Vay tuvalet bekçisi vay…

Bu fıkra gibi kıssayı, belki duyanlarınız vardır, ama ben yine de anlatayım:

Adamın biri, bir gün şehir merkezinde çok sıkışır (affedersiniz) umumî bir tuvalet arar, tuvaleti görünce, hemen koşarak gider. Tuvalet, 90 derece ve iki tarafında kapısı olan, tuvaletçinin (bekçisi) de, tam köşede oturduğu bir yerdir.

Adam hemen kendine yakın kapıya yaklaşır ki, tuvaletçi eliyle cama vurup, öbür taraftaki kapıya gitmesini söyler. Adam, eliyle çok sıkıştığını işaret eder, o da, yine elini cama vurarak öbür kapıyı işaret eder. Neyse, adam girer, işini bitirir, para vermek için tuvaletçinin yanına gelir. “Ya kardeş, şu kapı çalışmıyor mu?” “çalışıyor” “eee, ben ölüyordum az önce, sen niye beni oradan sokmadın da, diğer kapıya dolandırdın?”  “eeee gardaş, biz bu tuvaletin bekçisiyik da, o kadar da havamız olsun yani” der. Adamda şimşek çakar, sonra ne olmuştur aralarında bilinmez ama bu kıssadan hayata akseden çok şeylere de, iyi bir misal olarak anlatılır.

Cemiyet hayatı, öyle bir hâle gelmiştir ki, maalesef, kendine küçücük bir makam, mevkii edinen, aynı bu tuvalet bekçisi gibi hareket etmektedir. Bunu, her yerde müşahede etmek mümkündür. Kendisine, doğru-dürüst bir makam-mevki bulamayan, bunu tabii hâliyle (tahsil ve marifet gibi) elde edemeyenler, sonradan ezkaza elde ettikleri bir takım sun’i makamları, bir yere oldukları reisliği, baş olmayı, (sendikacılık, kooperatif ve apartman başkanlığı gibi) öyle kötü kullanırlar ki, artık ona işi düşene, mecbur olana, kan kustururlar.

Aslında, devlet dairelerinde de böyledir bu. Hani derler ya “ciğeri beş para etmeyen adam” diye. İşte böyleleri de, bir takım “ahbab çavuş ilişkisi” veya “adamına göre iş” olarak bir takım yerlere haksız olarak geldiklerinde de, bu durumları görmekteyiz maalesef.

Cemaat, tarikat gibi yerlerde de, bu çeşit şeyler olmaktadır. Hayatında kendine bir yer bulamayan çok silik kimseler, bir cemaat veya tarikata dâhil olunca, onların da “uhuvvet-ihlâs” düsturuyla bağırlarına bastıkları bazı densiz, kendini bilmezler, bir müddet sonra ayaklarına yer edip, o gibi yerlerde kendini öne geçirmeye, baş olmaya bile çalışırlar. Hele de ellerine bir fırsat geçerse, eliyazubillâh! Hani, tevazu meselesinde verilen misalde olduğu gibi, hem dünyevî, hem de uhrevî makamlarda kendinden üstün olanlar, pencereye eğilerek, onlar da zıplayarak baktıklarında, onların mütevazılığinden istifade ile kendilerini onlarla aynı seviyeye gelmiş zannedip, onlara rüçhaniyet yaptıkları bile görülmektedir.

Yine, bir cemaate, vs. ye ait, herhangi bir müessesede söz sahibi olurlarsa, yandı gülüm keten helva. Sanki babalarının çiftliği gibi hareket edip, bildiklerini okurlar. Ne diyelim, Allah; İhlâs, uhuvvet, alçak gönüllü olma gibi sıfatları, hepimize nasib etsin inşâallah!

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Yorum

  1. Yaaa çok güldüm. Yani kısa ve öz anca bu kadar anlatılır. Sayın ağabeyimizin anlattıklarını biz çok gördük şu hayatta

Kestaneci Ali için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*