Sungur Ağabey ile müşerref olmak

Aradan uzun yıllar geçse de bazı din büyüklerinden dinlediğiniz konuşmalar; bizzat yaşadığınız veya şahit olduğunuz olaylar zihninizden silinmiyor, unutulmuyor.
Hele bir de nümune-i imtisal şahsiyetlerin gerek anlattıklarından, gerekse hal ve tavırlarından etkilenip, hayat tarzınızda müsbet manada bir değişiklik olmuş ise, sizin açınızdan bu çeşit hatıraların bir değeri oluyor.

Yıl 1970’li yılların ortaları.. Nurlarla tanışalı 6-7 yıl olmuş; yeteri kadar olmasa da eserleri okuyarak istifade etmeye çalışıyorum. Ama her nedense daha ziyade cemaatte temayüz etmiş, hizmette kıdemli olmuş, emektar ağabeyleri görmek, merakla, şevkle onların sohbetlerini dinlemek; gıpta ile, hayranlıkla onların hal ve tavırlarını seyretmek daha çok hoşuma gidiyordu. Gerçekten onların o cezbedici sıcak, samimî şefkat dolu hal ve davranışlarından etkilenmemek mümkün değildi. Etkilenmede asıl kaynak, esas merci Nurlar olmakla beraber, o nuranî simalı ağabeylerin nurlara ayine olup; çevrelerine oradaki hak ve hakikatları olduğu gibi yansıtmış olmaları ister istemez bizi celbediyordu.

Yıllar geçtikçe iştiyakla bilhassa saff-ı evvel dediğimiz Üstadı görmüş, ona hizmet etmiş, onunla omuz omuza Nur hizmetlerinde bulunmuş bazı ağabeyleri dünya gözü ile görüp, onların derslerinde, sohbetlerinde bulunmak için âdeta can atıyorum. Nihayet bir gün bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine merhum M. Sungur Ağabey’e hizmetlerle alâkalı uzunca iki üç mektup gönderdim.

Günün birinde mesaide iken, kapım çalındı. Kapıyı açtığımda, yanındaki bazı ağabeylerle beraber Sungur Ağabeyi görünce, şaşkınlığımdan gözlerime inanamadım. Daha musafaha edip, kucaklaşamadan, onun şefkat ve mütebessim çehresiyle baştan aşağıya beni gözden geçirdikten sonra; “yahu bana mektup yazan İlköğretim Müdürü sen misin?” deyince, ben de ağabey kabul edersen benim deyince; bu defa beni kucaklayarak; “yahu ben de müdür deyince şöyle iri yarı kelli felli bir adam zannediyordum” dedi.

Bir miktar oturup, kısa bir sohbet faslından sonra, namaz vakti girince yan odada namaz kılabileceğimizi söyledim. Odada duvarlardaki resimleri görünce burada namaz kılmayalım dedi Sungur Ağabey. Mesai mahallime yakın cemaatten olan bir hocaefendinin evine gittik. Orada sırtındaki cübbesiyle başındaki sarığıyla heybetli duruşu ile önümüze geçen Sungur Ağabeyin iftitah tekbiri için sessiz ve huşu içinde üç- beş dakika bekledikten sonra, gür bir ses tonu ile “Allahuekber” diyerek namaza başladığını ve ilk defa böyle derin bir huşu ve huzur içinde kıldığımız o namazdan aldığım feyz ve süruru halen unutabilmiş değilim.

Namazdan sonraki yemek ve çay faslından sonra, hep hayalimde olup, dört gözle beklediğim saff-ı evvel bir ağabeyin dersini dinlemenin, sohbetinde bulunmanın heyecan ve sürurunu aradan bunca zaman geçmesine rağmen halen unutabilmiş değilim. Sohbet arasında her zaman olduğu gibi, o zamanda yine başı sıkıntıda olan gazetemiz ile alâkalı olarak bir arkadaşımızın; ”ağabey, Yeni Asya hep saldırılara maruz kalıyor; sıkıntılar bir türlü bitmiyor.. Ne diyorsunuz?..” sualine Sungur Ağabeyin heybetli bir ses tonu ile; “kardeşlerim Yeni Asya Risale-i Nur hizmetleri için, önemli hizmetlerde bulunuyor. Gazetedeki o yazarların her birisi Risale-i Nurun fedakâr birer fedaisidir. Onlara duâ edin ve gazetenize de sahip çıkın” dediğini çok iyi hatırlıyorum o Cennet mekân ağabeyin.

Hüseyin Gültekin

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*