“Şimdi nerede olacaktık?”

Bir kardeşimizin gönderdiği ma-nidar mesaja yer verelim bugün: Amma ba’d! Ya eyyühel emanat! Mün’im-i Hakikiye sayısız hamd ve senalar olsun ki, ferdler ve aileler olarak da Kur’ân’ın en mükemmel tefsiri Risale-i Nur hizmetlerinin ve Yeni Asya ekolü içinde hürriyetçi/demokrat bir kültür yapısı ve atmosferine sahibiz…

Dünyadaki 7.5 milyar, İslâm âlemin- deki 1.750.000, Türkiye’deki 80 milyon insan içinden seçilerek bu büyük ihsan-ı İlâhî omzumuza konmuş!

Eğer Risale-i Nur’u bize tanıt- masalardı, kimbilir şimdi nerede, kimin peşinde ve ne halde olacaktık? Düşüncesi bile dehşet verici değil mi!..

Nitekim, Peygamberimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde, “Hz. Adem’in yara- tılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise, daha büyük bir fitne yoktur.”1 buyurur.

Bir diğerinde ise, “Deccalın şerri şey- tandan daha etkilidir.”2 demiştir.

İşte böyle dehşet ve vahşet âlud bir zaman diliminin tam ortasındayız.

Risale-i Nur, baştan ayağa “Deccalın” kötülüğünü, fitnesini engelleyen, Süf- yanist kanserine karşı en etkili şuâ tedavisini (5. Şuâ) uygulayan bir eserdir. Ve onu tanıma şerefine ve nimetine nail olduk. Elbette bu sonsuz hamd ve şükretmeyi gerektiriyor… “Lein-şeker- tum leezidennkum / Şükrederseniz nimetimi elbette arttırırım.”3 âyetinin mefhum-u muhalifi, “Şükretmezseniz, nimetimi keserim!” anlamındadır.

“Lezzetli bir nimeti insan yese, eğer şükretse, o yediği nimet, o şükür vası- tasıyla bir nur olur, uhrevî bir meyve-i Cennet olur. Verdiği lezzetle, Cenâb-ı Hakk’ın iltifat-ı rahmetinin eseri oldu- ğunu düşünmekle, büyük ve daimî bir lezzet ve zevk veriyor. Bu gibi mânevî lübleri ve hülâsaları ve mânevî maddeleri ulvî makamlara gönderip, maddî ve tüflî (posa) ve kışrî, yani vazifesini bitiren ve lüzumsuz kalan maddeleri fuzulât olup aslına, yani anâsıra inkılâp etmeye gidiyor. Eğer şükretmezse, o muvakkat lezzet, zeval ile bir elem ve teessüf bırakır ve kendisi dahi kazurat olur. Elmas mahiyetindeki nimet, kö- müre kalb olur. Şükürle, zâil rızıklar, daimî lezzetler, bâki meyveler verir. Şükürsüz nimet, en güzel bir suretten, çirkin bir surete döner. Çünkü, o gafile göre rızkın âkıbeti, muvakkat bir lez- zetten sonra fuzulâttır.”4

Dipnotlar:
1- Müslim, Fiten: 126.
2- Ramûzü’l-Ehadis, s. 518.
3- İbrahim Sûresi, 14:7
4- Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, s. 350.

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*