Şartlar ne olursa olsun, inayet-i İlâhiyeye inanıp hizmete devam etmek

altBin yıldan fazla İslâmiyetin bayraktarlığını yapan bir milletin ferdi olarak, bu güzel ülkede ve etrafı insanlık tarihinin gündemini en fazla meşgul eden bir coğrafyada yaşıyoruz.

20. Yüzyılın başından itibaren her yönden mayası bozulan bir millet ve ülkeyi, tekrar “mayalayan” bir inayet ve rahmet tecellisi var bu topraklarda. Bu gerçek Bediüzzaman ve Risale-i Nur gerçeğidir.

“Biz, imanı kurtarmak ve Kur’ân’a hizmet için, Mekke’de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünkü, en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptelâ olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmaya Kur’ân’dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.!”1 ulvî inanç ve ufku bu ülke ve millete verilen değerin en bariz göstergesidir.

İşte bu inanç ve yüce gayedir ki: Nur Dâvâsının fedakâr şahs-ı manevisi başta Ezan-ı Muhammedî olmak üzere susturulan, örtülen ve unutturulan onlarca “Şeair-i İslâmiyeyi” yeniden ihya etmiştir. Dolayısıyla bu vatan topraklarında birçok kudsiyetin ve mukaddesatın yeniden mayalanmasını, yeşermesini ve yaşanmasını sağlamıştır.

İman dâvâsının mayasını bozmada araç olarak kullanılan, materyalist felsefe ve maddecilik cereyanının tesirindeki san’at eserlerinden olan; roman, hikâye, tiyatro, sinema gibi alanlarda müsbet mânâda alternatif san’at eserlerinin hayata geçirilmesine rehber olmuştur. Yeni Asya Gazetesi’nin doğuşu bu çizgi ve idealin neticesidir. Meşveretin ürünüdür.

Genç ve dinamik beyinler bu ustaca sinsi oyunlara kurban edilmişti. Bu mayayı bozan zındıka oyunlarına dur denmesi tahkiki imana dayalı fikirle yapılabilmiştir. Fesat şebekesinin sinsi planları bu müsbet mayalama ile ters yüz olmuş ve bozulmuştur.

Fesat oyunları bitmedi sadece tarz ve şekil değiştirerek bütün hızıyla devam ediyor. Bunlara karşı koymak yine istikametten şaşmayan ana kaynak Risale-i Nurlar’la olabilir.

Sebeblerin büyük ölçüde sukut ettiği veya ettirildiği ortamlarda sığınacak liman bellidir.

Bediüzzaman hayatı boyunca harikalar harikası bir inayete mazhar olan mübarek bir şahsiyettir. Onu samimiyetle takip edenlere düşen de aynı yol olmalıdır.

Bu hizmeti kudsiyede gayet inayetkârâne bir hıfz-ı İlâhî vardır. Böyle bir şahs-ı manevî ile mübareze, uğraşma, itham, hakaret, dışlamaya çalışmak boşunadır, hatadır. Millete, vatana büyük zarardır. Hıfz-ı İlâhî ve inayet-i Rabbaniyeye karşı gelmek, firavunane bir inattır.

Cenâb-ı Hakk’ın inayetiyle, dünyanın geçici şan, şeref, enaniyetli, şöhretli, zararlı, faydasız ve manasız olduğunu, Kur’ân’ın feyziyle anlamak bir hazinedir.

Sıkıntı ve zorluklara karşı en iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlâhiyeye dayanmaktır.

Hiddete getirmeye, hadise çıkarmaya, zehirlemeye, bölmeye, parçalamaya, ümit kırmaya, fitne çıkarmaya karşı en iyi çare “inayet-i İlâhiye”yle Nurcuların duâlarını almaktır. Bu duâların bir panzehir gibi tesirli olacağı inancıyla, sabır ve tahammülle sabretmektir.

Halis hizmetkârlara karşı yapılacak suikastlere ve tuzaklara Hıfz ve inayet-i İlâhiye, müsaade etmeyecektir, daima inayet, himaye edecek, bütün planlarını akim bırakacaktır, inşaallah.

“Gözümüzle gündüz gibi, hem nefsimizde, hem etrafımızda bir rahmet-i âmme ve bir hikmet-i şâmile ve bir inayet-i daime müşahede ediyoruz.” Evhama, telâşa gerek yok!

Hizmetimize terettüp eden ve yardım eden inayet-i Rabbâniye o kadar çoktur ki, eğer saysak binleri geçer.

Kur’ân deryasından kazandığımız, tükenmez hazine ile tebliğe mezun vazifedarlar olarak mânâları, cevherleri muhatap olduklarımıza bildirmekle bu millete ve güzel vatana asıl vazifemizi icra etmiş oluruz.

Yüzer tecrübeyle inayet-i İlâhiye bizi himaye ettiği ve dehşetli zulümlerden kurtardığı gibi, her türlü manasız, kanunsuz, gaddarane zulümlerden de kurtaracağına kat’i kanaat etmeliyiz. Bir parça sıkıntı, zahmet, zarar da görsek, binler derece o zahmetten ziyade rahmet ve ihsan-ı İlâhiyeye ve sevaba mazhar olma ihtimaline binaen sabırlı ve teenniyle davranmalıyız. Bu sabır ve hizmet anlayışının pek çok biçare ehl-i imanın imanlarına başka bir tarzda bir kudsî hizmet hükmüne geçeceğini rahmet-i İlâhiyeden pek kuvvetli ümit etmeliyiz.

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*