Sünnetler üzerine bir yorum

Kâinatta iki çeşit sünnet vardır; birisi küçük sünnet yani sünneti Muhammedi’ye (asm) (Peygamberimizin kudsî hadisleri, sözleri, fiilleri ve yazıları), diğeri ise büyük sünnettir ki buna sünnetullah diyoruz.

Kâinattaki fen bilimlerinin tesbit ettiği ve etmeye devam ettiği canlı ve cansız varlıkları içine alan fizik, kimya, biyoloji, jeoloji ve astronomi gibi ilimlerin gösterdiği değişmez ve değişmesi ancak mu’cize ile olan kanunların tamamı büyük sünnettir. Küçük sünnet büyük sünnetin keşfedicisidir. Kur’ân, sünnetullahın örneği ve büyük insan olan kâinat için bir mantık kitabıdır. Bu kâinatın düşünce gücü ise küçük âlem olan nevi beşerdir. (Kızıl İcaz, 98 özet)

Varlık tektir ve bütündür, bu görünen ve bizlerin varlık dediklerimize Kur’ân’ın varlık demeyip ‘şey’ diye ifade ediyor. Bu şeyler, o birliğin yansıması, gölgesi belki gölgelerinin gölgeleridir. İsra 110’da O tek varlığın iki farklı büyük boyutundan bahseder. Sonsuz soyut (maddî olmayan) boyuta Allah, O sonsuz soyutun somut (maddî) boyutuna Rahman diyoruz. Bu sonsuz soyut ve somutun bileşkesine vahdaniyet, vahdaniyetin bütün özelliklerini gösteren en küçük çaptaki yansımasına ehadiyet denir. Güneş vahdaniyetse, su damlasındaki yansıması ehadiyettir. Ehadiyetin en mükemmel ve en büyüğü Hz. Muhammed’dir (asm). Bütün peygamberler ve kitaplar O birliğini ve vahdaniyetini göstermek için gelmiştir. Parmağımla bir kuşu göstersem, akıllı adam kuşa, ahmak adam ise parmağa bakar.

İşte bütün kutsal kitaplar ve peygamberler O varlığı anlatıyor. O’nu anlatan kitaplarda cam gibi şeffaf olup altında Kur’ân’ı göstermeli, Kur’ân’a gölge olmamalı.

İnsan, peygamber bile olsa sonsuzluğu kavrayamaz, o sonsuzluk ancak onun isimleri ile öğrenilir. İşte kâinattaki fenler Allah’ın isimleri ve kâinatın aklıdır. O varlık ancak sünnetullah denen fenlerle bilinebilir. Peygamberlerin sünnetleri, kâinattaki sünnetullah dediğimiz fen ilimlerini anlamak için basamaktır.

İslâm âlemi, kâinatın aklı ve Allah’ın isimleri mevkisinde olan fenleri dışladığından küçük sünneti de elde edemediler.

Her zamanın bir hükmü vardır, Mecelle’de zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesi (kesin ahkâm hariç) kaçınılmazdır der. Bu zamanın bütün ilimleri birlikte tefrika yapmadan öğretilmeli. O, tektir ve bütün ilimler de O’nundur.

Kâinatın aklını ve Allah’ın isimlerini bilmeden O, gerçek manada bilinemez. O çok uzaklarda, somut bir varlık olarak algılanırsa, gerçek manada iman sayılmaz, kırk vefiyattan ancak birkaç tanesinin imanının kurtulmasının sırrı budur.

İnsanlık, O varlığa, hayatın devamlı olduğuna (cismanî haşre) inanır ve O’na güvenir, O’na sığınır, diğer insanlarla, amel-i salih noktasındaki hükümlülüğünü yerine getirir, iyi işler yaparsa, insanlık için en küçük müşterek ortak nokta yakalanır. En büyük müşterek ortak nokta ise, kâinatın aklı ve Allah’ın isimleri olan fen bilimleri (sünnetullah) ile kâinat kitabı ve Kur’ân’ı, Hz. Muhammed (asm) ile birlikte okuyarak, O varlığın mazhariyetine ulaşmak, O’na cami bir ayine olmaktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*