izzeti korunarak uzatılmalı, bu milletin saadet ve selâmeti bu ittifakla mümkün olacaktır. Diye devam eder. ”Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden, cehâlet ağa, oğlu zaruret efendi ve torunu husumet beydir.” Ehl-i kitaba layık oldukları şekliyle davranmamız gerekir. Onlara rencide edeci sözlerle eziyet etmemiz gerekir, çünkü eziyet etmek dinimizce yasaklanmıştır. (Münazarat, 67-69, 71) Çoğulcu ve özgürlükçü yapıya genelleme ve tek yönlü okumalarla nasıl ulaşılacak anlayamadım? Normatif siyasî bir doktrin olarak milliyetçilik ile kişinin kendini belirli bir kolektif varlığa ait hissetmesi anlamındaki ulusal kimliğin iki farklı olgu olduğunun bilincine vardığımız zaman müsbet, özgürlükçü ve liberal bir millet/çilik söylemi oluşturulamaz mı? Olabilir, eğer bunu başarabilirsek, otoriter ve totaliter ulusalcığın tersine iki noktada özgürleştirici tutuma sahip olunabilir: Milletin kendi kendini yönetmesi ideali ısrarla vurgulanır; ama bunu liberal bir şekilde; yani hükümetin hem anayasal; hem de temsili olmasını savunarak yapar. İkinci olarak bu söylem, her türlü gayr-i hukuki iç/ulusal; hem de uluslar arası baskı ve hâkimiyete karşı bir bilinçlilik durumu oluşturmaya katkı sağlar. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın son durumunu da düşününce, dışarıya karşı dirençli olmanın yolunun içeride bütünlük ve yapıcılığı savunan “Müsbet milliyet/çi” bir öğretiye sahip olmanın önemi de açıktır. Bu anlamda, milliyetçiliği, ulusları birbirinden ayıran bir güç olarak görmez, ulusların farklı olmasının dışlayıcılığı (unsuriyeti/ırkçılığı) getirmeyeceğini vurgular. Dolayısıyla “Müsbet, Liberal ve Özgürlükçü Milliyet” söylemi, farklı din, dil ve ırkları ayrıştırıcı bir unsur olarak değil de, ulusal self-determinasyonun barışçı ve istikrarlı bir uluslararası düzenin esası olarak görmek şeklinde tezahür eder. |
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Hakikat güneşi İslâm “bahane” kal... |
|
Nejat Eren |
|
|
Ayasofya zincirlerinden kurtulmay... |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Riyanın mahşerdeki görüntüsü |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Bilmek cehaleti giderir mi? |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 64 ziyaretçi var.
Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...
“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Ben nasıl sizin meziyetinizle iftihar ediyorum, o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum, kendimindir telâkkî ...
Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.