“Siyaset Mehdisi” kavramı

Risale-i Nurdaki lahikalarda yer aldığı şekli ile, Mehdinin üç önemli vazifesinden bahsedilmiş:

Birincisi: İman hizmeti noktasındaki vazifesi ki; cemiyetin imanını tahkim etmek, imanın tüm meselelerini ispat etmek, imana dair tüm şüpheleri bertaraf etmek bu vazifenin asliyetini teşkil etmektedir.

İkincisi ise hayat ve şeriat noktasındaki vazifesidir. Bu vazife ise yasaklanan bazı İslami şeairleri ihya etmektir ki, bunlar; ezan, Kuran tedrisatı, İslami neşriyatın serbest kalması, hac ziyaretlerinin tekrar başlaması gibi cemiyetin genel inanç ve ibadet hak ve hukukunu ilgilendiren konulardır.

Üçüncüsü ise içtimai ve idari ve siyasi noktadan cemiyeti ve bilhassa yönetim kadrolarını irşat edip onlara yol göstererek, İslamın nasıl bir idare ve yönetim şeklini istediğini delilleri ortaya koyup, ittihad-ı İslamın yolunu açacak bir düşünce ve fikir yapısını tesis etmek ve bu sürecin istikametini göstermektir.

Bu husus Nurların muhtelif bölümlerinde izah ve şerh edilmiştir. Bilhassa Emirdağ Lahikalarında geniş izahlar vardır. Detaylı bilgi için mezkur eserlere müracaat edilebilir.

İşte bu eserlerden istifade eden fikir erbabı, bazen, yanlış anlamalara yol açacak şekilde hüküm vermeye kalkışıyorlar. Her üç vazifenin de Risale-i Nurun şahs-ı manevisi tarafından yerine getirildiği ve hala da getirilmeye devam edildiğini göz ardı ederek, sanki yeni bir mehdi gelecekmiş gibi eksik bir düşünce girdabına giriyorlar.

Hatta bazı ehl-i ilmin daha ileri giderek bir “siyaset mehdisi” beklentisi içinde olmaları daha da tehlikeli bir takım süreçlere yol açıyor. Yakın zamanlarda değerli bir bilim adamı, ülke yönetiminin başındaki bir zat için, “seni siyasi müceddid” ilan ediyorum demişti de ne kadar soğuk kaçmıştı. Siz adama siyasi müceddid derseniz o iş orada kalmaz. Adam da sadece mücedditliğe razı olmaz, siyasi mehdiliği de talep eder. Üstelik ediyor da…

Çünkü, bu siyasi akımın müntesipleri liderlerini bir siyasi mehdi olarak görüyorlar. Onu İslam aleminin bir kurtarıcısı olarak telakki ediyorlar. İttihad-ı İslamı kuracağını ve dünya lideri olacağını söylüyorlar. Hatta bu konuda yapılması gereken işleri de kendilerince yapmaya çalışıyorlar.

“Günümüzde bir çok kesim zaten liderini mehdi olarak görüyor, bu aşırı muhabbetten ileri geliyor, bunlar da kendi liderlerini mehdi olarak görmesinde ne mahzur var,” diyebilirsiniz. Doğrudur, öyle denebilir. Ancak bu durum elindeki güce göre farklılık gösterir. Belki bazı cemaat ve gruplar safiyane olarak liderlerini ve hocalarını ve şeyhlerini mehdi olarak kabul edebilirler. Bunların bir çoğu dini hizmet noktasından olaya baktıkları için belki çok tehlikeli olmazlar. Ancak mevcut yönetimin liderini mehdi olarak görmek çok tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. Çünkü bunların elinde büyük bir maddi güç var. “Mehdiye zemin hazırlamak gerek” diyerek bazı istenmeyen davranışlar sergileyebilirler. Hatta kendi kendilerine bir takım gizli teşkilatlar kurup, milisler teşkil ederek “gizli mehdi ordusu” kurmaya kalkışırlar. Daha da kötüsü bunlar bir takım derin güçlerin tuzağına düşerek cemiyetin huzur, asayiş ve emniyetine zarar verebilirler.

Şöyle bir yakın tarihe baktığımızda Hizmet Hareketi diye vasıflandırılan grubun başına gelenler bizlere çok şey anlatıyor. Bilindiği üzere bu grup da Hocalarını mehdi olarak görüyorlardı. Hatta bu konuda çok ileri gitmişlerdi. Bu düşünceden olsa gerek tüm dünyaya açılıp, güya dünya hakimiyeti kuracaklardı. Bu hedef ve gaye için çok çalışıyorlar ve doğru yanlış demeden bu uğurda mücadele ediyorlardı. Bu nedenle ellerinde büyük bir servet ve mal varlığı meydana gelmişti. Peki sonuç ne oldu? Bir yerlerden üflenerek şişirilen bu balon, 15 Temmuz iğnesinin küçük bir dokunuşu ile patlatıldı. Binlerce insan perişan oldu, ümitleri ve hayalleri yıkıldı. Bu işi sürekli tahrik eden ve şişirenler ise kaçıp kurtuldular. Saf ve temiz insanlar ise zalimin zulmüne maruz kalarak manen temizlenme ve arınma yolunda büyük mesafe kat ettiler.

İşte benzer bir tehlike de siyasi ve idari sahada yaşanıyor. Birileri siyaset mehdisi balonuna sürekli üfleme yapıyor. Bu da yine gün geldiğinde bir yerden patlayacak veya patlatılacak. Birileri saf saf kendilerinin mehdiye zemin hazırladıklarını zannederek derin güçlerin tuzağına düşüyor. Zannediyor ki yaptıklarını kimse görmüyor. Başını kuma gömen deve kuşu gibi saklandığını zannediyor. Bu devirde neyi ne kadar saklayabilirsiniz ki? Saklanmıyor da zaten. Medyaya sızan bilgilere bakılırsa her yaptıkları kayıt altına alınmış ve alınıyor. Bunlar da tıpkı Hizmet Hareketi gibi oyuna geliyorlar. Mantıksız bir mehdi beklentisi içine girerek hem kendilerini, hem de müntesiplerini perişan edecek sebepleri bir bir elleri ile dokuyorlar. Haydi sadece kendiler zarar görse bu sınırlı bir tahribat olur. Ancak iş öyle kalmıyor. Musibet geldiği zaman tüm kesimler etkileniyor. İste Hizmet Hareketinin durumu ortada. Bunların başına gelenler tüm cemiyeti etkiledi. Bilhassa dindar kesimler ve cemaatler bu işten çok büyük bir zarar gördüler. Umarız ki siyasi sahadan da böyle bir musibet başımıza gelmez.

Bu nedenle diyoruz ki, yeni bir mehdi beklentisinden uzak durmak lazım. Hele ki siyaset müceddidi, siyaset mehdisi gibi kavramlar son derece tehlikeli. Bilhassa Risale-i Nur dairesi içinde olanlar çok daha dikkat etmeli. Böyle kavram ve tehlikeli düşüncelerden sakınmalı. Nur Talebesinin mehdi beklemek diye bir düşüncesi olmaz, olmamalı. Çünkü her şey açık ve net. Bize düşen sebat ve sadakatle Nurlara sarılmak ve ömrümüz yettiği müddetçe iman ve Kuran hizmeti yapmaya devam etmek ve cemiyetin fertlerine bu yolda hizmet etmektir.

Bakın Nurlardaki son dersinde Üstad Bediüzzaman bizi nasıl ikaz ediyor:

“Aziz kardeşlerim, bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rıza-i İlâhiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi netice veren müsbet iman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” (Emirdağ Lâhikası, s. 456)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*