Zamanda yolculuk mümkün mü?

Zamanda yolculuk yapılabilir mi? İnsan zamanın şartlarından kurtulup geleceğe veya geçmişe gidebilir mi? Veya yeni âletler keşfederek dünya şartlarının dışına çıkıp yeni boyutlara seyahat edebilir mi? Çağımız bilim dünyasında en çok merak edilen sualler bunlar.

Bilhassa teorik fizikçiler tarafından bu konuda çok ciddî araştırmalar yapılıyor. Elde edilen son veriler bu noktada olumlu görüşleri destekler mahiyette. Asrın başında bulunan relativite teorisi ile bu konuda zaten fikri bir alt yapı vardı. Takyonlar gibi ışıktan hızlı hareket eden atom altı parçacıkların keşfi ile zamanda yolculuk yapılabileceği hususundaki kanaat güçlenmiş bulunuyor. Şayet ışıktan daha büyük hızlar mevcut ise bu durum, ışık altı hız boyutlarının geçerleri olduğu bu dünya ve bu dünya içindeki zaman şartlarının ötesine geçilebileceğinin işaretidir. Zaten günümüz bilim adamları zamanda ileri veya geri gitmenin teorik olarak mümkün olduğu konusunda hem fikirdirler.

Peki bu konuda Risâle-i Nur’da neler var dersiniz? Üstad eserlerinde bu konuya temas etmiş midir? Nurlarda zaman yolculuğu hakkında bir işaret, bir bilgi veya bir misâl var mıdır? Evet, Risâle-i Nur’da bu ve benzeri suallerin cevaplarına ait işaretler var. Hem de zaman yolculuğu konusunda açık ve net bilgiler verilmiş. Üstelik bazı misaller yolu ile de fiili durumlara dikkat çekilmiş.

Bu konuda nazarlara sunacağımız ilk ifade 15. Mektupta geçiyor:
“Meselâ, nasıl ki dün geceki Leyle-i Kadr’e ulaşmak için iki yol var:

Biri, bir sene gezip dolaşıp tâ o geceye gelmektir. Bu kurbiyeti kazanmak için bir sene mesafeyi tayyetmek lâzım gelir. Şu ise, ehl-i sülûkün mesleğidir ki, ehl-i tarikatin çoğu bununla gider.

İkincisi, zamanla mukayyet olan cism-i maddî gılâfından sıyrılıp tecerrüdle ruhen yükselip, dün geceki Leyle-i Kadr’i öbür gün leyle-i îd ile beraber, bugünkü gibi hazır görmektir. Çünkü ruh zamanla mukayyet değil. Hissiyat-ı insaniye ruh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir; başkalarına nisbeten mazi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir. İşte bu temsile göre, dün geceki Leyle-i Kadr’e geçmek için, mertebe-i ruha çıkıp maziyi hazır derecesinde görmektir.” (Mektubat, s. 55)

İfadede ruhun zamanla sınırlı olmayışı, aynı zamanda ruha bağlı olan insan hissiyatının da zaman ve mekân kayıtlarına ve şartlarına tabi olmaması bir hayli dikkat çekici tabirler. “Tecerrüdle ruhen yükselmek” tâbiri de üzerinde düşünülmesi gereken bir tabir. Acaba ‘yükselme’ kelimesi ile başka boyutlara veya farklı sema katmanlarına seyahat etmek manası mı anlaşılıyor? Evet bu noktada ilmî ve fennî bilgiler ışığında güçlü bir tefekkür gerekiyor.

Devam ediyoruz: 22. Söz’den başka bir tabir bize misal yolu ile zamanda yolculuk yapıldığını ifade ediyor gibi.
Şöyle ki:

“Gel ey arkadaş! Şimdi sana, geçmiş olan on bürhan kuvvetinde kat’î bir bürhan daha göstereceğim. Gel; bir gemiye bineceğiz; (Hâşiye-19) şu uzakta bir cezîre var, oraya gideceğiz. Çünkü bu tılsımlı âlemin anahtarları orada olacak. Hem herkes o cezîreye bakıyor, oradan bir şeyler bekliyor, oradan emir alıyorlar.

“İşte, bak, gidiyoruz. Şimdi şu cezîreye çıktık. Bak, pek büyük bir içtimâ var. Şu memleketin bütün büyükleri buraya toplanmış gibi, mühim ihtifâl görünüyor. İyi dikkat et. Bu cemiyet-i azîmenin bir reisi var. Gel, daha yakın gideceğiz. O reisi tanımalıyız.

“İşte bak, ne kadar parlak ve binden ziyâde nişanları var. Ne kadar kuvvetli söylüyor, ne kadar tatlı bir sohbet ediyor. Şu on beş gün zarfında, bunların dediklerini ben bir parça öğrendim; sen de benden öğren.

Hâşiye-19: Gemi, tarihe ve cezîre ise Asr-ı Saadet’e işarettir. Şu asrın zulümâtlı sahilinde, ‘mim’siz medeniyetin giydirdiği libastan soyunup, zamanın denizine girip, tarih ve Siyer sefinesine binip, Asr-ı Saadet cezîresine ve Cezîretü’l-Arab meydanına çıkıp, Fahr-i Âlemi (a.s.m.) iş başında ziyâret etmekle biliriz ki, o zât, o kadar parlak bir bürhan-ı tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalâlet zulümatını dağıtmıştır.” (Sözler, s. 261)

“Bir gemiye binmek”, “zaman denizine girmek”, “cezireye çıkmak”, “o zatı (asm) vazife başında ziyaret etmek” tabirleri oldukça sırlı, misal yolu ile anlatılan mühim hakikatlere işaret ediyor. Celâleddin-i Suyutî gibi bazı mübarek zatların bizzat Resûl-i Ekrem (asm) ile görüşmelerinin misâl yolu ile hakikatlerine dikkat çekiliyor. Demek ki bazı zatlar zaman denizi içinde seyahat ederek Asr-ı Saadet sahibi zatla (asm) doğrudan görüşebiliyorlar.

Zamanın izafî olduğu, zaman sıçramalarının mümkün olduğu, zamanda ileri ve geri gidilebildiği hususunda belki de en net ifadeler aşağıda, 3. Lem’a adlı bölümde izah edilen ifadelerdir. Mezkûr bölümden kısa bir kısmını alıyoruz:

“Bu hakikate işareten, Leyle-i Kadir gibi birtek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu, nass-ı Kur’ân gösteriyor. Hem bu hakikate işaret eden, ehl-i velâyet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan ‘bast-ı zaman’ sırrıyla, çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı Mi’rac, bu hakikatin vücudunu ispat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Mi’racın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır. Çünkü, o, Mi’rac yolunda beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.

“Hem şu hakikate bina edilen beyne’l-evliya kesretle vuku bulmuş olan bast-ı zaman hadiseleridir. Bazı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş, bazıları bir saatte bir sene vazifesini yapmış, bazıları bir dakikada bir hatme-i Kur’âniyeyi okumuş olduklarını rivayet edip ihbar ediyorlar. Böyle ehl-i hak ve sıdk, bilerek kizbe elbette tenezzül etmezler. Hem o derece hadsiz ve kesretli bir tevatürle bast-ı zaman (HAŞİYE) hakikatini aynen müşahede ettikleri medar-ı şüphe olamaz.

“Şu bast-ı zaman, herkesçe musaddak bir nevî, rüyada görünüyor. Bazan bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, geçirdiği ahvâli, konuştuğu sözleri, gördüğü lezzetleri veya çektiği elemleri görmek için, yakaza âleminde bir gün, belki günler lâzımdır.

HAŞİYE: [‘İçlerinden söze başlayan biri, ’Bu halde ne kadar kaldık?’ diye sordu. ’Bir gün, yahut daha da az’ dediler.’ Kehf Sûresi, 18:19] âyetiyle [‘Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar, buna dokuz yıl daha kattılar.’ Kehf Sûresi, 18:25] âyeti tayy-ı zamanı gösterdiği gibi, [‘Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.’ Hac Sûresi, 22:47] âyeti de bast-ı zamanı gösterir.” (Lema’lar, s. 23)

Bütün bu ifadelerden anlıyoruz ki, zamanda yolculuk etmek mümkündür. Bazı özel insanlar bunu zaten yapıyorlar. Hızır (as), İsa (as), İlyas (as) gibi zatlar bir ölçüde zaman gezginleridir. Zaman içinde ilim ve fen yolu ile de zaman içinde seyahat etmek mümkün olabilecek gibi gözüküyor. Belki de yakın bir gelecekte insanlar kâinatta konulmuş olan bazı yolları keşfedecekler ve zaman denizi içinde bazı tarih sahillerine çıkabilecekler.

1 Yorum

  1. Bu konuyu bir fizik aşığı olarak hep kuramlarda deneylerde aradım. İçinden çıkılamaz sorulara ulaştım. Bir teoride destekledim bir teoride yıktım. Zaman differansiyel bir denklemdir sonsuz değişkeni var bu yolculuk mümkün değildir dedim en sonunda. Sayısız fizik kitabının bana anlatamadığını bu yazı anlattı. Bu yazıda bir kez daha gördüm ki din ve bilim ayrı değil. Rabbim bu yazının sahibinden binlerce kez razı olsun ve bu yazıyı yazdırıp bana okutana sonsuz şükürler olsun.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.


*