Tesettür Risalesi’nden gündeme bakış

Geçtiğimiz günlerde tartışması yapılan aile içi cinsel taciz (ensest) hadisesi bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kanayan yaralardan biridir.
İnsanın yaradılışında sınır tanımayan hayvanî hislerin seviyesini göstermektedir. Kardeşler arası, baba, amca, dayı, kayınpeder, kayın tacizi…

Ülkemizde yapılan araştırmalara göre namus-töre cinayetlerinin büyük ölçüde aile içi cinsel tacizden kaynaklandığı belirtilmektedir.

Ensest, insanlık tarihinde sıkça rastlanan, kavimlerin helâk sebeplerinden biridir. İlâhlar ve ilâhelerle dolu Yunan, Roma, Mısır medeniyetlerinden günümüze intikal etmiştir. Bu medeniyetlere ait mitolojik hikâyeler ensest örnekleriyle doludur.

Hz. Âdem (as) ile başlayan peygamberlik müessesesi, insanoğlunun sınır konulmayan hayvanî duygularına, semavî şer’î sınırlar koymuş, peygamberlerin hayatı bunun mücadelesiyle geçmiştir.

Peygamberlerin mücadele ettiği hastalıklardan biri de ensesttir ve ne yazık ki, günümüzde bütün insanlığın nesebini tehdit eden boyutlara ulaşmıştır.

Bu sapıklığın “koruyucu hekimlik” çerçevesinde mütalâa edilebilecek tek reçetesi, insanın fıtratındaki güzelliklere hitap eden Kur’ân’ın tesettür emridir.

MAHREM-NAMAHREM

Bediüzzaman Hazretleri Tesettür Risalesi’nde bu tablo için “hayvancasına” tabiri kullanır.

Üçüncü Hikmet’te cinsel sapkınlık olan ensest hastalığını ve ilâcını nezih bir Kur’ânî üslûpla şöyle beyan eder:

“İnsan hemşire misillü mahremlerine karşı fıtraten şehevanî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karabet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşrûayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehevanî temayülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvanî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir.”

Mahrem: Haram olan, yani evlenmesi dinen caiz olmayan akrabalar demektir.

Nâmahrem: Haram olmayan, yani evlenilmesinde dinen mahzur bulunmayan kimseler demektir. (Osmanlıca Türkçe Lûgat, Yeni Asya Neşriyat.)

Bu iki kelime bizi doğrudan Rabbimizin huzuruna götüren, O’nu hatırlatan özel kelimelerdir.

Nur Sûresi’nin 31. âyeti ve Nisa Sûresi’nin 23. âyetleri ışığında kadın için mahrem olan erkekler şunlardır: Babası, kayınpederi, oğlu, kocasının eski hanımından olan oğlu, kardeşi, erkek ve kız kardeşlerinin oğulları, amcası, dayısı, sütkardeşi… Yani kadının bunlarla evlenmesi, dinen yasaktır.

Erkek için mahrem olan kadınlar ise şunlardır: Annesi, kızı, kız kardeşi, halası, teyzesi, erkek ve kız kardeşlerinin kızları, sütannesi, sütkardeşi, sütkızı, süt halası, süt teyzesi, süt erkek kardeşlerin kızları, sütkız kardeşlerin kızları, kayınvalidesi, hanımının önceki eşinden olan kızı, üvey annesi, gelini. Yani erkeğin bunlarla evlenmesi, dinen yasaktır.

SÜFLÎ MAHREMLER

İnsan kızkardeşi gibi mahremlerine fıtraten şehvet hissi taşımaz. Mahremlerin simaları, aile bağlarını, şefkat ve meşrû muhabbeti hissettirdiğinden nefsanî, hayvanî hisler kırılır. Ama bacak gibi uzuvlar süflî nefislerde çirkin hisler uyandırabilirler. Zira bu uzuvlar yüz gibi mahremiyeti haber vermediğinden, bir kısım süflî mahremlerde hayvanî dürtülerin harekete geçmesi mümkündür. Böyle bir durum “tüyler ürpertecek” derecede insaniyetin alçalmasıdır. Ama imkân dahilindedir.

O yüzden Bediüzzaman Hazretleri, şefkat ve merhametle özellikle kadınları, mahremleri konusunda “Süflî nefislerde, süflî mahremlerde hayvanî dürtüleri uyandırabilir” diyerek tesettür konusunda dikkatli olmaya dâvet eder.

HÜLÂSA

Bediüzzaman Hazretleri’nin tabiriyle “insaniyet-i kübra” olan, yani insanın yaradılışındaki bütün cihazatlara hitap eden dinimiz aile fertleri arasında güven, saygı ve muhabbet hislerini incitecek her türlü tavır ve davranışını engelliyor.

Duygularımızı keşfetmek ve “sırat-ı müstakim” üzere olgunlaştırmak dünya imtihanının püf noktalarını oluşturuyor.
Hele de ahirzamanda ahlâkî yozlaşma manevî değerleri temellerinden tahrip ediyor. Ticaret ahlâkı, siyaset ahlâkı gibi cinsel duyguların ahlâkı diyebileceğimiz şehevî duyguların dengesi de bozuluyor. Homoseksüellik, lezbiyenlik, pedofili, ensest gibi birçok sapıklık toplum hayatını rayından çıkarıyor.

İşte ailede mahremiyet eğitimi hayvanî dürtüleri dengeliyor. Çocukluk döneminden başlıyor, son nefese kadar hayatımızı kucaklıyor.

HEMCİNSE KARŞI TESETTÜR

“İnsaniyet-i kübra” olan dinimiz ömrümüzü tanzim ediyor. Kadının ve erkeğin hemcinsleri yanında dahi tesettürüne riayet etmeleri gerektiğini ölçülerle belirtiyor. Yani kadının kadına karşı, erkeğin erkeğe karşı tesettür ölçüleri mevcut. Fıkıh kitaplarında bunlar anlatılmakta.

LUT KAVMİ GERİ DÖNERKEN…

Hz. Lut’un (as) kavmi, peygamberler tarihinde cinsel tercihleriyle imtihan edilir. Lut (as) olanca gayretiyle kavmini kurtarmaya çalışsa da, kavmi onu dinlemez.

İşte Lut kavminin helâk sebebi olan bu sapkınlık, günümüzde hızla “normalleştirme” operasyonlarıyla, sıradanlaştırılmakta. Halkın zihin kodları yavaşca değiştirilmeye çalışılmakta. Bu konuda medya ön safta vazife almakta. Sanat dünyasında, eğlence sektöründe, sinemada, dizi filmlerde görünmez bir el bu tipleri ön plana çıkarmakta.

Bu konuda bilim dünyası ikiye ayrılmış durumda. “Homoseksüellik bir davranış bozukluğudur, tedavi edilebilir” diyen bilim adamlarıyla, “Genetik ve hormonal bir olaydır” diyen bilim adamları arasındaki tartışmalar bütün hızıyla devam etmekte…

Aynı Allah’a inananlar AİDS, Herpes gibi çeşit çeşit cinsel hastalıkları, boşanmaları, kürtajı, aşk cinayetlerini, gayrimeşrû çocukların sayısındaki hızlı artışı ve ortaya çıkan toplumsal kokuşmayı “İlâhî ikazlar!” olarak değerlendiriyorlar. Lut kavmi gibi helâk olmaktan, Allah’a sığınıyorlar!

Bu konuda şöyle düşünüyorlar: “Homoseksüellik tedavi edilebilir bir davranış bozukluğudur. Aksi takdirde bir peygamber kavmini bu konuda ıslaha çalışır mıydı?”

ÇOCUKLARA MAHREMİYET EĞİTİMİ

Görülen o ki, anne babalar hayatî öneme sahip “mahremiyet eğitimi” hakkında yeterli bilgiye sahip değiller. Beri yanda medya reklâmları, filmleri, afişleri, interneti, çocuk güzellik yarışmalarıyla sadece küçüklerin değil, anne babaların da hayâ perdesini tahrip etmektedir.

PEYGAMBERİMİZDEN (ASM) ÖLÇÜLER

Peygamberimiz (asm) Hz. Ayşe’nin (r.anha) ifadesiyle “yaşayan bir Kur’ân” olarak mahremiyet eğitiminin nasıl yapılacağını bize gösterir.

Bu eğitim korkutma ve nasihatten ziyade, yaradılıştan gelen mahcubiyet, utanma gibi duyguları incitmeden, kişilik sınırlarına hürmet ederek, şefkatle gerçekleştirilir. Fıtratımıza yerleştirilen bu duygular varlık âlemini kuşatan tesettür hakikati ile bağlantılıdır. Âdeta fıtrî “manevî elbiseler” olarak bizlere doğuştan giydirilmişlerdir. Bu hisler “rıza-i İlâhî” dairesinde inkişaf ettirilerek “hayâ” duygusu geliştirilir.

Hayâ duygusu tahrip edilirse, kaybedilirse hiçbir baskı ve nasihatin etkisi kalmaz!

Bu sebeple, evlâtlarımızı Rabbimizin verdiği ve bir gün hesap soracağı bir “emanet” olarak kabullenmek “hayâ-mahremiyet eğitimi” konusunda bize çok yardımcı olacaktır.

HÜLÂSA

Cinsel eğitim konusunda kimi din âlimlerince “garip fetva”ların sunulduğu utanç verici bir ortamda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda enerjimizi boşa harcamadan “ma-i zemzem” hükmündeki aslî kaynaklarımızdan doğrudan istifade etmek en güzeli!

İşte, Bediüzzaman Hazretleri’nin yazdığı “Tesettür Risalesi” de Kur’ân’ın tesettür âyetlerini ve Peygamberimizin (asm) konu ile ilgili hadislerini şüphe bırakmayacak tarzda bütün duygulara tasdik ettiren aslî kaynaklardan biridir.

Kendimizi ve ailemizi böyle bir eserden mahrum etmemek gerekir!

Yasemin Güleçyüz

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*