Üstad Bediüzzaman ve şahısperestlik

“Esbabperestî, nücumperestlik, sanemperestî, tabiatperestlik şirkin birer nev’idir; dalalette birer çâh (çukur)…”(Bediüzzaman)

Risale-i Nur gibi harika bir tefsirle Kur’ân’i hakikatleri ve ölçüleri çağımızın anlayışına takdim eden Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, günümüzün birçok manevîhastalıklarına da dikkat çekerek bunların hal çarelerini de göstermiştir.

Çağımızın en dehşetli hastalıkları olarak ortaya çıkan esbabperestlik, sanemperestlik, tabiatperestlik ve nücumperestlik insanlığın başına bela olmuşlardır. Esbabperestliğin bir nevi olan şahısperestlik marazı da çağımızın manevî vebası gibi karşımızda durmaktadır. Bu marazları Kur’an eczanesinden aldığı Risale-i Nur ilacıyla izale eden Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Zerre adlı Risalesinde bu şahısperestlik marazının sefih medeniyetin bir ahlaksızlığı olduğunu şöylece beyan etmektedir: “Fısk çamuruyla mülevves olan medeniyet, insanları da o çamur ile telvis ediyor. Ezcümle: riyayı şan ve şeref ile iltibas etmiş insanları da o pis ahlaka sevk ediyor. Hakikaten insanlar o riyaya öyle alışmışlar ki, şahıslara yaptıkları gibi milletlere hatta unsurlara bile yapıyorlar. Gazeteleri o riyaya dellâl, tarihleri de alkışçı yapmışlardır”1 bir başka eserindeki tespitleri de şu şekildedir: “İnsanlar o şahs-ı meşhurda tahayyülatlarına bir nizam verdirmek için muztardırlar ki; çok kuvvet ve azamet ve zekâ gibi levazım-ı harikuladeyi isnad etsinler, ta o şahsın cümle mensubatına merciiyeti mümkün olabilsin. O halde o adam bir ucube olarak zihinlerde tecessüm eder”2 Bu durumda, Şahısperestlik hastalığı ilerledikçe bir nevi modern tarzda bir putperestlik hastalığını da doğurmaktadır.

Hiç hata yapmayan, her şeyi bilen asla yanılmayan ve onun gitmesiyle de herşeyin mahvolacağı zannedilen ucube bir şahıs hayali zihinlere yerleşmekte ya da yerleştirilmektedir. Hatta ehl-i iman olan bir insan bile bu şahısperestlik marazı yüzünden “muvakkat cereyanlara kapılıp millet ve vatanı ve hükümetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tabi etmek, belki aynını telakki etmek”3 gibi çok büyük bir yanlışa düşmektedir. Hâlbuki Üstad Bediüzzaman Hazretleri, “bu zaman eski zamana benzemez. Şahıs ne kadar da harika olsa, şahs-ı maneviye karşı mağlup olmak kabildir”4 diyerek çağımızın artık şahıs zamanı olmadığı, şahs-ı manevî zamanı olduğunu ısrarla, defaatle bildirmektedir. Evet, “Zaman cemaat zamanıdır. Ferdi şahısların dehası, ne kadar harika da olsalar, cemaatin şahs-ı manevisinden gelen dehasına karşı mağlup düşebilir”5 “Zaman şahıs zamanı değil, şahs-ı manevi zamanıdır. –Çağın yetkili tefsiri olan- Risale-i Nurda şahıs yok şahs-ı manevî var”6 Çünkü “bir şahıs çok fünunda mütehassıs ve meleke sahibi olmaz”7 Bu sebeple, “şimdi hâkim şahıs değil, efkâr-ı ammedir”8 diyen Üstad Bediüzzaman hazretleri böylece çağımızda hüküm veren şahıs değil, kamuoyudur veya onu temsil eden milletin meclisidir hakikatini ısrarla belirtmektedir

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, enenin şerre bakan cihetinin doğurduğu ve şahısperestlik hastalığına da sebebiyet veren Deccalizm ve Süfyanizmi, yine enenin hayra bakan cihetiyle yani nübüvvet ölçüleriyle tedavi etmekte; bilhassa şahısçılığa karşı şahs-ı manevîyi ve şura sistemini zamanın zarureti olarak ortaya koymaktadır. Hem dünya barışı, hem insanlığın huzur ve saadeti, hem de ehl-i İslamın selameti için meşru meşveret ve şurayı ve hakiki hürriyet ve adaleti ve ortak payda olarak da demokratlığı çare ve adres göstermiştir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri çağın müceddidi olduğu halde daima “ben bir kuru çubuk hükmündeyim”, “ben de bir talebeyim”, “benim de bir reyim var” diyerek kendi şahsını hiçbir zaman öne çıkarmamıştır. Buna rağmen bilhassa ehl-i iman olan mü’minler, hâlâ şahısperestlik yanlışında ısrar etmek “ve nefsi zehirli ve başı sarhoş (teveccüh-ü nas ve makam mevki, şan şöhret ve enaniyet sarhoşluğu da dâhil) şahıslardan, radyodan (şimdi Tv, internet vs.) ders almak, kudsi ve mühim vazifelerine de tam zarar ediyorlar”9

Kulluk ve şahs-ı manevîşuuru zedeleniyor. Tekrar edelim ki, “Zaman şahıs zamanı değil, şahs-ı manevi zamanıdır.” Şahs-ı manevîde olan kuvvet şahısta yoktur. Bu sebeple, ehl-i iman insan çok dikkat etmelidir. Bir kıl mesabesinde olan şahıscılık yüzünden, dağlar büyüklüğündeki mü’minlik değerlerini yok saymamalıdır. “Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa; bir dağı setreder, göstermez. Öyle de insan garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur; mü’min kardeşine adavet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesad âleti olur.”10 Hem “Kâ’be hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsaf-ı İslâmiye; muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü’mine karşı adavete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı, iman ve İslamiyet’e tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu”11 anlamalıdır.

Dipnotlar:
1-Mesnevi-i Nuriye,
2-Muhakemat,
3-Kastamonu Lahikası,
4-Emirdağ Lahikası-2,
5-Emidağ Lahikası-1,
6-Tarihçe-i Hayat,
7-Muhakemat, 8-Münazarat,
9-Kastamonu Lahikası,
10-Lem’alar,
11-Mektubat

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*