Ulvî bir kuvvet kaynağı olan ittifakı kaybetmeyelim

Dördüncü Sebep

Ehl-i hidayetin rekabetkârâne ihtilâfı, akıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samimâne ittifakları, akıbet-endişlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidayet, hak ve hakikatin tesiriyle, nefsin kör hissiyatına kapılmayarak, kalbin ve aklın dûr-endişâne temayülâtına tâbi olmakla beraber, istikameti ve ihlâsı muhafaza edemediklerinden, o yüksek makamı muhafaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise, nefsin ve hevanın tesiriyle, kör ve akıbeti görmeyen ve bir dirhem hâzır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercih eden hissiyatın mukteziyatıyla, birbirine samimî olarak, muaccel bir menfaat ve hâzır bir lezzet için şiddetli ittifak ediyorlar.

Evet, dünyevî ve hâzır lezzet ve menfaat etrafında aşağı, kalpsiz nefisperestler samimî ittifak ve ittihad ediyorlar. Ehl-i hidayet, ahirete ait ve ileriye müteallik semerat-ı uhreviyeye ve kemalâta, kalp ve aklın yüksek düsturlarıyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gayet fedakârâne bir ittihad ve ittifak olabilirken, enaniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-i İlâhî de elde edilmez.

Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı, “El-hubbü fillah” [Allah için sevmek. (Feyzü’l-Kadîr, 2: 28, hadis no: 1241.)] sırrıyla, tarîk-ı hakta gidenlere refakatle iftihar etmek; ve arkalarından gitmek; ve imamlık şerefini onlara bırakmak; ve o hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enaniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak; ve ihlâsla bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere racih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbuiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.

Lem’alar, Yirminci Lem’a, s. 266

LÛ­GAT­ÇE:
akıbet-endişlik: sonucu düşünmek, akıbet için endişe etmek.
dûr-endişâne: ilerisi için kaygılanırcasına.
enaniyet: benlik; gurur, kibir.
kasr-ı nazar: bakış açısının kısalığı, dar görüşlülük.
menba-ı kuvvet: kuvvet kaynağı.
metbuiyet: tabi olunan, kendisine uyulan olma.
muaccel: peşin, hemen verilen.
racih: üstün.
rekabetkârâne: rekabet edercesine.
semerat-ı uhreviye: ahirete ait meyveler, neticeler.
tâbiiyet: tabi olma, uyma durumu.
tecerrüd: soyutlanma, sıyrılma.

image_pdf
Bediüzzaman Said Nursi

Kur’an’ı çağa tefsir ederek, “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, bu dünyadaki vazifem nedir?” sorularına cevaplar sunan, “iman-ı tahkiki”, “ahlâk” ve “istikamet” rehberi Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi.

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*