| Ölümden sonraki hayatın izafiyeti |
|
|
| Halil Akgünler tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 20 Kasım 2006 01:00 |
|
Risâle-i Nurdan ilginç bir ifadeyi naklederek cevaba başlayalım isterseniz: “Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de, üç tarzda, üç yoldan başka yol yok. • Birinci yol: O kabir, ehl-i imân için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. • İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefâhet ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muâmele görecek. • Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir idâm-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idâm edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile görünür.” (Sözler, s. 131) Bu cevabın içindeki sır ve düğüm “Öyle gördüğü ve itikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muâmele görecek. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek” cümlelerinde saklı. Aslında bu cümleler, birinci şık cevabın içinde de takdir-i kelâm olarak mukadderdir. Yani yukarıdaki birinci cümlenin şu şekilde de anlaşılabilmesi mümkün: “Birinci yol: O kabir, ehl-i imân için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği; ve inandığı gibi hareket ettiği için, öyle muâmele ve mükâfat görecek. Öyle bildiği ve inandığı için, mükâfatı olarak aynını görecek.” Demek ki ölümden sonraki hayatın nasıl olduğu tarzındaki suâlimizin ip uçlarını bu cümleler veriyor. Bu ipuçlarını takip ederek bazı cevapları aramaya başlayabiliriz. Cümleye göre, “ölüm sonrası hayatın izafî olduğu, yani kişinin inanç, yaşayış, görüş, düşünce ve bu dünyada geçirdiği hayat tarzına bağlı olduğu, her insanın kabirde ve kabir sonrasında izafî bir hayat yaşayacağı” hükmüne varmamız pekâla mümkün. Zira cümlede geçen “nasıl itikat etti, nasıl inandı ona göre muâmele görecek veya öyle bildiği için ceza çekecek” mânâları böyle bir netice veriyor. Şayet bu tarz bir tanımlamayı başlangıç noktası olarak alırsak, ölüm sonrası için çelişki gibi görünen bazı halleri tanımlamak oldukça kolaylaşır. Ve yine ölüm sonrasını belirleyen insanın kendi hayatı ve hayatına renk veren inanç ve düşünceleri ise, aynı mekân içinde farklı halleri yaşamasını tanımlamak da o ölçüde kolay olur. Aynı mekânda bir kişi cennet halini yaşarken, diğer bir kişi cehennem azabına giriftar olabilir. Konuyu biraz daha açalım isterseniz: Biz şu mükemmel kâinat ve dünya içinde yaşıyoruz. Dünyamız o kadar güzel ki, seması güneşler, aylar, yıldızlarla süslenmiş. Zemin yüzü ise nehirler, dağlar, ovalar, denizler ile harika bir tablo gibi resmedilmiş. Bütün bu tabloların içi ise bitkiler, böcekler, çiçekler, kuşlar, hayvanlar ve insanlar ile şenlendirilmiş. Gözümüz önünde tek bir kâinat ve tek bir dünya var gibi gözükürken, işin aslında insanlar sayısınca dünya vardır. Zira her insan bulunduğu zaman ve mekân şartları içinde farklı bir dünya şartlarında yaşar. İnsan hayatı bir sinema ise, bu sinemanın hem yönetmeni, hem de baş rol oyuncusu kişinin kendisidir. İşte kişi inanç ve düşüncelerine göre yazdığı senaryoya göre kendi hayatını filme alır. Filme hayat veren inançlarıdır. Filmi anlaşılır kılan görüş ve düşünceleridir. Hayat filmini güzelleştiren veya çirkinleştiren inandığı gibi yaşayıp yaşamadığıdır. Filmi renklendiren çevresine nasıl bir gözle baktığıdır. İnsan hayat boyu kendi filmini işte böyle kayıt altına alır. Kendi ‘harddiskine’ veya CD’sine kaydeder. Sinema perdeleri gibi hayat karelerini bir bir yaşamaya devam ederken bir gün gelir ki perdede bir ‘son’ ya da ‘the end’ yazısı ile karşılaşır. Bu yazı artık bu dünya şartlarında kayıt işleminin sona erdiğinin işaretidir. Evet bu noktadan sonra kayıt işlemi sona ermiştir. Ama ölüm sonrası seyir işlemi başlamıştır. Kişi ömür boyu kayıt altına aldığı hayatını, ölüm sonrası seyretmeye başlar. Hem de en gerçek hali ile. Bu nedenle berzah âlemini, kabir âlemini büyük bir sinema perdesine benzetebiliriz. Ya da dev bir bilgisayar monitörüne. Veya sonsuza uzanıp giden dev bir aynaya. Veya böyle bir şeye… İşte insan ölümü ile birlikte kendi hayatını, inançları ile şekillendirdiği gerçek dünyasını, ibadetleri ile süslediği veya ibadetsizliği ile zehirlediği güzelim hayatını orada seyretmeye başlar. Bu noktadan sonraki hayatı izafîdir. Herkes orada bizzat kendi kaydettiği dünyasına bakar. Sonsuza uzayıp giden sinema perdelerinde veya dev ekranlarda kendi hayatını seyre koyulur. Şayet kişi inançlı bir hayat yaşamışsa, hayatını ibadet ve itaat ile süslemişse, günahlardan kaçınmakla hayatını korumuşsa, duâ etmiş, kâinatı ve dünyayı Allah’ın güzel bir sanatı olarak kabul etmişse önüne çıkacak hayat filmi elbette ki Cennete uzayıp giden bir görüntü oluşturacak. Berzahta hayatının Cennette nihayet bulduğunu görüp, Cennet nurunun tüm hayat filmini aydınlattığını görecek ve sonsuz bir mutluluk sahibi olacaktır. İşte o zaman ‘kabir cennet bahçelerinden bir bahçe olur.’ Öte yandan diğer bir insan da hayatını boşu boşuna geçirmiş, kâinatta bir Yaratıcıyı kabul etmemiş, hayatı tesadüf oyuncağı olarak görmüş ve o şekilde hayatını renklendirmiş, her an ebedî yok olma korkusu ile yaşamış durmuş, her an ebedî yokluk kuyusuna atılacağı zannı ile hayatını zehir etmiş ise, elbette ki ahiret yurdunun ilk kapısı olan berzah âleminde aynı hal ile karşılaşacaktır. Dünyada eşi benzeri görülmeyen dehşetli bir korku filmini aynı dehşet ve ebedî bir korku içinde seyretmeye başlayacaktır. Bu korku filmi kendi hayatıdır. Başroldeki Drakula kendisidir. Hayat filmini bu kadar dehşetli bir hale sokan yine kendisidir. Böyle iç karartan dehşetli bir filmi, insan seyretmeye dayanamaz. Müthiş bir korkuya, müthiş bir üzüntüye kapılır. Bu hayat kirli bir hayattır. Küfürle, isyanla, günahla, haksızlıkla, hukuksuzlukla kirlenmiş bir hayattır. Böylesine kirlenen bir hayatı da temizleyecek olan ancak Cehennemdir. Cenâb-ı Hak böyle bir kirliliği, ilâ nihaye mülkünde barındırmaz. Cehennemi ile temizler. İşte Cehennemin bu temizliğini gören kişi ise azap halini yaşamaya başlar. Kabir halinin ‘Cehennem çukurlarından bir çukur olması’ da böyle bir haldir. Bu haller elbette ki sadece kabir ve berzah âlemi ile sınırlı değildir. Hayatın izafiyeti, son mekânlara ulaşıncaya dek devam eder. Mü’min insan, hayatını nurânîleştirmiş, Allah’ın emir ve yasaklarına göre şekillendirmiş ise; kabirde rahat eder, haşirde kuş gibi uçar gider, sırattan berk sûretinde geçer, zamansız bir şekilde kendini Cennette ve Cennet nimetleri içinde bulur. Kâfir insan ise, hayatın her an ve zamanını taşlaştırmış, inançtan uzak bir hayat yaşamışsa, yaşadığı ömrün her ânı kadar bir ağırlık üzerine almış olur. Taşıması mümkün olmayan bu ağırlık altında ebediyen ezilir durur. Öyle ki kabirde azap çeker, haşir meydanında bu ağırlık altında ‘bizim zamanımızla elli bin seneden daha uzun bir günde’ dehşetli bir sıkıntıya maruz kalır. İşte hadislerde ve âyetlerde bize bildirilen uzun zaman ifadeleri, bu dehşetli ve sıkıntılı hallere işaret eder. Netice-i kelâm: Madem insan bu hayatta kendi filmini çekiyor. Madem bu film, ebedî hayatta, ebedî sinema levhalarında ebedî olarak gösterilecek. Ve madem hayatın başrol oyuncusu da, yönetmeni de biziz. Öyle ise insan, hayatını iman ile ışıklandırmalı, ibadet ve itaatle süslendirmeli. Günahlardan uzak durmakla korumalı. Yani senaryoyu iyi yazmalı ki, ebedî saadete ersin.
|
|
Müstakbel cennet gençlerinin genç... |
|
Abdil Yıldırım |
|
|
28 Şubat ve Demirel |
|
Ahmet Said Akgül |
|
|
Önce İftira Ettiler, Şimdi İtiraf... |
|
Davut Şahin |
|
|
Atomların hareketi ve Kuantum Mek... |
|
Halil Akgünler |
|
|
Demokratların ahı mı tuttu? |
|
M. Nureddin Kutan |
|
|
Analarımızı anmak |
|
Mikail Yaprak |
|
|
Hakikat güneşi İslâm “bahane” kal... |
|
Nejat Eren |
|
|
Yörsan’ın hassasiyeti… |
|
Osman Zengin |
|
|
Futbol Hastalığı |
|
Prof. Dr. Mustafa NUTKU |
|
|
Rahmetin eşiğindeyiz |
|
Süleyman Kösmene |
|
|
Şam’ın seherini, Şam yeli basmada... |
|
Şükrü Bulut |
|
|
Güzel düşünen hayatından lezzet a... |
|
Vehbi Horasanlı |
|
Sitede şuan 82 ziyaretçi var.
Önce Kur’ân-ı Kerim′le tanıştı, sonra 17 yaşındayken Müslüman oldu Annemin ve babamın hidayete ermesi için duâ edin
2011 yılı Ocak ayının sonlarıydı. ...Sözlerin en güzelinin sahibi olan Cenâb-ı Hak; İbrahim Sûresi 24. âyette, insanları hayra çağıran güzel bir sözü aslı yerde sabit olup dalları semada ...
Bediüzzaman′ın vefatının 52. yılı münasebetiyle 20 Mayıs Pazar günü Kars’ta “Bediüzzaman Said Nursî’nin Hayatı ve Hedefleri” konulu bir konferans ...
Hiç şüphesiz, peygamberler insanlık semasının yıldızlarıdır. Onlar gönderildikleri toplulukları imana dâvet etmiş, dünya ve ahiret saadetinin ...
İNSAN sadece maddî uzuvlardan ibaret değildir. Onun moral yönü ve manevî yapısı ise harikadır. Bediüzzaman’ın bu konudaki tesbitleri dikkate değer:
...
Isparta, memleketimizin gül bahçesi; Barla ise bu güllerin en nadidelerinin yetiştiği bir gülistan.
İşte böyle bir gülistana bir bahar mevsiminde ...
“İman”, depolanabilen potansiyel bir enerji kaynağı gibidir. Barajımızın büyüklüğü, santralimizin sağlamlığı, modernliği, bakım ve onarımı çapında ...
Suriye üzerinde oyunlar devam ediyor. BM “barış plânı”da öngörülen “ateşkes”le yönetimin asker çekme ve muhaliflerin çatışmaları sona erdirme süresi ...
“Suriye’ye müdahâle” taraftarı ülkelerin temsilcilerinin İstanbul’daki toplantılarının sonucu beklenirken, müdahâle ve “tampon bölge”de başrolün ...
DİYANET İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı’nın farklı dinlerin, kültürlerin birlikte yaşaması konusunda henüz çok tecrübesiz olduğunu belirterek, ...
Balkanlar, Fatih’in getirdiği demokrasi ile yaşıyor
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Emirdağ Lâhikası’ndaki bir mektupta ifade ettiği gibi, “ibadete muhtaç veya marifete müştak veya huzur” isteyen ...
Risâle-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman hazretlerinin Rumeli seyahati vesiyesiyle Balkanları şereflendirmesinin ve hayatının gayesi edindiği ...
BOSNA-HERSEK ile Mekke arasındaki yaklaşık 6 bin kilometrelik yolu yürüyerek kat etmeyi hedefleyen Boşnak ekonomi profesörü Senad Haciç, Ankara’ya ...
Kur’ân Sempozyumu, beş masadan oluşmuş, katılımcılar serbestçe müzakerelerini yapıyorlar. Yani kuru kuruya bildiri sunup oturmak ya da gövde ...
Dünya Kuran okuma birincilerinden Abdurrahman Sadien ve İran / Dünya birincisi Ahmet Ebul Kasimi´den Gaziantep´te Esmâ-ül Hüsna düeti.
Güney Afrikalı Abdurrahman Sadien, Gaziantep'de Duha ve İnşirah Surelerini okuyor.
Çok mübarek ve çok sevaplı ibadet ayları olan şuhûr-u selâse gelecekler. Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, ...
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ...
Bu kahraman milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve ...
Dünyada gerçek vahiy olma özelliğini koruyan bir tek kitap vardır, o da Kur’ân-ı Kerim’dir.
Nazil olduğu günden beri, onda ne bir eksiklik ...
Cemil Meriç, ancak hayatının ileri yaşlarında tanıyabildiği Said Nursî’yi böyle tarif etti. Onu, deccal karşısında imanın remzi, işareti; mü’minin ...
Üniversitenin konferans salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çoğunlukla “katılmazsak hoca yok yazar” korkusuyla gelen gençler, salondaki yerlerine ...
Burada iki gün peşpeşe okuyacağınız konuyu daha evvel "Günün Tarihi" vesilesiyle işlemiştik. Şimdi ise, aynı konuyu altı aydan beri sürdürdüğümüz ...
Asrımızdan itibaren kıyamete kadar olan bütün zamanları nurlandıran ve Kur’ân’ın manevî bir mu’cizesi olan Risâle-i Nur, bilhassa günümüz insanı için ...
Risâle-i Nur Külliyatı’nda dikkat çeken bahislerden birisi de ‘Yedinci Söz’dür.
Yedinci Söz, bir insan için en temel esaslar olan Allah’a ve ahirete ...
Sual: “Şuâlarda nelerden bahsedilir? Çok kısa şekilde özetlemek mümkün müdür?”
Şuâlar; Tevhid ve Vahdaniyet merkezli Risâle-i Nur eserleri içerisinde, ...
Hayatının son otuz beş senesini "eşedd–i zulüm ve istibdat" altında geçiren Bediüzzaman Said Nursî, aynı zamanda daimî bir tarassut ile takip ...
Bu seneki buluşmasını İstanbul’da gerçekleştirmeye hazırlanan Doğu-Batı Kardeşlik Platformunun geçen yaz Ankara’da yapılan toplantısında “Kürt ...
Hayat hızla akıp giderken hatıraları bırakıyor bizlere.
İşte Halil Alparslan Ağabey de bu hatıralar ile yaşayan bahtiyarlardan.
Küçük yaşlarda Üstadı ...
Bediüzzaman araştırmaları kapsamında, Şark bölgelerimizde yaptığımız seyahatler sırasında yolumuz Hizan’a düşmüştü.
Hizan, Bediüzzaman Hazretlerinin ...
Yapılması gereken, demokrasi ve özgürlüklerin geliştirilmesi
“KÜRTLÜK DÂVÂSI PEK MÂNÂSIZ BİR İDDİADIR”
Bediüzzaman 17 Mart 1920’de 461 ...
‘Türk pederlerimize kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim’
“‘KÜRDÎ’ TÂBİRİ ADÂLETİ ŞAŞIRTMAK İÇİNDİR”
Çoluk-çocuk demeden, masum insanları acımasızca katleden Ermeniler, Bediüzzaman ve talebelerini görünce deliye dönüyorlardı.
“Kaçın… ...
-Bediüzzaman’dan Bir Eğitim Kuralı-
İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi,
onun validesidir.
Gözlerime inanamıyorum diye ...
Hayatı boyunca İslâm’ı ve İslâm’a hizmeti şiar edinen, 20. Asrın “Ekmeksiz yaşarım fakat hürriyetsiz yaşayamam” diyen özgürlükçü insan Bediüzzaman ...
DİCLE Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Himmet Uç, Allah’ın Hz. Mevlânâ ve Bediüzzaman Said Nursî gibi sevdiği kulları seyahat ...
Arş-ı A’lâ titremişti yerinden
Bir ses çıktı “Nur” dedi, derinden.
Kur’ân ve İman için ne gelirse elinden
Sen Nurların fatihisin Üstadım.
İmanın ...
Hasretin çarpar yüreğime gizlice
Issız yollarından, yüce dağlarından
Bir selâm bekler mor ufuklarından
Yollara düşmüş Nur postacılarından
Yamaçta ...
Bir Said’i milyon Said eyledin,
Vicdanları Hakka âid eyledin,
Fıtratları Nura müsaid eyledin,
Seninle düzelir her türlü umur,
Mehdi-yi azamsın Risâle-i ...
Rabbim razı olsun “Yeni Asya”mı kuran Z. Gündüzalp’ten
Ben bu sayede Nurları pek çok sevdim cânı yürekten
Tanıdığım herkes 70’den beri “Yeni Asya”mdan ...
Elhamdülillah nasip oldu, bu hafta da yeni bir kitapla huzurlarınızdayız: “Said Nursî ve M. Kemal…”
Gazetemiz başyazarı ve genel yayın müdürü Kâzım ...
“Hakikî demokrasi” İslâm’da mevcuttur
Yanlış zanların aksine, “demokrasi”nin en saf ve problemsiz hâliyle İslâm’ın özünde var olduğunu gösteren, çok ...
Siz bir kitabı dokuz ayda üç defa okudunuz mu hiç?
Abdurrahman Ağabeyin (Üstadın yeğeni) yazdığı Üstadın küçük tarihçesini, Eşref Edip’in yazdığı ...
“BAHAR dalı, sümbül, gelincik, menekşe, çiğdem, nergis, zambak, leylak, açelya, şebboy, nur-u saadet… Veya güzelliği, zarafeti, asaleti, ihlâsı, ...
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için