Yalnızlaşan insanlık

alt

Günümüzde pek çok insan sağlıklı göründüğü halde, hasta bir ruh hâli taşımaktadır. Yaldızlı, şatafatlı bir hayat, lüks ve zenginlik her şeyin yolunda gittiğinin bir göstergesi değildir. Hızla dünyevîleşen, maddîleşen insanlık mutlu, huzurlu, inançlı bir hayatı neredeyse unutmuş gibidir.

Sağlıklı görünen, işinde ve kariyerinde başarılı olan fakat hayatı, insanlığı, kulluğu başaramayan onca insan birer ruh hastası olarak cemiyet hayatında gezmektedir.

Mesleğinde, zenginlikte, kariyerinin zirvesinde olup, yalnızlık, alkol ve uyuşturucu tuzağına düşmüş, zavallı insan hikâyeleri her geçen gün artmaktadır.

Kitlelere mal olmuş, fakat etrafında samimi bir dostu olmayan, marjinal hayat tarzından dolayı temiz, sosyal bir çevre edinemeyen böyle insanlar genelde hayatı yalnız yaşamakta ve yalnız ölmektedir.

Evet, insan mesleğinde, yaptığı işte zirve olabilir. Fakat hayatı yaşamada maalesef aciz kalabilmektedir. Çünkü her iki hayatın kriterleri, kanunları farklıdır. İnsanın, hayatı yaşayışındaki sağlıklılık ve başarı ancak bazı değerlere ve inanca sahip olmakla mümkündür. Öncelikle Yaratıcısıyla barışık olmayan bir insanın, kendisiyle ve etrafındakilerle barışık yaşaması mümkün değildir. Şahsiyetli, güvenilir, sabırlı, kanaatkâr, büyük küçük bilip seven ve sayan bir yapı, haya, iffet, inanç, vefa, sözünde durmak, gıybet etmemek, insanların arasında nifak çıkarmamak gibi değerlere sahip olanlar ancak hayatı başarılı ve sağlıklı yaşayabilirler.

Sadece akademik kariyer, para pul ve zenginlikle her şeyi halledeceğini düşünenler, er ya da geç bir yalnızlık girdabına düşmeye mahkûmdurlar.

İşte bu yüzden çocuklarımızı yetiştirirken, onların sadece akademik başarılarını esas alıp, ahlâkî ve manevî değerler verilmez ise, kişi, şefaatçi evlatlar yerine şikâyetçi ve hayırsız evlatlar yetiştirecektir. Bediüzzaman’ın şu tespiti çok önemlidir: “‘Oğlum paşa olsun’ diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor.”

Sadece meslekî başarı üzerinde duran ve hatta bunu adeta putlaştırıp, en nihaî hedef olarak çocuklarının önüne koyan anne ve babalar hayatlarının en acı tokatlarını da bu evlatlarından yemektedir.

Başarılı-başarısız, kayıp-kazanç, sağlıklı-sağlıksız gibi kavramlar dünyamızda karışmış ve kısırlaşmış bulunmaktadır. Bediüzzaman, 9. Mektub’da şöyle der: “Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin… Dünyaya ait işler kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâki umur-u uhreviye [ahirete yönelik işler] ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın fıtratındaki [yaratılışındaki] şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye [geçici dünyevî işlere] tevcih etmek [yönlendirmek], fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.”

Hâsılı, günümüz insanı kalabalıklar içinde kendini yalnız hissetmektedir. Yalnızlığın en koyu hâli küfürdür. Zira kâfir, bütün kâinatı kendine düşman bilir.

Asır insanı makam, mevki, mal, mülk, servet, iş, teknolojik imkân, eğlence vs. içinde bir dünyada yaşamasına rağmen yalnızlık ve kimsesizlik duygusundan bir türlü kurtulamamaktadır. O halde, huzuru, mutluluğu bunlarda aramak beyhudedir. Böyle yalnızlıklardan kurtulmanın yolu, hayatın, sahip olduklarımızın, kendimizin ve insanın anlamını okuyabilmekten geçer. Eğer insan, sağlam bir iman sahibi ise, teslim ve tevekkül gibi değerlere sahip ve ulvî bir gayesi de varsa, hiçbir zaman kendisini yalnız hissetmez.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*