Yeni Asya darü’l-hikmettir

Merkezde olmak, baba ocağı demek, layuhtî olmak değildir.

Kusursuz, masumuz demek zaten o masum olmamak mânâsına gelir ki, böyle bir gayret içinde olmak ihlâsı şiar edenlerin işi olamaz.

Ancak, iftihar vesilesi olan mazisinde kırık olmamak, hakkı söylemek, imanî hakikatleri beyan ederken içtimaî reçeteleri pas geçmeyen, künhüne nazar ederek mesuliyeti gereği kamuoyunu bilgilendiren, günlük siyasî hadiselerin tesirinde kalmayarak hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmeyen, onca baskı ve tehditlere boyun eğmeden 49 sene kurtlar sofrasında Nur’un naşir-i efkârı olmak, öyle kolay bir iş olmadığından şahs-ı mânevî adına haklı iftiharı kimse çok görmesin, görmemeli .

Zira bu iş bir tek şahsın cüz’i icraatları ve kararları değil ki hizaya çekilsin.

İftihar vesilesi olan kararlar her mahallin yetişmiş, Nurlar’ı hayatının birinci gayesi yapmış, imanî ve içtimaî reçeteleri mezcetmiş, keyfiyetli ağabeylerin bir araya gelerek “meşveret” eden bir cemaatin neticesidir. O heyetin seçtiği yönetim kurulu ve her biri kendi dalında mütehassıs ve Nur Talebesi olan şahsiyetlerin omuzladıkları ağır bir vazifenin şuuruyla, onlarda aralarında meşveret ederek meydana getirdiği bir bayraktır Yeni Asya…

Denilse ki diğer guruplarda da Nur Talebeleri var ve yetişmiş, vâkıf olup meseleleri bilir ki bu iş bir gurubun tekelinde olamaz?

Evet, Nurlar’ı kendi malı gibi bilip hayatının birinci vazifesi yapan her şahsın fikri muteberdir ve müracaat edilebilir. Ancak o şahıs bir mevzuda vâkıf olup diğer meselelerde isabet etmeyebilir. Eğer şahsına itimad edip doğru benim derse o yol çıkmaz sokaktır. Hatta meşveretimizde bile “Çok inandığı fikirlerin aksine bir kararı hazmedip, şahs-ı mânevî havuzunda eritmesi gerekir” mülâhazaları hep yapılagelir.

İşte tam burada Yeni Asya mühim bir vazife yapıyor. Aynen “Dârü’l-hikmet-il İslâmiye” gibi bir şûrâ vazifesi görüp, hadiseleri imbikten geçirerek şahıs eksenli fikirler değil, şahs-ı mânevînin merceği altında bir neticeye karar veriyor.

YENİ ASYA BİR OKULDUR

Yeni Asya bir yazar ordusudur. Okuyucusuyla, yazarıyla şimdiki ve geçmişteki kadrolarına baktığımızda her biri ayrı bir değer, ayrı bir hazinedir. Öyle yorumlar alıyoruz ki bazen biz mi, okuyucu mu yazar diye hayran kalıyoruz. Bu gün aramızda olmayan nice yazarlar var ki, her biri gittiği yerde el üstünde tutulmuş, fikirleri farklı olsa da, üzerinde yetiştiği okulun etiketi görülmektedir.

Herkesin gözü önünde yarım asırdır hizmet ediyoruz. Gaye-yi hayalimiz olan bu vatanı anarşistlikten ebedî hayatın mahvına çalışan dinsizlikten ve dalâlet fırkalarının tasallutundan kurtarmaktır. Bu gazetede karın tokluğuna fisebilillah çalışan bütün emektarlar nerede olsalar bu maaşların bilmem kaç katını alabilecekken üç kuruşa talim ediyorlar. Onca tezyif ve tezviratı bizim adımıza Rıza-yı Barî için çekiyorlar ki, onlara minnet borcumuz var.

Evet biz bir cemaatiz, hedefimiz ve programımız belli; Risale-i Nur.

Siyasete bakışımız ise; “muktesit meslek” dediğimiz yolda. Ne ifrat ne de tefrit. Marjinal partilere (menfi milliyet, siyasal İslâm ve sol) gönül bağı olmadı hiçbir zaman. Haddi vasat olan, iktidarda olmasalarda her daim Demokratlar’dır. Zira Nurlar öyle ders verir. Risale-i Nur’un hiçbir satırı din adına siyasete prim vermez. Hodri kitap..

Yeni Asya’yı bir yerlere yamamaya çalışanlara da deriz ki: Yeni Asya sadece hakkın yanındadır.

Fikirleri temel esaslara dayanır. Öyle sathî, günlük ve esen rüzgârlara göre değişken değildir. Ne siyasî beklentiler vardır, ne de aman madde gelsin de nereden gelirse gelsin diyen kemiyetçilik..

Kimsenin yanında, arkasında, sağında ve solunda da değiliz.

Siyasetin ulûfelerine eyvallah etmeden ve tiraj endişesi taşımadan; birileri dedi diye kimseye vurmamaya, zalim ağadan yana değil, mazlûmdan, mağdurdan ve haklıdan yana duruşumuzla diklenmeden, dik durmaya ahd-ı peyman etmişiz.

Bu günler de gelip geçecek elbet. Büyük bir fitne olan Islâm’ın siyasallaşması nihayet buluyor. Din imân hizmetinin siya- set yoluyla olmayacağı görülmüştür. Bu kara bulutlar dağıldığında haklılığımız net bir bi- çimde anlaşılacaktır.

Evlâtlar, yanlış arazilerde gecekondu yaptıklarını görecek ve herkes bir gün yuvasına, baba oca- ğına dönecektir inşaallah..

Not: 49. senemizde Nur Ener kızımızın yuvasına ve yuvamıza dönmesini bir müjde, bir ferec olmasını niyaz ediyor, geçmiş olsun diyoruz.

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*