Yörük Ali; Ezan; Evlâd-ı Osmaniye…

 Tarihte 16 Haziran

Büyük halk kahramanı Yörük Ali Efenin emrindeki “Millî kuvvetler” müfrezesi, Büyük Menderes bölgesi Malkoç Köprüsü civarında karargâh kuran istilâcı Yunan kuvvetlerine karşı, 16 Haziran 1919’da ânî bir baskınla saldırı harekâtına girişti. İlk mukabil saldırı hareketi niteliği taşıyan bu baskınla, o mıntıkadaki Yunan kuvvetlerinin hemen tamamı imha edilmiş oldu.

Ege Bölgesindeki işgal kuvvetlerine karşı başarıyla gerçekleştirilen bu ânî baskın ve imha hareketi, yurdun her yerinde büyük bir sevinç ve heyecan dalgası uyandırdı. Zira, bu hadisenin vukuuna kadar, Müslüman Anadolu ve Trakya havalisi üzerinde ciddî bir ümitsizlik ve karamsarlık havası vardı.

Yörük Ali Efenin kazanmış olduğu bu zafer, halkın ve bilhassa Millî Kuvvetlerin yüreğine su serpti, kurtuluş ümidini yeniden canlandırdı. Hemen herkese, “Demek ki, düşmanı yenebiliyoriz. Gayret ve cesaretle karşı koymamız halinde, demek ki işgalcileri topraklarımızdan kovabiliriz” dedirtti.

Millî Mücadele hareketi bu hadiseden sonra daha da şahlanırken, istilâcı Yunan kuvvetleri ise, ciddî bir panik ve korku havası içine girdi.

Çünkü, böylesi bir mukavemeti hiç beklemiyorlardı. Bunun arkasının geleceğini düşünerek, bozgun halinde geriye doğru çekildiler. Bilâhare toparlanmaya çalıştıkları halde, yine de Aydın’dan iç kesimlere doğru ilerleme cesaretini gösteremediler.

Efelerin bu muvaffakiyetini İstanbul’da telgrafla öğrenerek ümitlenen Ege Adalarının Müslüman ahâlisi, aynı gün (16 Haziran 1919) “Rodos ve İstanköy Adaları Müdafaa-yı Hukuk-u İslâmiye Cemiyeti”ni kurdular. Ege’deki millî direniş hareketi, böylelikle daha da şahlanmış oldu.

Ezan, hapisten kurtuluyor

Tek parti rejimi döneminde 1932 senesinde yasaklanan Ezan-ı Muhammedî, 18 yıllık aradan sonra yeniden hürriyetine kavuştu.

16 Haziran 1950’de toplanan Meclis’in ana gündem maddesi, ezan üzerindeki yasağın kaldırılmasıydı.

Memleketi ve Meclis’i öyle bir mânâ ve heyecan dalgası sarmıştı ki, konulan yasağı savunmaya kimsenin mecâli, takati kalmamıştı. Öyle ki, vaktiyle ezanı yasaklatan muhalefetteki CHP grubu da, serbestlikten yana oy kullandı.

Neticede, Meclis Genel Kurulunun kararıyla, Muhammedî Ezan yeniden serbest bırakıldı. O günü yaşayan insanlarımız, kurbanlar kestiler, sevinç gözyaşlarına boğuldular.

1932’de yasaklanan Muhammedî Ezan, sadece hapishanelerde serbestçe okunabiliyordu. Dışarıda ise, yer yer cami içinde ve ancak gizlice okunabiliyordu. Bediüzzaman ve has talebeleri, ezan yasağına tâ başından beri hiç uymadılar ve Muhammedî Ezanı hiç terk etmediler.

Osmanlılar yeniden vatanlarında

Vaktiyle sınır dışı edilmiş olan Osmanlı evlâtları için, yeniden vatanlarına kavuşma imkânı doğdu. Millet Meclisi, 16 Haziran 1952’de bu yönde millî, insanî, vicdanî bir karar aldı.
* * *
1924’te hudut harici edilen Osmanlı Hanedanı mensupları için, kànun metninde “Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde ikamet etmek hakkından ebediyyen men’edilmişlerdir” ifadesi yer alıyordu.

Başbakan Menderes, işte bu vahşiyane “ebedî yasağın” önüne geçerek, bunun ömrünü 28 yıla indirgedi.

16 Haziran 1952’de Meclis tarafından kabul edilen yeni kànun, Resmî Gazetede aynen şu başlıkla neşredildi: “Hilâfetin ilgasına ve Hanedan–ı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti memaliki haricine çıkarılmasına dair (3 Mart 1924 tarihli) kànunun değiştirilmesi ve aynı kànuna bazı maddeler eklenmesi hakkında kânun.”

5958 sayılı bu kànunun maddeleri arasında ise, dikkate değer aşağıdaki ifadeler yer alıyor:

* Kaldırılan (ilga edilen) Hilâfet ve Osmanlı saltanatı hanedanının padişahlar sülbünden (neslinden) olan erkek çocuklarının Türkiye’ye gelmesi yasaklanmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, Türkiye’ye gelebilirler.

* Türkiye’ye gelebileceklerin müracaatları halinde, herhangi bir şart aranmaksızın vatandaşlığa kabul edilmelerine Bakanlar Kurulu karar verir.

* Vatandaşlığa kabul edilenler, bu kànunun yürürlüğe girmesinden itibaren umumî hükümler dairesinde mal–mülk edinebilirler.

İşte, bu tarihten itibaren, Osmanlı Hanedanına mensup hayattaki bazı hanımlar ile bir kısım vefat etmiş olanların mezarları Türkiye’ye nakledildi.

Türkiye’ye avdet ettikten sonra kiralık evlerde ikamet etmek mecburiyetinde kalan Osmanlı hanımlarına maddî-mânevî en büyük desteği verenlerin başında, yine Adnan Menderes gelir.

1952’den tâ 1960’taki darbe tarihine kadar yaşlı Osmanlı hanımlarının ev kiralarını ödeyen Menderes, işkenceli Yassıada günlerinde dahi onları unutmamış ve gerekli yardımların yapılması için çırpınıp durmuştur.

KISA KISA

1389: Sultan Yıl­dı­rım Ba­ye­zid, Os­man­lı tah­tı­na geç­ti.

1535: Bar­ba­ros Hay­red­din Pa­şa, Ak­de­niz’de Haç­lı Do­nan­ma­sı­na kar­şı bü­yük bir za­fer ka­zan­dı.

1926: An­ka­ra İs­tik­lâl Mah­ke­me­si, M. Ke­mal’e sû­i­kast se­be­biy­le/ba­ha­ne­siy­le İz­mir’de va­zi­fe­len­di­ril­di.

1961: E­de­bi­yat­çı ve ro­man ya­za­rı Pe­ya­mi Sa­fa’nın ve­fâ­tı. Psi­ko­lo­jik ro­man tü­rü­nün güç­lü ka­le­mi Pe­ya­mi Sa­fa, Ser­vet-i Fü­nûn şâ­ir­le­rin­den İs­ma­il Sa­fa’nın oğ­lu­dur. Dü­zen­li bir e­ği­tim gör­mek­ten çok, ö­zel gay­re­tiy­le ken­di­ni ye­tiş­tir­di. Şim­şek, Mah­şer, Fa­tih-Har­bi­ye, Din-İn­ki­lâp-İr­ti­ca ve Do­ku­zun­cu Ha­ri­ci­ye Ko­ğu­şu gi­bi ta­nın­mış bir­çok e­se­rin sa­hi­bi­dir.

1991: Emirdağ’lı Demokrat Nur Talebelerinden Hamza Emek vefat etti.

Bediüzzaman Said Nursî’nin ismini 1944’te İstanbul Vefa Lisesinde okurken duydu. Memleketine dönerken gidip ziyaret etti ve ona hakiki bir talebe oldu. 1950’de Üstadının tavsiyesiyle Demokrat Partinin ilçe teşkilâtını kurup başkanlığını yaptı. 27 Mayıs Darbesinden sonra, diğer bazı Nur Talebeleriyle birlikte tutuklandı; Emirdağ ve Bolvadin Hapishanelerinde yattı.

@salihoglulatif’ten
Dehşetli Âhirzamanın bir göstergesi de şu olsa gerektir ki: Mü’minin mümine söylediğini kâfir söylemez; Müslümanın Müslümana yaptığını gàvur yapmaz. Zaten öyle olmasaydı, kıyamet kopmazdı.

YAZDIR

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*