Şarlatanlar Nurcu olabilirler mi?

“Risale-i Nur’u okumak, on defa benimle görüşmekten daha kârlıdır. Zâten benimle görüşmek; âhiret, iman, Kur’ân hesabınadır. Dünya ile alâkamı kestiğim için, dünya hesabına görüşmek manasızdır” diye nazarları Risale-i Nur’a çeviren bir Üstadımız var. Hem de; “Ben de Risale-i Nur’un Talebesiyim” diyor.
Bu ve benzeri ifadelerden anlıyoruz ki, bizim Üstadımız Risale-i Nur ve Onun Şahsı manevisidir. Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri de bizim ustabaşımızdır. Nasıl Nur Talebesi olunur? Risale-i Nur’a nasıl hüve hüvesine uyulur? Bizim için numune-i imtisal üstadımızdır. Nasıl ki; Bediüzzaman herkesten çok Risale okumuş, cevşen okumuş, takvada bulunmuş ise öyle de; herkesten fazla Risale-i Nur’a intisap etmiştir.

Demem o ki; bizim için her şey, ne olursa olsun, her mesele Risale-i Nur’a göre halledilir. Bu cümleden olarak, her kim bir şey söylese, biz onu mihenge vururuz. Risale-i Nur’dan ise, şerhi veya izahı kabilinden ise kabul ederiz. Aksi halde asla ve kat’a kabul etmeyiz gündemi meşgul ettirmeyiz. Biz meselelerimizi istişare heyetlerinde Risale-i Nur perspektifi ile görüşürüz.

Geçmişte her ne karar aldıksa, o şartlarda en uygun olanı odur diye değerlendiririz. Ve asla geçmiş davranışlarımızdan dolayı pişmanlık göstermeyiz. Çünkü kafamıza göre değil, Risalelere göre hareket ederiz.

Yüzde yüz hata bile etmişsek (olmaz da, haydi farz edelim), yine kaderin tecellisine teslim olup dersimizi alırız. Kaderin hükmüne razı oluruz. Bütün bunlardan sonra biri çıkar da; “Üstad şimdi olsa böyle yapardı” derse, biz onu şarlatanlık olarak değerlendiririz. Çünkü bizim Üstadımız başımızdadır ve ölmemiştir ve kıyamete kadar da söz sahibidir. Ne demek Üstadımız şimdi olsaydı? Üstad nereye gitmiş ve hangi meseleyi mühmel bırakmış? Biz böyle şarlatanları çok gördük. Birileri hep saf Nurcuları kandırmaya çalıştı. Durumdan vazife çıkararak lâf cambazlığı ile kafaları hep karıştırdı.

Üstadımızın talebeleri etrafında yuvalanan bazı art niyetli şahıslar ya da görev alanlar bu gibi şarlatanlığı hep yapagelmiştir. Hüsnü zanla bağlı olanları veya ehli tetkik olmayanları şüpheye atmış ve onları kararsız duruma düşürmüşlerdir. Meselâ; bazı ağabeyimizin hiç söylemediği bir şeyi söylemiş gibi algılattırmışlardır. Çok sonra o ağabeyimizin haberi olup yalanlamış ve öyle bir şey söylemediği ortaya çıkmıştır. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.

Bazıları da; biz böyle gördük deyip algıyı umumîleştirmeye çalışmışlardır. Risale-i Nur’da, biz ağabeylerden ya da şundan bundan böyle gördük kapısı kapalıdır. Siz asıl Risale-i Nur’dan gördüğünüze bakın ve beraber bakalım. Çünkü Üstadımız; “Gerçi herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat herkes herbir mes’elesini tam anlamaz” diyor. O yüzden hep beraber okuyup tezekkür edelim. Çünkü beraber baktığımızda kimin yanlış anladığı ortaya çıkar ve o yanlıştan kurtulmuş olur.

Sonuç olarak çok dikkatli olmak yetmez, aynı zamanda çok aktif de olmalıyız. Yıkmak çok kolay, ama tamiri çok zor. O halde yıktırmadan ve yıkıcılara fırsat vermeden inisiyatif koymalıyız. Allah Risale-i Nur’a olan sadâkatimizi ve sebatımızı zayıflatmasın. Âmin.

Sabahattin Boyacı

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*