Şûursuz şûra üyeleri

abdil-yildirimAğustos Ayında Din Şûrası düzenleniyor ve şûra sonunda bir grup ilahiyatçı tarafından, Nur cemaati ve Risale-i Nur hakkında Diyanet’e bir rapor sunuluyor.
Bu kadar yalan ve yanlışı bir raporda bir araya getirmek için bile bir eğitime ihtiyaç var. Zira âmi ve sıradan insanlar şûra üyesi olsa, böyle şuursuzca bir rapor yazamazlardı. Bu kadar zırvayı bir araya getirebilmek için ancak “Ulema-i suu” olmak gerekir. Maşallah bizim ilahiyat camiasında ise bol miktarda ulema-i suu bulunuyor.

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” sözüne tam mutabık düşen bu “şuursuz şura üyeleri”, bilmedikleri konuda fikir üretmek gibi bir garabet sergilemişlerdir. Yazdıkları raporda, dünyanın elliden fazla lisanına çevrilmiş ve en çok okunan eserler unvanın almış olan Risale-i Nurları çürütmek için ipe sapa gelmez saçmalıklar sergilemişler. Ehli insaf ve ehli vicdan olan hiç kimse, bu eserleri “Kur’ân’a muhalif safsatalar” olarak nitelendiremez. Bu kişilerin ilahiyatçı olmaları hasebiyle, Risal-i Nur’u anlamadıklarını söylemek mümkün değildir. Bu hezeyanlanlarının arkasında, kıskançlık, kin ve nefret duygusu yatmaktadır. Zira öteden beri, ilahiyat camiası içinde bir damar, Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’a muhalefet etmeyi kendilerine bir misyon olarak kabul etmişlerdir. Bunlar, Risale-i Nur’u bir türlü içine sindiremiyor. Fakat onunla rekabet edecek gücü de bulamadığı için çirkin isnat ve iftiralarla gücünü kırmaya çalışıyorlar. Ama buna ağababaları muvaffak olamadığı gibi, çömezleri hiç muvaffak olamayacaklardır.

Hepsi de ilahiyatçı ve üniversite hocası olan bu zevat, Bediüzzaman’ı tenkit etmek için, komünist bir mülhidin Risale-i Nur aleyhinde yazmış olduğu safsataları kaynak göstermektedirler. Yani bir ilahiyatçı olarak, ayet ve hadislerden çıkardıkları dini delillerle bir tenkit getirmek yerine, bir mülhidin saçmalıklarını delil olarak gösterip, bir İslam âlimini çürütmeye yelteniyorlar. Bu zavallıların kindarlıkları, dindarlıklarının önüne geçmiş bulunuyor.

Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Bardakoğlu ise, sapla samanı karıştırarak bir başka garabete imza atmıştır. “İbn-i Arabi, Said Nursî ve F. Gülen. Üçünün de ortak noktası; kendi yazdıklarının Allah tarafından yazdırıldığını iddia etmeleri, böyle din anlayışı olur mu?” diyen Bardakoğlu’nun hangi akla hizmet ettiğini anlamak mümkün değildir. Bediüzzamam gibi bir allame-i cihanın din anlayışını sorgulamak, Bardakoğlu’nun haddi olmasa gerek. İbn-i Arabi, Fethullah Gülen ve Said Nursî’yi aynı kefeye koyan Bardakoğlu, ne dediğinin farkında mı acaba? Yoksa, bir yerlere yaranmak için, Fethullah Gülen’i de Nurcu gösterip Nur cemaatlerini hedefe koymak için mi böyle bir söz sarfetti bilemiyoruz. Ama, gayesi ne olursa olsun, Bediüzzaman gibi bir şahsiyeti çürütmek, Bardakoğlu’nun haddi değildir. Zira bir derya, bir bardağa sığmaz.

Risale-i Nur ve onun müellif-i muhteremi Bediüzzaman Hazretleri’nin her devirde muhalifleri ve muarızları olmuştur. İman dâvâsını hayatının gayesi edinen Üstad Hazretleri, dâvâsı için yıllarca çile çekmiş, eza ve cefaya maruz kalmıştır. Ama o, maruz kaldığı tüm mağduriyetlere ve mahkûmiyetlere rağmen, ilmin izzetini muhafaza adına kimsenin önünde eğilmemiş, hiç bir güç karşısında geri adım atmamıştır. Hep hakkın hatırını âli tutmuş, hiç bir hatıra feda etmemiştir.

İlk zamanlar Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman’a en büyük saldırılar, küfür cephesinden geliyordu. Risale-i Nur, elmas kılıcıyla bu hücumları def etmiş, “küfrün belini” kırmıştı. Son yıllarda bu hücumlar, daha ziyade iman cephesinden gelmeye başladı. Son günlerde ise, doğrudan Diyanet cenahından Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman’a karşı açıktan muhalefet ve muarazalar görülüyor. Diğer taraftan ise, bir zamanlar Risale-i Nur’a karşı amansız bir mücadele içinde bulunanlar, son yıllarda bu tavrını yumuşatmış, hatta Risale’lerin devlet tekelinden kurtarılmasına yardımcı olmuşlardır. İnsan bu duruma bakınca, “acaba roller değişti mi” diye düşünmeden edemiyor.

image_pdfimage_print

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*