Yalan dünya/sanal dünya/maskeli balo

Giriş çok arabesk bir tad veriyor.. Farkındayım elbet.

Hangimiz nasibimizi almamıştır ki bu tarz güftelerin eşlik ettiği ‘damar’ sözlerden?

Ama dert başka tabi.. Hayatın kendisinin gerçeklikten uzaklaşıp sanallaşması demek-anlatmak istediğim.

Afakî dairede insanların, hayatlarımızın ve iç âlemde bizim yabanıllaşmamız-yabancılaşmamız.

Kendimize çevremizdekilere yabancı gülüşler; yalana meyilli bakışlar sunuşumuz.

NASIL BİR ‘BEN’

Evet çevremize nasıl bir “ben” sunuyoruz?

‘Kim’i gösteriyoruz muhataplarımıza. Ve muhataplarımızdan bize düşen onların gerçekliklerinin kaçta kaçı? Bunu arıyorum işte. Bunun peşindeyim vesselâm.. Herkesin ve belki de bizim, ne kadar şekil değiştirsek de bir kalıptan çıkmışcasına benzeşerek katıldığımız bir sosyal hayat. Ondan hep aynı ses tonuyla açmıyor muyuz telefonu?

Hep aynı mimikler eşlik etmiyor mu aynı kelimelerin yapaylığına bulaşık?

Hal-hatır sormalar bile klişe… ‘Nasılsın’ diye sorup; cevabını beklemeyenler.. Peki gerçek olan kim? Ya da ne kadar gerçeği yansıtıyor gördüklerimiz? Ya da aynaya bakarken ki gerçeklik payı ne kadar?

İnsanlara dalıp gidiyorum.. O kadar kalabalığa rağmen ne kadar az insan var! Ve aynaya bakışlarımı tanıyamıyorum işin en kötüsü? Nerede yaşıyoruz?

Neredeyiz?

Çok klişe bir benzetme olsa da ‘maskeli balo’ ile mi ifade edeceğiz bütün gördüklerimizi?

Dış içe, iç dışa bir çevrilse mânâlarını mı hatırlayacağız?

Herkes kendi filminin başrol oyuncusu.. Ayak parmaklarının üzerinde dolaşıyor sanki insanlar..

“BÜYÜK GÖRÜNME KÜÇÜLÜRSÜN”

Ayaklarının altına koydukları ‘yükselticiler’ ile biraz daha alımlı biraz daha ‘büyük’ ve biraz daha ‘ben’i çifteli bir maskeli balo..

Peki ya tevazudan boyun bükenler nerede?

Pencereden dışarı bakmak için boyun büken kalmadı mı artık? Belli ki yanlış yerde arıyorum bu bakışları.

Yanlış yere bakıyorum görmek için. Kalabalıklardan çokluklardan aynaya bakınca kendimi daha net göreceğim mekânlara gitmeliyim.

Başı dumanlı dağlara düşmeli yolum. Orada gerçeğe daha yakın insanlar bulurum belki!.

Kelimeleri dağlar, dereler, çiçekler, bulutlar olan bir münzevî ve sürgün Bilge’ye rastlarım belki! Işıktan su içen ceylanlar çıkar karşıma.. Dünyanın iç/üç yüzünü açıklayanlar..

Kimbilir! Çünkü dışarıda koskoca yalan, kocaman sanal bir dünya var…

Ve.. Dünya çapında bir maskeli balo…

“ŞİMDİ SEN SÖYLE ŞEYH SADİ”

– Günahtan kaçınmayan bilgin, meş’ale tutan bir kördür; doğru yolu gösterir, kendisi görmez.

– Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz.

– Meyve veren ağaca balta vurmazlar.

– Aslan, mağarada can verse dahi, köpeğin ağzından artanı yemez.

– Testisi ister altından olsun, ister topraktan, temiz su değişir mi?

– Define ile yılan, gülle diken, sevinçle gam bir aradadır.

– Sonradan sevineceğin bir gam, arkasından üzüleceğin sevinçten iyidir.

– Ne karınca zayıf olmakla aç kalır, ne de aslan pençesinin ve kuvvetinin zoruyla karın doyurur.

– Söylenmediği müddetçe söze sen hakimsin. Bir kere söylendi mi, o sana hakim olur.

– Düşmanın tatlı sözlerine bakma; balın içinde zehir de bulunabilir.

– Rızk bilgi ile artsaydı, cahilden daha zor geçinen olmazdı.

…..

Daha çok okumam, çok çalışmam lâzım… Çok!

M.Said Zeki

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

1 Yorum

  1. Bir mana deryasından kıyıya vuran damlacıklar gibi olmuş bu yazı..

    Teşekkürler..

    Ve dediğiniz gibi..

    Hakkınca okumak
    Hakkınca yaşamak lazım
    Hemde çok hemde çok.. 🙂

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*