Siyaset İspanyol hastalığı gibidir

“Evet İstanbul siyaseti, İspanyol gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzât değiliz. Bilva-sıta müteharrikiz. Avrupa (Batı) üflüyor, biz burada oynuyoruz.”1

“İspanyol hastalığı” İspanyol gribi ya da İspanyol nezlesi 1918-1920 yılları ara- sında H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. İspanyol Gri- bi, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olduğundan Üstad Hazretleri bu ifadeyi kullanmıştır. Bu salgının başlangıç yeri olarak bazı araştırmacılar Çin’i gösterse de genel kanaate göre Amerika’dır.

Yani bir bakıma bulaşıcı hastalıklar gibi siyasetteki renkler de dışarıdan, salgın halinde sirayet ediyor.

Fikri hezeyanlaştırmak; in- san bazen uykudayken uyanık zanneder kendini. Ya da hipnoz olmuş ispirtizmacının telkiniyle eller havaya veya aşağıya indirilip kaldırılırken biz kendimizden, irademizle yaptık zannederiz. (şimdilerde buna algı operasyonu deniyor) Kulağa üflenmiş göremediğimiz sadece işittiğimiz telkini alır ve icra ederiz. Ya da illimunate dedikleri şuur altına, sadece yerleştirilmek istenen mesajlar algılanır. Biz bir diziyi ya da reklâmı seyrederken aslında o algıya kurban gideriz. Sabahleyin de sokak, verilen telkinleri aynen tatbik eder. İsterseniz kahvehaneleri bir dinleyelim. Aynen yukarıda ne söylenmişse aşağıda;

– Duydun mu, “bunlar” böyleymiş, “şunlar” da şöyleymiş, miş, dediler..

Kısaca hakikî sesleri duymuyor, en çok bağıran çığırtkanlara kulak verip gelen cereyana kapılıp gidiyoruz.

MÜSBET VEYA MENFÎ SIYASET

“Mademki kaynak Avrupa’dadır. Gelen cereyan, ya menfî veya müsbettir.

Menfîye kapılan, harf gibi; manası başkasına bakar veyahut; manası kendinden değildir.

“Demek bütün harekâtı, bizzât haric hesabına geçer. Çünki iradesi hükümsüzdür. Hulûs-u niyeti faide vermez. Bahusus menfî iki cihet-i za’fla, haric cereyanın kuvvetine bir âlet-i lâya’kıl olur (ne yaptığını bilmez).

Diğer müsbet cereyan ise ki, dâhilden muvafık şeklini giyer. İsim gibi, hareketi kendinedir. Tebaî haricedir. Lâzım-ı mezheb mezheb olmadığından, belki muahhez değil. Bahusus iki cihetle kuvveti, haric cereyanın müsbet ve za’fına inzimam etse, harici kendine âlet-i lâyeş’ur (şuursuz) edebilir.”2

Yani bir fikre veya bir siyasî partiye verilmiş destek, o partinin yapacağı her icraatı içine almaz..

Suçun şahsîliği prensibince müsbet ve hayırlı amellerde müştereklik esastır. Ancak yapılan yanlışları, zulmü ve haksız icraatları müdafaa ederse; o zaman o icraata taraftar ve zulmüne ortak olur.

İlk yazımızda da belirttiğimiz gibi Türk siyaseti kurulduğu günden beri harice bakıyor. Avrupalılaşma sevdası, siyaseti de İspanyol hastalığı gibi dışarıdan, filtre edilmeden olduğu gibi içeriye aksettiriyor.

Kılık kıyafetimizden tutun, yeme içme ve felsefeye kadar ithalat, bizi değerlerimizden edince siyasetin rengi de hariçten geliyor.

Meşrûtiyetle beraber kurulan partiler, Batının tesiriyle kendisinden zannettiği program hazırladılar. İçlerinden bir iki parti (Ahrarlar) hürriyet eksenli politikalarla arz-ı endam ettilerse de bugünkü gibi dinsiz gösterilerek 46’ya kadar piyasadan çektirildiler.

“Eskiden nasıl Ahrarlar iki defa başa geçtiği halde, az bir zamanda onları devirdiler. Onların müttefiki olan İttihad-ı Muhammedî (asm) efradının çoklarını astılar. Ve Ahrar denilen Demokratları, kendilerinden daha dinsiz göstermeye çalıştılar.”3

Aynen bir asır evvel olduğu gibi, Demokratlar her iktidara geldiğinde; Mason, dinsiz yakıştırmaları yapıldı hep. İşin ilginç yanı ise, siyasalcılar bu yakıştırmaları yaparken Kemalistler de, “Nurcuların halifesi” diyerek laik çevreleri tahrike çalıştı. Kısaca menfi cereyanlara kapılan iki kanat da, Demok- ratları sağdan sola vurdular.

Ya geri kalmışlığımızı din gösterip, dinsiz cereyanlara kapıldılar, ya da din alet edilerek dine zarar verdiler.

Bir yandan dinsizlik siyasete alet edilirken, diğer yandan dinsizliğe panzehir olarak din eksenli siyaseti tercih ettiler. (Niyetler halis bile olsa) kullanılan aletler bozuk olduğundan dini siyasallaştırdılar.

“Kim fâsık siyasetdaşını, mütedeyyin muhalifine, sû’-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçiliktir. Hem umumun mal-ı mukaddesi olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslekdaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir.”4

Dediler:

– Dinsizliği görmüyorsun, meydan alıyor. Din namına meydana çıkmak lâzım.

– Evet lâzımdır. Fakat kat’î bir şart ile ki, muharrik aşk-ı İslâmiyet ve hamiyet-i diniye olmalı. Eğer muharrik veya müreccih, siyasetçilik veya tarafgirlik ise, tehlikedir. Birincisi hata da etse, belki ma’fuvdur. İkincisi isabet de etse, mes’uldür.5

Siyasal İslâm meraklılarına duyurulur.

Dipnotlar:
1- Sünuhat.;
2- a.g.e.;
3- a.g.e.;
4- a.g.e.;
5- a.g.e.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Yorum

  1. Tarafın siyaseti değil,

    Cümle aleme rahmet olacak,

    Her fikri görüşü inanışı hoşgörecek,

    Hür,Adil,Evrensel Insani değerleri yaşatacak..

    Ve Halka hizmet etmeyi en âla vazife bilecek..

    Üstünlük Demokratik kanunlarda olacak,

    Cümle Vatan Hürriyet ve Adalet toprağında Cennet bahçesine dönecek..

    Biiznillah

    Bismillah..

    Yaşasın Demokratlar!

    Yaşasın Hürriyet!

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*