Sırat köprüsü ve dipole yolculuk

Sura birinci kez üflendiği zaman şu içinde yaşadığımız alem-i şehadetteki tüm hayatlar son bulur, bir kıyamet kopar. Ardından bütün mahlukat ölümü tadar. İkinci üflemede ise tüm canlılar ve insanlar haşir meydanına çıkarlar. İşte bundan sonra ebedi hayat başlayacaktır. İnsanlar ve diğer canlılar için bu ebedi hayat şartlarına uygun haller ve cisimler yaratılacaktır. Kabir aleminden sonra insanın ilk durağı haşir meydanıdır, yani o meşhur ismi ile mahşer meydanı. Bu meydan, tüm insanlığının toplanacağı çok büyük bir meydan özelliğindedir. Şimdiye dek yaşamış olan tüm insanlık burada bir araya gelecek ve hesaba çekilecektir.

Peki haşir meydanı nerededir?

Bu sualin cevabı Risale-i Nurda şöyle verilmiş:

“Cehennemin yeri, bazı rivayatla “tahte’l-arz” denilmiştir. Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise arzın o medar-ı senevîsi altındadır, demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir.” 1

İfadeye göre haşir meydanı dünyanın güneş etrafında döndüğü bir alan. Eliptik bir yörüngeye göre dönen dünyamızın güneşe uzaklığı ortalama 150 milyon km olduğuna göre, bu alanın çapı da yaklaşık 300 milyon kilometredir. Bu durumda ise bu meydanın alanı yaklaşık 70 bin küsur kilometre kare olacağı aşikardır. Elbette ki, bu hesap alem-i şehadete göredir. Ahiret alemlerinde ise bu alan tüm mahlukatı içine alacak şekilde genişleyecek ve dümdüz bir alan olarak yaratılacaktır.

“Demek, yirmi beş bin seneye karib bir daire-i muhitanın içinde, rivayete binaen Şam-ı Şerif kıtası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak bir meydan-ı haşir bast edilecektir” ifadesine göre bu meydan geniş bir meydan olacak ve merkezi de Şam kıtası olacaktır.

“Kıyamet günü insanlar beyaz, bembeyaz, has unun çöreği gibi bir yerde toplanacaklar. Orada hiç kimsenin bir işareti (evi, bağı vs.) olmayacak” 2 hadisi şerifi de bu meydanın bembeyaz, düz ve hiç girintisi çıkıntısı olmayan geniş bir meydan olduğunu ifade ediyor.

Haşir meydanının altında ise Cehennem vardır. “Cehennem ise arzın o medar-ı senevîsi altındadır” cümlesi bu hakikate işaret eder. Haşir meydanı adeta Cennet ve Cehennem arasındaki bir ara durak, ara meydan mahiyetindedir. Üstünde Cennet ve altında ise Cehennem olan bir ara perde gibi, bir engel mahiyetinde, bir nurani mekanı andırmaktadır. Mezkur hadiste geçen,” Kıyamet günü insanlar beyaz, bembeyaz, has unun çöreği gibi bir yerde” cümlesindeki “beyaz ve bembeyaz” kelimeleri ise, haşir meydanının Cennet ve Cehennem arasındaki nurani bir ara durak olduğunu gösterir. Yani bu nurani perde insanlar ile Cehennem arasındaki bir perdedir ki, mahşerde hesap görülene dek bu perde insanlara mekan olma özelliğine devam edecek; hesap sonunda ise bu meydan ile Cehennemin arası açılacak ve o zaman Cehennem tüm dehşeti ile ortaya çıkacak. İşte her insanın Cehennemi görmesi hakikati bu hususa işaret eder.

Bu durum şu an içinde yaşadığımız dünya hayatına da bir nebze benzemektedir. Şöyle ki: Hz. Adem babamız, Cennetten çıkarıldığı zaman düşmeye başladı. Bu düşüş Allah’ın emrine karşı bir muhalefetten dolayı meydana gelmişti ve dünya yüzünde muvakkaten durduruldu ve bir tövbe ve imtihan kapısı açıldı. Dünya yüzü ise merkezindeki Cehennem ile göklerin üstündeki Cennet arasında adeta perde mahiyetinde bir mekandır. İşte bu mekan kıyamet sonrası nurani bir hüviyet kazanarak yine Cehennem ve Cennet arasında bir ara mekan, bir perde olarak haşir meydanı kadar bastedilecek, yani yayılıp açılacak.

28. mektupta geçen aşağıdaki ifade bu hususa şöyle işaret eder:

“Evvela: Bir mektupta; meydan-ı haşir, küre-i arzın medar-ı senevîsinde olduğunu ve küre-i arz şimdiden manevî mahsulatını o meydanın elvahlarına gönderdiği gibi; senevî hareketiyle, bir daire-i vücudun temessül ve o daire-i vücudun mahsulatıyla bir meydan-ı haşrin teşekkülüne bir mebde olduğu ve küre-i arz denilen şu sefine-i Rabbaniyenin merkezindeki cehennem-i suğrayı cehennem-i kübraya boşalttığı gibi sekenesini de meydan-ı haşre boşaltacağı beyan edilmiştir. “

Demek ki haşir meydanı iki ebedi mekan olan, Cennet ile Cehennem arasındaki bir ara mekan, geçici ve muvakkat bir durak olarak gözüküyor. İşte hesap görüldükten sonra bu mekan açılacak, belki de vazifesi sona erecek ve Cehennem tüm dehşeti ile ortaya çıkacak ve insanlar beş yüz sene mesafedeki Cennet ile Cehennem arasında kalacaklar. Cennet ve Cehennem ise iki büyük çekim alanı mahiyetindedir. Cehennem zülmani ve karanlık bir çekim alanı iken, Cennet ise nurani bir çekim alanı mahiyetindedir. Her iki çekim alanı da haşir meydanındaki insanları kendine çekmeye başlayacaktır. Nurani bir mahiyete sahip olanlar Cennete çekilir iken, zulmetli ve karanlık bir mahiyet kazanmış ve günahların ağırlığından hareket edemeyecek derecede olanlar ise Cehennem tarafından çekilirler. Bir çok rivayette insanın “Cehenneme düşmesi hali tasvirleri” bu hususu ifade eder mahiyettedir. Bu günkü ilmi keşifler ile bir misal verecek olursak, Cehennem adeta bir kara delik çekim alanı gibi tüm mahlukatı kendine çekmeye çalışırken, Cennet de yine ak nokta gibi tüm nurani mahlukatı kendi alanına çeker. İşte sırat köprüsü bu tarzda bir yolculuğu ifade ediyor. Yani sırat köprüsü ‘dipole’ türü bir yolculuktur. Yani iki kutup arasındaki bir yolculuk. ‘Dipole’, teknik terim olarak iki kutuplu manasına gelmektedir.

Şöyle bir hali tasavvur ediniz: Haşir meydanı açılmış ve Cehennem tüm dehşeti ile ortaya çıkmış ve Cennet tüm güzelliği ile sizi çekmeye çalışıyor ve siz iki çekim arasında asılı kalmışsınız. Cehennemden kaçış gücünüz var ise, Cennete doğru uçuyorsunuz. İşte misali olarak düşündüğümüz bu hal bize sırat köprüsünü tanımlıyor. Cennet ve cehennem arasında sanki gerilmiş bir ipe tutunarak hareket etmeye çalıştığınız bir yol, köprü veya tutunacak bir dal. İşte bu dalın da insanın kendi tüneli olduğunu “Sırat Köprüsü nasıl bir köprüdür” adlı makalemizde izah etmeye çalışmıştık..

Yani sırat köprüsü ifadesinde, terim olarak sıratın düz, doğru, dosdoğru gibi manalara gelmesi ve köprünün de iki farklı bir mekan arasındaki bir ara bağ olması nedeni ile, sırat köprüsünün de Cennet ve Cehennem arasındaki dipole bir bağ, dipole bir yolculuk ve köprü olduğunu anlarız.

Bu konuda Miraç Risalesinde geçen şu ifadeler bize mühim ip uçları veriyor:

“Hattâ, Şeyh-i Geylânî, İmam-ı Rabbânî gibi bazı zatların ihbarat-ı sadıkaları ile, bir dakikada Arşa kadar urûc-u ruhanîleri oluyor. Hem ecsâm-ı nuranî olan melâikelerin Arştan ferşe, ferşten Arşa kısa bir zamanda gitmeleri ve gelmeleri vardır. Hem ehl-i Cennet, mahşerden Cennet bağlarına kısa bir zamanda urûc ediyorlar.”

“Herbir insan, aklıyla, hayal sür’atinde seyeranı; herbir velî, kalbiyle berk sür’atinde cevelânı; ve cism-i nuranî olan herbir melek, ruh sür’atinde Arştan ferşe, ferşten Arşa deveranı; ehl-i Cennetin insanları, burak sür’atinde, haşirden beş yüz sene fazla mesafeden Cennete çıkmaları olduğu gibi…”

İfadelerde geçen “Hem ehl-i Cennet, mahşerden Cennet bağlarına kısa bir zamanda urûc ediyorlar” cümlesindeki “uruc” kelimesi ise doğrudan bir yükselme, dikine bir yolculuk haline işaret eder. “Cennete çıkmaları” tabiri de yine aynı duruma işaret ediyor. Demek ki, müminler uruc ederek haşir meydanından Cennete uçarlar, adeta dikine yükselirler veya Cehennemin çekim alnından hızlı bir şekilde kaçıp kurtulurlar. Beş yüz sene gibi bir mesafeyi bir anda kat ederler. Bu noktada her müminin Cehennemden kurtulma ve kaçış hızının ve Cennete ulaşma süratinin farklı olduğunu anlıyoruz.

Tabarani ve Buhari’de geçen bir hadis bize bu konuda mühim tanımlamalar yapıyor:

“Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna bağlıdır. Kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi koşan at gibi sıratı geçerler. Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapışır. Nihayet sürüne sürüne kurtulur.”

Hadis-i Şerife göre haşir meydanındaki Cehennemin çekim alnından kurtulma hızı her mümin için farklı olacak. Bu farklılık da kişinin kendisine ait nuruna göre değişecek.

Peki bu “nur” nedir?

Nur, Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden birisidir. Nur, insanı Allah’a ve Cennete bağlayan kopmaz bir halat ve ip mahiyetindedir. Nur, insanlara verilmiş en mühim hareket kabiliyetidir. Nur, insanı ışık hızının üstünde hareket kabiliyetine kavuşturan sönmez ve bitmez bir enerji kaynağıdır. İnsan bu enerjiye Nurların Nuru olan ve bütün isim ve sıfatları ile nurani bir mahiyete sahip olan Zat-ı Zülcelalin ikramı ile kavuşur. Tüm ibadet ve zikirler bu nuraniyetin insana akış yollardır. Yani insan iman ve ibadet ile nurani bir mahiyet kazanır. İşte böyle bir nuraniyet kesp eden bir insan da ışıktan hızlı hareket eder ve böylece zaman ve mekanın kayıtlarından kurtulur. Melekler nurani varlıklar olduğu için ışıktan hızlı hareket ederler, bu nedenle onları göremeyiz. İşte ahirette de, haşir meydanında da insan nurani özelliğine göre Cehennemin çekim alanından kaçıp kurtulabilir. Şu şehadet aleminde bile kara delikler ışık dahil her türlü maddeyi yutup kendine çekebiliyor. Elbette ki, Cehennemin çekim alanı kara deliklerden çok daha güçlü olacaktır. İşte insanın bu dehşetli çekim alanından kurtulabilmesi için, melekler gibi bir nuraniyet kesp edip, ışıktan hızlı hareket etmeleri gerekiyor.

Bu nedenle “Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna bağlıdır” cümlesi ile bu sırra işaret edilmiş.Tam nuraniyet kazanmış bir mümin de göz açıp kapayıncaya kadar bir süratle Cennete yükselecektir. Göz açıp kapama hızı ise, yine Risalelerde geçen “ruh sürati, hayal hızı” terimleri ile tanımlanmış. Günahkar müminler ise günah ağırlıklarını atana kadar yavaşlama gösterecek ve o dik yolda sıkıntı çekecektir. Yani bir taraftan Cennet o mümini kendine çeker iken, diğer taraftan günahların ağırlığı da Cehennem tarafına meylettirecektir. Mezkur hadiste geçen, “Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapışır. Nihayet sürüne sürüne kurtulur” cümlesi tam da bu duruma işaret eder.

Peki arasat nedir?

Bu sualin cevabı için şöyle bir manzarayı hayal ediniz. Bir mümin sevapları ile Cennetin çekim alanına girmiş ve Cennet bu mümini kendine çekiyor. Öte yandan da günahları nedeni ile cehennem de onu tam bırakmıyor. Günah ve sevap dengesinden tam da arada asılı kalıyor. Bu mümin de bir yandan Cennete bakıyor, girme ümidi besliyor; öte yandan da Cehenneme bakıyor, “Ya Rabbi beni bu Cehennemden kurtar” diyor. Allahualem, işte arasat hali de böyle bir hal olsa gerektir.

Elbette ki, bu ifade etmeye çalıştıklarımız misallerden yola çıkarak ile izah etmeye çalıştığımız hususlardır ve her zaman tenkit ve ikaza açıktırlar. Ahirette çok daha farklı haller ile karşılaşmak da mümkündür. Çünkü dünya şartları ile ahiretin şartları mukayese edilmez. Ancak meseleyi biraz zihne yaklaştırmak için bazı izahlar yapılabilir.

Netice-i kelam:

Sırat köprüsü kişiye özel bir köprüdür. Kişinin kendi inanç ve ameline göre farklı bir mahiyet kazanan bir geçiş noktasıdır. Allah tüm müminleri bu köprüden kolayca geçirsin ve Cennetine koysun. Amin.

Dipnotlar:
1- Mektubat, Birinci Mektup, s. 9
2- Buhârî, Rikak 44

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*