Sezar’ı Brütüsler Öldürür

Birinci Dünya Savaşı öncesi…

İngiltere üzerinde güneş batmayan bir ülke.

Osmanlı ise hasta adam haline düşmüş.

İngiltere peşine taktığı ülkelerle Osmanlı’ya son bir darbe vurmak istiyor.

 

İslam’ın son temsilcisini dünya yüzünden silmek amacında.

Gelip dayanıyor Çanakkale önlerine.

Devrin en büyük ordusu, en güçlü askerleri, karşı konulmaz kuvvetiyle.

18 Mart günü İngiliz donanması taarruza başladığında, donanma komutanı akşam çayını Marmara Adasında içmeyi planlamaktadır.

Zaferden o kadar emindir, yani.

Hayaller gerçeklerle örtüşmez.

Daha savaşın ilk gününde üç büyük gemileri batar.

Bazıları da ağır hasar alır.

İngilizler bir kez daha anlar ki, bu millet top ve tüfekle yıkılmaz.

O zaman bilinen taktiğe baş vururlar.

Brütüs taktiğine.

Hani Sezar Roma’nın güçlü adamıdır.

Dışarıdan bir güçle yıkılmaz.

O zaman Sezar düşmanları içeriden birisini bulurlar.

Sezar’ın en yakın adamı Brütüsü…

Sezar hançeri yediği zaman şöyle bir döner bakar ki, ölüm darbesi Brütüsten gelmiştir.

“Sen de mi Brütüs?” der ancak.

İşte aynen bunun gibi…

Çanakkale önlerinde çakılıp kalınca içeriden adam bulurlar.

Kendi yapamadıklarını adı Ali, Hasan, Mustafa olan insanlara yaptırırlar.

Bu milletin bin senedir medar-ı iftiharı olan İslam’la bağını koparmaya çalışırlar.

Cafer Hoca da diğer bir acı örnektir.

Cengiz Horasan illerini yakıp yıkarken en büyük desteği Cafer Hoca denen bir zattan alır.

Halkın kendinden bilip itimat ettiği bir hocadan…

Benzer bir durum da 12 Eylül sonrasında yaşandı.

Cemiyetin içtimai ve sosyal temelleri yine kendi içinden çıkan kişiler tarafından tahrip edildi.

Ahlaksızlık, rüşvet, yolsuzluk, müstehcenlik bu devirden sonra toplum arasında yaygınlaştı.

“Benim memurum işini bilir” çirkin bir meslek haline geldi.

Uhrevi maksatlar taşıyan bir çok kesim yönünü dünyaya yine bunlar zamanında çevirdi.

Benzer bir durum da bu günlerde yaşanıyor.

Şöyle bir bakıyoruz milletin hal-i pür mealine…

Fukaralık artmış, rüşvet ve yolsuzluk cemiyeti dört bir yandan sarsmış, toplumun direği olan aile çöküntüye doğru gidiyor, boşanmalar had safhaya varmış, gelir dağılımında büyük bir dengesizlik var, fakir daha fakir, zengin daha zengin olma yolunda, televizyonların bir çoğu ahlaksızlık yarışında, muhafazakar kanallar bile yolunu şaşırmış…

Velhasıl cemiyetin maddi ve manevi direkleri sarsılıyor.

Ne yazık ki bu durum da görüntüsü dindar olan bir idare zamanında yaşanıyor.

Garip ve bir o kadar da iç yakıcı bir durum doğrusu…

Acaba diyoruz…

Suret-i haktan görünen bazıları bu cemiyete Brütüslük mü yapıyor?

Merak ediyoruz…

12 Eylülde tezgahlanan derin proje 12 Haziranda da devam mı ediyor?

Ne dersiniz?

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

Ahmet Said Akgül

Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez!

4 Yorum

  1. dini sadece bir cemaatin veya camianın tekelinde görmek dahası nurculuktan en uzak hareketi bile nurculuğun ana caddesi olarak görmek ancak kendine Müslüman olanlar için olabilir Hatta Sezar konumunda olan bu hükümet ise Brütüs’ün kim olduğunu varın siz sayın.

  2. Cok basit, yüzeysel bir makale. Son zamanlarda yasananlarin hayal kirikligi herhalde..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*