Taksim olayları ve ‘beş esas’…

Haziran ayının girmesiyle beraber, memleketin birçok yerinde bir kaos, kargaşadır yaşanıp geliyor. Taksim Gezi Parkı meselesi bahane edilerek yapılan ve biraz da at izinin it izine karıştığı hâller var ortada. Bir kaç defa bu hadiseyle alâkalı yazmaya niyetlendik, ama karışık bir durum olduğundan pek yazmak istemedik. Bu son yaşanan hadiseler bize, bu işlerin kökten çözülmesi gereken formüllerini, esaslarını hatırlattı.

Evet, 82 senelik hayatında, çektiği onca sıkıntı, eziyet, sürgün, hapis, idam tehdidi, öldürme teşebbüslerine rağmen, yine de bu aziz milletin kurtuluşu için, hem dünya, hem de ahiret saadetleri için didinip çırpınan ve müsbet hareket metodunu hiç elden bırakmayan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, cemiyet düzenini temin eden birçok esaslar va’z etmiş, prensipler sunmuştur. Bunların hepsi tabiî, Kur’ân’a istinad eden esaslardır.

İşte bu prensip ve esasların en bilinenlerinden biri, Üstadın şu sözleridir: ”…Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimâiyesi [sosyal hayatı] bu acib zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zarurîdir: Hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir. Risale-i Nur hayat-ı içtimaîyeye baktığı zaman, bu beş esası kuvvetli ve kudsî bir surette tesbit ve tahkim ederek, asayişin temel taşını muhafaza ettiğine delil ise, bu yirmi sene zarfında Risale-i Nur’un, yüz bin adamı vatan ve millete zararsız birer uzv-u nâfi [faydalı organ] haline getirmesidir. Isparta ve Kastamonu vilayetleri buna şahittir. Demek Risale-i Nur’un, ekseriyet-i mutlaka eczalarına (parçalarına) ilişenler, her halde bilerek veya bilmeyerek anarşilik hesabına vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye hıyanet ederler.”

Çocukluğumda çok iyi hatırlarım, gerek rahmetli annemin nasihatleri, gerekse babamın telkinleri hep bizi, dinî terbiye ile yetiştirmek üzerineydi. “Aman evlâdım, kimseye kötülük yapma. Kimsenin malına, namusuna göz dikme. İhtiyarlara, yolda kalmışlara yardım et. Yollarda karşıdan karşıya geçmeye çalışan âmâlara yardım et. Onların koluna girip karşıya geçir. Kimseyle kavga etme. Büyüklerine hürmet, küçüklerine merhamet et! v.s” gibi telkin ve nasihatleriyle büyüdüğümüzden, daha sonraları Risale-i Nur’la müşerref olup, Üstadın bir anayasa maddesi gibi olan bu cümlelerini okuyunca, ana ve babamın o söylediklerini hatırlardım.

Evet, bunlar, tam bir anayasa maddesi gibi olacak sözler, ne kadar güzel değil mi? Bir milletin, cemiyetin, toplum hayatının, huzur ve saadette, sükûnette olmasının temel şartları bu beş madde değil midir? Daha anarşistliğin, anarşinin isminin bile bilinmediği yıllarda Üstad, o kelimelerden bahsetmiştir. Ve şiddetle ve gayretle o “anarşizm” mikrobunun bu vatana bulaşmaması için gayret etmiştir. Ama işin garibi, aynı zamanlarda M. Kemal, Bursa nutkuyla, milleti ve gençleri anarşiye, başıbozukluğa teşvik ve dâvet etmiştir. Zaten, özellikle şu Taksim hadiseleri başta olmak üzere, her anarşik harekette bu kabil telkinler büyük rol oynamıştır.

Bediüzzaman’ın zikrettiği o beş maddeye tâbî olup uyulursa ne olur? Aksiyle hareket edilirse ne olur? Elbette birinci tercihte, memleket ve millet gül-gülistanlık olur. İkinci tercihte ise, en son Taksim bahanesiyle kopartılan fırtınada ve anarşide olduğu gibi, millet ve memleket huzursuzluğa, girdaba, başıbozukluğa ve kaosa sürüklenir. Allah bu milleti muhafaza eylesin. Zaten bu hadiselerin çıktığı zaman bazıları soruyordu “Ne olur?” diye. Biz de, ”Hiçbir şey olmaz. Allah, bu milleti her zaman muhafaza etmiştir. Yine edecektir inşaallah. Çünkü bu vatanda Risale-i Nur gibi bir Kur’ân tefsiri varken, hiçbir şey olmaz inşaallah!” demiştik.
Tekrar söylüyoruz; devletlularımız tez elden bu prensipleri uygulayıp tatbik ederse, okullarda bu esasların hayata hâkim olması yönünde çocuklara ve gençlere eğitim-öğretim verirlerse ne âlâ. Yoksa ne Taksim hadiselerinden, ne de buna benzer şeylerden kurtulamayız.

TAVZİH: 18.6.2013 tarihli yazımızın içinde “… Müslümanları ibadete dâvet etmek için ne yapılacağı istişare edilirken, davul-çan çalmak, tüfek atmak v.s …” kısmındaki “tüfek atmak” cümlesi, başka bir yerde kullanılacakken orada sehven kullanılmıştır. Müdakkik kardeşim, kırk yıllık arkadaşım Dr. Hüseyin Özdemir ve Bolu’dan Nevzat Karaağaç kardeşlerime, hatırlatmaları için teşekkür ederim.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*