Sevdiklerimizin ardından

Sevdiklerimizin kıymetini gidince anlıyoruz. Yaşarken fırsat buldukça üzdüğümüz, kalbini kırdığımız, hal-hatır sormaktan içtinap ettiğimiz yakınlarımızı “ölünce” badem gözlü yapıyoruz.

Halbuki yaşarken kıymetini bilmeli, onları sevip sarmalıydık.

Bu yüzden “ahde vefa” sözü anlamlıdır benim için.

Aynı zamanda dinimizin bize emrettiği en güzel prensiplerden biridir; sözünde durma, verdiği söze bağlı kalma… Hatta özü ve sözü doğru anlamına gelen bir “ahid”dir aslında.

“Ahid” kendisini hür iradesiyle sadâkat yükümlülüğü altına sokmuş her mü’minin ahlâkî borcudur.

Yani;

Yaşarken mesafeli durduğumuz değerli büyüklerimizle “cenaze”de bir araya gelmemiz “ahde vefa” mıdır?

Nedir sahi?

FIRSAT VARKEN SEV!

Ölmeden önce sevdiklerimizin kıymetini bilmek çok mu zor?

Çünkü kaybettikten sonra bir anlamı kalmıyor da…

Hadi, giden gitti… Geri gelmiyor. Peki, şu an sevdiğin yanıbaşında ise, ne yapıyorsun?

Dön ve sarıl!

Sıkı sıkıya hem de… Sonra bırak, tekrar sarıl… Bu fırsatı bulamayabilirsin.

Eğer konuşmak istiyorsan, içinden geçenleri ona anlat… Tutma içinde… Çünkü bunun “sonra”sı yok. O zaman nafile seni duymayabilir.

Eğer koklayabiliyorsan onu, ciğerlerin patlayana kadar kokusunu içine çek. Zira o kokuya hasret kalacak belki de eşyalarını koklamakla yetineceksin.

Eğer gözlerine bakabiliyorsan doya doya bak! Neşeyle, sevgiyle… Sonra o gözler bir daha açılmayabilir.

Ona karşı kusur mu ettin? Git özür dile… Yoksa bir daha buna fırsatın olmayabilir.

ERTELENEN SEVGİLER NE KADAR KIYMETLİ

Çünkü yanında iken farkına varamadığın bu küçük eylemler aslında ne kadar değerli bilir misin?

Ertelediğimiz, ötelediğimiz nice sevgiler, yok olduğunda kıymete biniyor. O zaman özlüyor, kıymet biliyoruz. O zaman onun yanında olmak için herşeyi istiyor ve mesafelere kızıyoruz.

YARINLAR BİR DAHA HİÇ GELMEYECEK

“Enfeksiyona dikkat” uyarısı yüzünden elini öpemedim. Yoğun bakımdaydı. Başıma bone, yüzüme de maske taktılar. Yanına yaklaştığımda hayata dair bağları birer birer kopmuştu sanki. Beni görünce, zoraki gülümsedi. Bana verilen bir dakikalık süreyi doldurduktan sonra çıktım.

Ertesi gün “servise çıktı” dediler. Odasına girdim. Yine enfeksiyon kaygısı yüzünden elini öpemedim. Oturdum. Öylece sustuk. İlk kez fark ettim hiç konuşmadığımızı. Belki susarak anlaşıyorduk hep. Ameliyat sonrası kolunda morluklar oluşmuş, yetersiz beslenmeden kaynaklanan belirgin bir halsizlik gözlemledim. Konuşmaya mecali yoktu. Kalan gücünü benim iyi olup olmadığımı sorarak tüketti. Kendisine fazla yorulmaması gerektiğini, nasıl olsa yarın tekrar görüşeceğimizi söyledim. Gülümseyemedi. Acıları onu kıvrandırıyordu besbelli. Aslında son bir yıldır yüzünde acı okunuyordu.

Elimi başına götürdüm. Son bir kez dokunduğumu nereden bilebilirdim ki? Yarım saatlik görüşme süresini sonlandırmıştım.

Nasıl olsa yarın görüşecektim!

Ama “O”nun vefat haberini alınca o “yarın”lar bir daha hiç gelmeyecekti.

TERHİS TESKERESİ

Artık anneme sarılamam. Onun Cennet kokusundan uzak, sanki hep senden sonra yaşayacakmış duygusu veren o bakışlar yok.

Sıradan bir anne-oğul ilişkisi olmadı bizimki… Sabahları onun yanağına günaydın öpücüğü konduran, başım sıkıştığında onun kollarında teselli arayıp ağlayan, kahverengi gözlerine derin derin bakan bir çocuk hiç ol(a)madım.

Geç buldum, çabuk kaybettim.

Annem, artık ebedî dünyada sevdiklerinin yanında. Bir yıl önce vefat eden annesinin, 15 yıl önce kaybettiği babasının yanında artık. Yetim büyüdü, hayat onun için ağır bir mesuliyetti. Çok çile çekti… Çektirdiler. Koşuşturmaca ve mesuliyet bitti, istirahat zamanı.

VE DUÂ…

Rabbim bana, size ve hepimize kendisi ve sevdikleri hayattayken hâlâ kıymet bilebilmeyi nasip etsin.

Değil mi ki, birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olmayacağız… Allah bize ve sevdiklerimize hayırlı ömürler ve sonrasında ölümler versin.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*