Tefsirlerde Hasbiye Âyeti

Uhud’dan dönerken Hz. Ebu Süfyan, bir sonraki seneye Bedir’de savaşmayı teklif eder.
Savaş zamanı Merr-uz-zahran denilen mevkiye geldiğinde Hz. Ebu Süfyan’ın kalbine Allah korku verir. Savaştan caydırmak için Nuaym’ı mü’minlerin arasına on deve va’dederek gönderir. O da korkulu haberlerle endişelendirerek mü’minleri vazgeçirmek ister. Mü’minler yalan ve fena haberden etkilendiler.

Bunu duyan Resul-i Ekrem (asm), “Ben yalnız giderim, vaadimden dönmem.” buyurunca, atlandılar ve harb meydanına vardılar, lâkin düşmandan eser yoktu. Bu vakıaya müsteniden Âl-i İmran’ın 173. Âyetinin inzal edildiği rivayet edilir. Nuaym’ın, düşmanın kuvveti sizden büyüktür şeklindeki sözlerine takılmayıp, “Hasbünallahü ve ni’melvekil” diyerek hem imanını ifade ve hem de arttırmaları tavsiye edilir.1

Âyetin nüzul hikâyesinde, mü’minlerin öncesinden endişeye düşmesinin bize yansımasını şöyle anlayabiliriz. Hayatta karşılaşılan sıkıntı ve endişelerin üstesinden gelecek bir Rabbimiz vardır. Yeter ki O’na sağlam iman edin, teslim olun ve tevekkülü tam yapın!

Peygamber Efendimizin (asm) “Bir işte çaresiz kaldığınızda, ‘Hasbünallahü ve ni’melvekil’ deyin.”2 tavsiyesine uyarak her nevi ihtiyaç ve sıkıntının karşılanmasında sebeplere teşebbüs ile doğrudan Rabbimize müracaat, imanımızın gereğidir. Esasen sebebe müracaatı bir İlâhî emir olarak algılayıp, ibadet esnasında teşebbüs etmeliyiz.

Mü’minler, işlerini Allah’a (cc) havale edip, kalben O’na güvendikleri için, kendilerine dört mükâfat verildi: “Nimet, lütuf, şerrin def’i, Allah’ın rızasına talip olmak.” Bunların ihlâsla yapılmasının ardından en büyük mükâfat ise Rablerinin kullarından, kullarının ise Rabbinden razı olmasıdır.

Mü’min, korkak olmadığı gibi güçlü de olmalıdır. Düşman ne kadar güçlü olursa olsun bu durum hikmetle hareket eden mü’minin imanının ziyadeleşmesine vesiledir. Şehidin mükâfatı Allah’tandır.3 Bu ifadelere bir büyük desteği de, Hz. İbrahim’in (as) ateşe atıldığında imdadına gönderilen dört büyük meleklere “Hasbünallahü ve ni’melvekil” olarak imanının ifadesi mü’minin kelimesi olarak verdiği cevapta aramak gerekir. 4

Mânâ ve maksadına ulaşmış kâmil bir iman, karşısına çıkan şerrin şiddeti nispetinde artar ve kuvvetlenir. Bu bir bakıma tez-antitez karşılaşmasıdır.5 İmanın artması veya eksilmesine farklı tefsir yaparlar. İmanın artması küfrün azalmasına, küfrün artması imanın azalmasına işaret eder, bu durumda mü’min aynı anda iki hâli taşımasını gerekli kılacak yani mü’min aynı anda hem mü’min ve hem de kâfir olmasını gerekli kılacak ki bu da imkânsızdır. O halde artması veya eksilmesi yerine kuvvetlenmesi veya zayıflaması daha doğru yorum olmalı.

Bir mü’min, iman esaslarını inkâr etmedikçe ne kadar büyük günah işlerse işlesin ona kâfir denmez, ancak günahkâr denilir. Eğer günah işlemek imanı azaltsaydı günahkâra kâfir denilmesi gerekirdi, oysa iman esaslarını inkâr etmeyen günahkâra kâfir denilmez, der, İmam-ı Âzam. İman kalbi bir tasdikten ibaret olup, nicelik vasfı taşımaz. Dolayısıyla artma eksilme gibi nicelik bildiren ifade yerine kuvvetlilik ve zayıflılık bildiren niteleme ifadesi yerinde olur der, Elmalılı. Kur’ân’da yükselişe işaret eden âyetlere dayanılarak yükselmesini artış görmek mümkün iken derece eksikliğine küfür denilmez.6

Daha başka tefsirlere de bakılsa benzeri yorumlar yapılacağını tahmin edebiliriz. Dördüncü Şuâ temel merkezli olmak üzere Risale-i Nur’un diğer cüzlerinde günlük hayatın değişik hallerini yaşayan kulun, ihtiyacının karşılanması, düşmanının def’edilmesinde gücünün yettiği yetmediği hemen her şey öncesi ve sonrasında “Hasbünallahü ve ni’melvekil”i içselleştirerek yaşayıp ifade etmesinin izahları yapılır. Bediüzzaman yaşadığı hayatından kesitlerle tesbitlerde bulunup, enfüsî âlemimize emsalî bir davranış sergiler.

Dipnotlar:
1- Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir (1990), 7/213; Konyalı Mehmed Vehbi, Büyük Kur’ân Tefsiri, Üçdal Neş. 1/788.
2- Ebu Davud, 3627; Nesei, el-Kübra, 6/160, Hadis no, 3001; İbn Kesir (2010), 2/385.
3- Hicazî, Furkan Tefsiri, İlim yay. 1/364.
4- M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi,TDV Yay. 2004, s. 157.
5- Celâl Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’ân Tefsiri (1986), 3/1140.
6- Kur’ân Yolu, TDV 2006, 1/717.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*