Üslûbun keskinliği

Toplumun gerildiği ve tarafgirliğin arttığı zamanlarda, nice hakikatler maalesef üslûbun yanlışlığına feda edilmektedir.

Üslûbun keskinliği bazen etkili olsa da, çoğu zaman hakikatin önüne geçip, hakikati tesirsiz bırakmaktadır. Çünkü, keskin ve tarafgirane bir üslûp, kimilerini memnun etse de, bir çokları için ise yazılan ve söylenilen hakikatleri okunamaz ve dinlenemez hale getirmektedir. Halbuki, tebliğ ve dâvetin gereği, söylenenin doğruluğu kadar, üslûbun doğruluğu ve kıvamına dikkat edilmelidir ki, hakikatin cazibesi, tarafgirliğin cazibesinin önüne geçerek, vicdanlara tesir edebilsin.

Üslûbun güzelliği ve o üslûptaki hikmet ve yumuşaklık, âdeta hakikatin karşıdakine taşıyıcıları olmalıdır. Yoksa iş, sadece karşıdakinin yanlışlarını söylemeden öteye gitmezse, bu tarafgirlikleri ve düşmanlıkları tahrik eder. Bu ise sürekli eleştirmeyi öne çıkararak, dâvetin gereği olan karşıdakinin ıslâhı ve kazanılması önceliğini geriye iter.

Karşımızda, şaşkın ve tarafgirliğe kapılmış milyonlarca insan var. Vicdanlara seslenildiğinde ise bunlardan bir çoğuna ulaşılabilir. Bazen konuşmanın ilk cümleleri veya yazının öne çıkan başlığı, konuşmanın veya yazının sonrasını dinlenir ve okunur yapabilir. Sohbet ortamlarında kabul edilen bir çok meselenin, tartışma ortamlarında kabul edilmediğini unutmamalıdır.

Hem, karşıdakinin yanlışlarının çokluğu, yapılan eleştirilerin çokluğunu da faydalı kılmaz. Çünkü aşırı eleştiriler muvazeneyi bozup, haklı eleştirilerin de tesirini kırmaktadır. Yani, normali ilâç gibi tesir ederken, daha fazlası ise zarar vererek, sadece tarafgirliği ve tarafgirlerin sayısını arttırır. Yani bu kadarda olmaz diyerek işin kenarındakilerde onların safına katılır veya hiç gerek yokken savunmaya mecbur bırakılır.

Yanlışlara sürükleyen tarafgirliği ise birazda kişilere olan bağımlılık arttırmaktadır. Bundan dolayı, hakikatler kişiler üzerine bina edilmez denilmesine rağmen, nice ölçüler ısrarla kişiler üzerinden anlatılmaya çalışılır ve kişiler üzerinden kavgalar verilir. Dahası, muhatabın kendisinde mihenk olarak kullanacağı bir ölçü yokken, ısrarla sevdiği veya sevmediği kişiler üzerinden tartışmalar sürdürülmektedir.

Halbuki, hakikatin ve ölçülerin kendisi bir insanı, bir cemaati, bir gurubu veya bir partiyi anlamlandırır. Bundan dolayı, hakikatleri ve ölçüleri, kişi, cemaat ve siyasetin önüne almak gerekir ki, hakikatin cazibesi, tarafgirliğin cazibesinin önüne geçsin ve tesir etsin. Yoksa hakikat geride kalacak ve tarafgirliği gösterecek şekildeki bir anlatım, yanlışlar içerisindeki birisine uygun bir dâvet olmasa gerek.

Üstadımızın istikametli hayatında, hizmetteki onlarca ölçüyü, önceliklerine dikkat ederek, hayata nasıl geçirdiğini de görmekteyiz. Bir taraftan, iman hakikatlerini tebliğ ederken, diğer taraftan yapılan yanlışların karşısında durmuş, başka bir taraftan kendisine otuz sene zulmetmiş bir partinin genel sekreterine nasıl yanlışlarından kurtulacaklarını anlatır, öbür taraftan ise kendisini imha için emir ile hareket edenlerin vicdanlarına seslenerek, sözün nasıl dinletileceğini gösterir. Zulmün zirve yaptığı dönemlerde bile doğru nasıl söylenir, mazlûm nasıl korunur, yanlışta olana nasıl el uzatılır ve hizmet nasıl edilirin yüzlerce örneğini hayatı ile ortaya koymuştur.

Zafer Akıncı

YAZDIR

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*