| 58 yıl önce dar-ı bekaya irtihal eden, 'nur iskele memuru': Santral Sabri Efendi |
|
|
| Ahmet Özdemir tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 20 Şubat 2012 00:01 |
1893 yılında Barla’ya bağlı Bedre köyünde dünyaya gelen Sabri Efendi, 20 Şubat 1954 tarihinde Eğirdir’in Pazar Köyünden kendi köyüne dönerken bindiği kamyonun devrilmesiyle beyin kanaması geçirmiş ve Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Bediüzzaman, Sabri Efendinin cenazesine bizzat iştirak etmiştir. Kabri Bedre mezarlığındadır.Risâleler yazıldıktan sonra okuyucusuyla buluşuncaya kadar uzun bir yolculuk yapardı. Serüven diyebileceğimiz uzun ve meşakkatli bir yolculuktur bu. Nur talebeleri bir fabrikanın çarkları gibi birbirleriyle uyumlu çalışmışlar ve risalelerin bizlere kadar ulaşmalarına—Allah’ın yardımı ile—vesile olmuşlardır. Risalelerde “nur iskele memuru” diye geçen bir kavram vardır. Peki, Nur iskele memuru nedir? Görevi nedir? Bu unvana sahip nur talebesi kimdir? Bu soruların cevaplarını Merhum Sabri Efendinin hayatını ve hizmetlerini dikkatlice incelediğimizde bulabiliriz. Sabri Efendi, Risale-i Nur’da “Hulusi-i sâni Sabri”, “santral Sabri”, “Nur iskele memuru Sabri”, “Risale-i Nur’un kaptanı Sabri”, “Nur iskelesinin nâzır-ı bînazîri”, “Nur iskelesi nazırı Sabri”, “Hoca Sabri” ve “Sıddık Sabri” gibi unvanlarla sıkça zikredilmektedir. Sabri Efendinin hakiki isminin “Muhammed Sabri” olduğunu Risale-i Nur’da bir haşiyeden öğreniyoruz. Said Nursi kendisiyle nura hizmet edenleri şu ünvanlarla takdir eder: “Hulusi ihlâsıyla, Sabri takdiriyle, Süleyman sadakatiyle, Bekir hizmet ve gayretiyle, hizmet-i Kur’an’da bulundular.” (Lem’alar, s. 83) Onun Üstada yazdığı mektuplar Barla Lahikası’nda Hulusi Beyden sonra ayrı bir bölüm içinde yer almaktadır. Muhammed Sabri Efendi, uzun süre Eğirdir’e bağlı Bedre köyünde imamlık yapmıştır. Bir ara—malum Türkçe ezan meselesinden olsa gerek—istifa etmeyi bile düşünmüştür. Bunu Bediüzzaman’a sormuştur. Üstad yazdığı mektupta “İmamet vazifesinde Risaletü’n-Nur’a zarar yok; ruhsatla amel niyetiyle şimdilik çekilme” (Kastamonu Lahikası, s. 10) diyerek onu istifa kararından vaz geçirmiştir. Sabri Efendi âlim bir zattır. Said Nursî’ye talebe olup, onun mukaddes davasına hizmet eden bahtiyarlardandır. Bediüzzaman’la birlikte Denizli’de hapis yatan Sabri Efendi için lahika mektuplarında çeşitli iltifatlar ve takdirkâr cümleler bulunmaktadır. Bediüzzaman’ın, Hoca Sabri ve Hafız Ali’nin “Mugayyebât-ı Hamseye dair Sûre-i Lokman’ın âhirindeki âyetin hakkında mühim suâl”e verdiği cevap günümüzün bu konudaki sıkıntılarını giderecek özelliktedir (Bknz. Lem’alar, s. 280-284). Hacı Sabri Efendi, Nur Risalelerinin yayınlandığı ilk yıllarda santrallik vazifesini hakkıyla yapmıştır. Bulunduğu yerden civar köylere Nurları yaymıştır. Barla’da bulunan Bediüzzaman’la bir santral gibi irtibat kurmuştur. Ölünceye kadar da bu görevini devam ettirmiştir. O tarihlerde devletin posta hizmetlerinden yararlanmak çok zordu. Çünkü nur talebelerinin her şeyleri yakın takipte idi. Adeta devletin adamları Bediüzzaman ve Nur talebelerinin peşinde idi. Baskınlar devam ediyordu. Sabri Efendi Üstaddan gelen tashih edilmiş ilk nüshaları İslâmköy’de bulunan Hafız Ali’ye ve Eğirdir’de görev yapan Hulusi Beye en kısa zamanda ulaştırırdı. Onlar da çoğaltarak “nur postaları” adı verilen ulaklarla diğer yerlere götürürlerdi. Kara ulaşımının henüz olmadığı veya yetersiz olduğu yıllardı. Eğirdir Gölü sahillerinde her köyün, nahiye ve kazalarının iskeleleri vardı. Aradaki ulaşım göl üzerinden sağlanırdı. Bedre, İlama ve Barla iskeleleri birbirini takip ederek sahil boyunca uzanırdı. Sabri Efendi, bulunduğu Bedre köyünde “Nur iskele memuru” olarak da vazifesini yapıyordu. Risale-i Nurları Bedre iskelesinden diğer köylere tevzi ederdi. Sadakat ve bağlılığının bir nişanesi olarak Bediüzzaman kendisine “Sıddık Sabri” unvanını vermişti. Ona, Albay Hulusi Yahyagil’e nisbet ederek “Hulusi-i Sani” yani “İkinci Hulusi” diye de hitap ediyordu Bediüzzaman. Bediüzzaman bir mektubunda Sabri Efendi için şöyle diyordu: “Sabri kardeş, senin fasılalı iki mektubun, hizmetinin makbuliyetine iki şahid-i gaybî gösterdi. Senin tabirinle Nur fabrikasına ben de ‘Elfü elfi maşâallah, barekallah, veffekakellah’ derim. Senle Sıddık Süleyman, benim nazarımda ve fikrimde ve duamda daima beraber bulunduğunuzdan, seninle konuştuğum vakit, omuz omuza ikinizi beraber görüyorum. Mâsum ve mübarek çocuklarınız duadan hissedardırlar.” (Kastamonu Lahikası, s. 64) Sabri Efendi, Bediüzzaman Kastamonu’ya sürgün edildikten sonra da santrallık görevini ilk hızıyla sürdürmeye devam etmiştir. Şöyle ki: Kastamonu’dan Isparta’ya gönderilen mektup ve risaleler önce Eğirdir yoluyla ona gelir. O da kar-kış demeden, bunların bir nüshasını İslamköyü’nde bulunan Hafız Ali’ye ulaştırırdı. Üstad, Sabri Efendi’ye yazdığı bir mektupta memnuniyetini söyleyip kendisine karabet derecesinde yakın olduğunu da ifade eder. Şöyle ki: “…fıtraten bende mevcut has bir nişan var; bütün gezdiğim yerde kimsede görmedim. Sabri’de aynı nişan-ı fıtrî var. Bütün talebelerim içinde, karabet-i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş. Ve şu havâlide en az ümid ettiğim ve o da geç uyandığı halde en ileri gittiği bir işarettir ki, o da bir Hulûsi-i Sânîdir, müntehaptır. Cenab-ı Hak tarafından bana talebe ve hizmet-i Kur’ân’da arkadaş tayin edilmiştir.” (Barla Lahikası, s. 50) Fıtraten mevcut olan nişan bir başka mektupta şöyle açıklanır: Bediüzzaman, dualarına sadece talebelerini değil, risalelerle ilgili bütün hanımları, çocukları ve annelerini de dâhil etmiştir. Buna örnek olarak Sabri Efendi gösterilmekte ve şöyle denilmektedir: “Biliniz ki, bir seneden ziyadedir, ben duada, Risaletü’n-Nur’un şakirtlerinin risalelerle alâkadar olan ezvâc ve evlât ve valideynlerini dahi dâhil ediyorum. Bunun bir sebebi, başta Sabri olarak, orada burada bazı zatlar, çoluk ve çocuklarıyla daireye girmeleridir.” (Kastamonu Lahikası, s. 43) “Nur’un erkânından ve hocalar kısmının yüzünü ak eden Nurun santralı Sabri’nin mektubunda, merhum Hafız Ali, Hasan Feyzi ve onların halefi ve vazifelerini gören Ahmed Fuad’ın, ihtiyar ve vazifesi bitmek üzere olan bu biçare Üstadlarına bedel ömrünü feda etmek, onun yerinde çabuk berzaha gitmek gibi, Sabri kardeşimiz de dördüncü olmak üzere ve ömrünü kabilse bana vermek, nefis ve kalbini ikna edip bana yazıyor. Ben, bu pek eski ve sarsılmaz ve Nurlar için hayatı çok faydalı kardeşime binler barekâllah deyip, bana verdiği ömrünü kabul edip, ona aynen Ahmed Fuad gibi, o bakî kalan iki ömrümü, o iki kardeşime ve o iki yeni Said’e emanet verip benim bedelime hizmet-i imaniyede ve Nuriyede hizmet etsinler.” (Emirdağ Lahikası, s. 384-385) Santral Sabri’nin annesinin vefatı üzerine Üstad taziyede bulunur. (Kastamonu Lahikası, s. 286) Sabri Efendi’nin ilk mektubunun konusu “Ondokuzuncu Mektub”dur. Ondokuzuncu Mektubun konusu ise, “Mu’cizat-ı Ahmediye” diye bildiğimiz Peygamber Efendimiz’e (asm) ait mucizelerdir. Bu risalede üç yüzden fazla mucize yer almakta ve Mektubat adlı risâlenin en uzun bölümünü teşkil etmektedir. Bu risalenin yazılmasına sebep Sabri Efendidir. Bediüzzaman bu duruma şu sözleriyle işaret etmektedir: “Sabri’nin dahi On Dokuzuncu Mektub gibi bir sülüs-ü Mektubat’ın yazılmasına sebep, onun samimî ve ciddî iştiyakı olmasıdır.” (Barla Lahikası, s. 48) Sabri Efendi, okumaktan aldığı feyzin yanında “istinsah” (çoğaltmak) gibi bir görev daha ifa ediyordu. Hulusi Beyin vekili olduğunu belirterek çoğalttığı nüshayı hemen ona göndermekle “santrallik” görevini de yerine getirmektedir. Barla’da yazılan Ondokuzuncu Mektub’dan bir nüsha Sabri Efendiye gelmiştir. Sabri Efendi bu nüshayı okumuş ve kendi el yazısıyla çoğaltmıştır. Sonra bu nüshayı Hulusi Beye göndermiştir. Sabri Efendi, eline ulaşan risâleleri Hulusi Beye veya Hafız Ali’ye göndermeden önce bir nüsha daha çoğaltıp kendisine almaktadır. Çoğalttığı her nüsha onun için bir hazinedir. Meselâ Yirmi Birinci ve Yirmi İkinci Sözleri yazdığı zaman yaşadığı duyguları şöyle dile getirir: “Nur deryasından nûş etmek isteyen bir kimse, Birinci ve Yirmi Birinci ve Yirmi İkinci Sözleri alsa, diğerlerine eli yetişmezse dahi maraz-ı kalbîyi def ve ref’e, ruhu tenvir ve tesrire kâfi bulunduğu meşhud ve müsellemdir. Zira Birinci Söz tevhid miftahıdır. Yirmi Bir’in birinci şıkkı da mirkat-ı Cennettir. İkinci şıkkı da emraz-ı kalbiyenin tedavisi için nazirsiz bir şifahane-i eczadır. İksir ilâçlarıyla, bilâistisna herkeste bulunan vesvese marazını tedavi ve kal’ eder. Kalb ve ruhta Kur’ân-ı Hakîmin ebedî ve nâmütenahi füyûzât ve envârından gelen revzat-ı inşirâhiyeyi küşadla saadet-i ebediyeye isâl edecek bir râh-ı necat ve selâmettir. Yirmi İki ise, bürhanlarıyla, lem’alarıyla, insan olanın akaid-i diniyesini tahkim ve tarsîne emsâlsiz bir rehber bulunduğunu arz ederim efendim.” (Barla Lâhikası, s. 94-95) Haşirle ilgili “Onuncu Söz” eline geçince yaşadığı sevinci ve yaşadığı duyguları dile getirir. (Barla Lahikası, s. 100-101) Bir başka mektubunda Risale-i Nur hakkında şöyle der: “Bu nurların kâffesi, deccallara mahsus ve müstahzar elmas gülleler ve ehl-i iman için menba-ı envâr-ı hakaik olan Kur’ân-ı Hakîm’den son asırda nebean etmiş, binler âb-ı hayât-ı bâkiye hazineleridir.” (Barla Lahikası, s. 315) Sabri Efendi sadece Bedre’de kalmamış, fırsat buldukça yakın köylere de gitmiştir. Oralarda yaşanan duyguları da aktarmıştır, mektuplarında. Götürdüğü risaleleri gittiği yerlerde okumuştur. “Saff-ı evvel” ve “Barla Sıddıkları” denilen nurun kahramanlarından Sabri Efendi gibi mübarek zatların en zor şartlar altındaki hizmetleri sayesinde, Nur Risaleleri bugün iman ve irfan ufkumuzu güneşler gibi aydınlatmaktadır. Hepsi hizmetin bir ucundan tutmuşlar ve kendilerinden sonrakilere ulaştırmışlardır. Onlar nurları kendilerine rehber yapmışlar ve istikametten ayrılmamışlardır. Bugün dünya risaleleri okuyorsa, o mübarek insanların hizmetteki katkılarını göz ardı edemeyiz. Günümüzde de Nur iskele memurluğunun yeni versiyonları devam etmektedir. Bugün 85 yıl öncesine göre şartlar çok değişti. O gün ağır saydığımız şartlar geride kaldı, diyebiliriz. Ama küfür sel gibi akmaya ve yıkmaya devam ediyor. İnsanlar değişmedi, ihtiyaçları her gün daha fazla artıyor. Daha çok çalışmak gerekiyor. Kurt gövdenin içine girdi, kemirmeye devam ediyor. Nifak hâlâ iş başında dururken, can damarımızı kemiren düşmana karşı en son teknolojiyi kullanmamız gerekmez mi? 58 yıl önce dar-ı bekaya irtihal eden Santral Sabri Efendiyi rahmetle anıyoruz. |
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Hakikat güneşi İslâm “bahane” kal... |
|
Nejat Eren |
|
|
Yörsan’ın hassasiyeti… |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Rahmetin eşiğindeyiz |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Şam’ın seherini, Şam yeli basmada... |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 87 ziyaretçi var.
Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada ...
Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
İNSAN sadece maddî uzuvlardan ibaret değildir. Onun moral yönü ve manevî yapısı ise harikadır. Bediüzzaman’ın bu konudaki tesbitleri dikkate değer:
...
Isparta, memleketimizin gül bahçesi; Barla ise bu güllerin en nadidelerinin yetiştiği bir gülistan.
İşte böyle bir gülistana bir bahar mevsiminde ...
“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Balkanlar, Fatih’in getirdiği demokrasi ile yaşıyor
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Çok mübarek ve çok sevaplı ibadet ayları olan şuhûr-u selâse gelecekler. Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, ...
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Lütfen imla kurallarına uyalım, sadece BÜYÜK harflerle yazılan yorumlar yayınlanmaz.
Mesajınız editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır.