Takva ve tahliller

Bilindiği gibi takva; korunma, savunma, elest bezminde verilen sözleri tutup ahde vefa, kazaya rıza gibi aslî ve insanî bir çok vasıfları da bünyesinde barındıran bir davranıştır ve Efendimizin (asm) “Allâh’ın ahlâkı ile ahlâklanmaktır” veciz ifâdesi ile hedefini bulur.

Demek takva İlâhî ahlâk, Allâh’ın dostluğu ve ahde vefâdır. Bediüzzaman’ın ifâdesi ile “Menhiyat ve günahlardan ictinab etmek, ameli salih; emir dairesinde hareket etmek ve hayrattır” der. ”Def-i mefasid celbi nef’a râcihtir” meselesi de meselenin bir başka yönüdür.

Ancak her şeyi içinden çıkılmaz hale getiren bu helâketler, felâketler ve materyalist asrın sığ anlayışı, ona da arzîleşmiş arzuları içinde, anlamını yitirtip vefa yerine safa, rıza yerine de niza getirerek takvadan hasıl olacak saadet yerine, bu asrın insanlarını felâketlerden felâketlere maruz bırakmıştır. Halbuki Cenâb-ı Hak “İhlâs (Takva) ehli olursanız ben size cihan hakimiyeti vadediyorum” buyurmuştur.

Böyle bir meş’um asırda takvanın değil icrası, idraki dahi bu sığ beyinlere sığmıyor. Meselâ birçokları takvayı şekil zannederek sarık cübbe dolaşmak ve teheccüde kalkarak hava atmak sanıyor. Halbuki Yunus Emre bunları “Dervişlik olsaydı tac ile hırka, biz de alır idik otuza kırka” diye ikaz veya hicvediyor.

Halbuki bu takva meselesi şekle hapsedilmeyecek kadar derunî ve lâfza mahkûm edilmeyecek kadarda anlamlı, lisan-ı hâl, lisân-ı kalden daha nâtıktır kabilinden ulvîdir. Hatta o kadar önemli ki Cenâbı Hak Bakara Sûresi ikinci âyet-i Kerimesinde Kur’ân-ı Kerîm için “Bu kitap Müttakiler için hidâyettir” buyuruyor. Yani Kur’ân-ı Kerîm’in nihaî maksadı, takvadır diye ihbar ediyor.

Nahl 128’de de “Muhakkak ki Cenâbı Hak müttaki ve muhsinlerle (Allâh’ı görüyor gibi ibâdet edenler) berâberdir.” buyrulur.

Yine, “iyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” emri yanında “Allah’ın dostluğuna ancak takvâ ile ulaşılabilir” kabilinden bir çok hususu da bu anlamda sıralayabiliriz.

Bir Hadis-i Şerifte, “İnsanın Cennete girmesine ancak sebep olan şey onun Allah’a olan takvasıdır” (Ahmet b.Hanbel 2.392, 442)

Efendimiz” Allah’a karşı takva sâhibi olmanızı tavsiye ederim” buyuruyor. (Ebu Dâvut Sünen)

“Arabın Arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur üstünlük ancak takva ile olur (Ahmet b. Hanbel)

Cennet; Takvâ sâhipleri için hazırlan- mıştır” demek sonsuz kurtuluş da takva ile oluyor. Yine “Gerçekten takva sahipleri Cennetlerde ve pınar başlarındadır” (51/15)

Bediüzzaman Hazretleri ise bu asrın mahiyetini Şuâlar 267’de, “Gaflet ve dünyaperestlikten çıkan dehşetli bir enâniyet bu asırda hükmediyor” ve “ehl-i dalâlet eneye binmiş dalâlet vadilerinde rehbersiz geziyor” diye haber verirken, Kastamonu Lâhikası s. 205’de de “Bu günlerde Kur’ân-ı Hakîmin nazarında imandan sonra en ziyâde esas tutulan takvâ ve ameli sâlih esaslarını düşündüm” demektedir. Demek takva imanın teraşşuhatı ve tezâhüratıdır. Öyle ise anlaşılabilmesi için bu meselenin çok iyi tahlil, analiz ve sentezi lâzım. Onun içinde her meselede olduğu gibi yine Bediüzzaman’a kulak vermek gerekir ve bakalım o hârika tefsirinde neler diyor.

İşâratü’l İ’caz s. 71 de takvayı şöyle tahlil ediyor:

“Ellezine” ile “müttakin” arasındaki münâsebete gelince; bunlardan biri tak’liye diğeri tahliyedir. Tak’liye tathir etmek ve temizlemektir. Tahliye ise tezyin etmek ve süslendirmek mânâsınadır. Bunlar birbirleriyle arkadaş olup, burada olduğu gibi, dâimâ birbirini tâkip ediyorlar. Onun için kalbi takva ile seyyiattan temizlenir temizlenmez hemen onun ardında iman ile tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.

Burada takvayı Bediüzzaman iki boyutlu olarak değerlendiriyor:

Birincisinde “tathir,” yani temizleme anlamına gelen noktalı “h” ile tathir, ikincisinde, “tezyin etme, süsleme” anlamına gelen “tahliye” (noktasız “h” ile yazılır) diyor.

Temizliği de üçe ayırıyor:

1- Şirkten temizlik.

2- Günahlardan temizlik.

3- Mahlûkat anlamına gelen, “mâsivallah” yani Allah’tan başka her şeyden temizlik.

Süsleme anlamına gelen tezyini de yine üçe ayırıyor:

1- Kalbin tezyini iman.

2- Bedenin tezyini namaz.

3- Malın tezyini veya takvası zekât demek sureti ile takvaya öyle şümûllü bir izah getirmiş oluyor ki, böylece takva konusunda karanlık bir nokta bırakmıyor.

Demek her ne kadar kalbin takvası iman, malın takvası zekât, bedeninki namaz olsa da, namazın da takvası secde oluyor. Zira secde, yükselişin zirvesi ve kulun Cenâb-ı Allah’a en yakın olduğu anıdır. Her amelin kendi alanında ruhsat ve azimeti olduğu gibi fetva ve takvası da vardır.

Önemli bir uyarı; Nur Talebeleri takva ve azimete memurdur.

Rabbim bizi takvaya vasıl, ihlâsa mazhar ve rızana nâil olanlardan eyle, amin!

Şemsettin Çakır

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*