Ziya Paşanın farkı

Image
Risâle–i Nur’dan bir nükte:

Siyah Dutun Bir Meyvesi

[O mübarek dut başında Eski Said, Yeni Said lisanıyla söylemiştir.]

Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır.

Mütekellim (konuşan) nefsim değil, tilmiz–i Kur’ân nâmına kalbimdir.

Geçen sözler hakikattır; sakın şaşma, hududundan hazer aşma,

Ecanib (ecnebi) fikrine sapma, dalâlettir kulak asma, eder elbet seni nâdim (pişman.)

(17. Sözün İkinci Makamı)

Avrupa ikiye ayrılır; Osmanlı aydınları da öyle

Namık Kemâl, Şinasi, Agâh Efendi ve Prens Sabahaddin gibi Ziya Paşa da Jön Türkler’in mutedil kısmına dahildir.

“Ahrâr–ı Osmaniye”yi teşkil ettikleri 1865 senesinden sonra ara ara şiddetlenen istibdadın baskısına dayanamayarak Avrupa’ya kaçmak mecburiyetinde kalan bu zâtlar, diğer bazı Jön Türkler gibi “Avrupa meftunu” olup kendi öz değerlerinden kopmadılar.

Ziya Paşa ve arkadaşları, “Herşeyin iyisine bak” prensibiyle hareket ettiklerinden, Avrupa’da gelişen hürriyet, meşrûtiyet (demokrasi), anayasa, kànun hakimiyeti, fen ve san’at gibi insan merkezli medeniyet projelerine baktılar, bunlardan ülke ve millet olarak nasıl istifa edebileceğimizi anlamaya ve ardından anlatmaya koyuldular.

Bu kabiliyetli şahsiyetler, hürriyet ve meşrûtiyete dair fikirlerini daha çok Paris ve Londra matbaalarında basılan İbret, İntibah ve Hürriyet isimli gazetelerle ilân ettiler.

Ne var ki, son derece hassas davranmalarına rağmen, yine de yanlış anlaşılmaktan kurtulamadılar. Yeni Osmanlıların (Jön Türkler) hemen tamamı aynı kefeye konularak “Avrupa meftunu” olmakla itham edildiler.

Haliyle, Ziya Paşa gibi valilik, gazetecilik, yazarlık yapmış basiretli âlim, şâir, edib bir şahsiyet de aynı ithamdan nasibini aldı. Şiirlerinde millî ve kudsî değerlere hararetle sahip çıkmasına ve “Efkâr–ı Frenge tebaiyet”i şiddetle tenkit etmesine rağmen, onu Freng mukallidi, hatta mason olmakla itham edenler bile oldu.

Bediüzzaman Said Nursî ise, Namık Kemâl gibi Ziya Paşayı da Jön Türklerin bozuk kısmından ayırdı. Onların istibdadın karşısındaki merdane duruşları ile hürriyet, meşrûtiyet ve kànun hakimiyeti hakkındaki temel fikirlerini doğru ve samimî buldu. Bundan dolayı da, uğradıkları haksız hücûmlar karşısında bu basiretli edipleri zaman zaman savunma ihtiyacını duydu.

Doğru olan yaklaşım tarzı da budur zaten.

İşte, “Siyah dutun bir meyvesi” başlıklı yarı manzum ifadelerinde de, ölçüsüz, ayarsız–kantarsız şekilde Batı dünyasına nazar ederken şaşkına dönen, haddini–hududunu aşan, hatta ecnebi fikrine saparak dalâlete düşen bir kısım “Avrupa meftunları”na seslenen Said Nursî, Ziya Paşayı bu gürûha dahil etmediğini, onun gibi samimî hürriyet taraftarlarını istisna tuttuğunu gayet veciz bir şekilde ortaya koymuş.

Evet, iyisini fenâsından ayıran ve “Avrupa ikidir” diyerek mese–leye toptancı bir nazarla bakmadığını gösteren Üstad Bediüzzaman, sırf milletin menfaati icabı Avrupa’ya bakan Osmanlı aydınlarını da böylece ikiye ayırmaktadır.

İşte bu hakperest ölçü ve kıstaslar sebebiyledir ki, Ziya Paşa, Prens Sabahaddin, Mizancı Murad ve Namık Kemâl gibi “ehl–i kemâl” zâtları Jön Türklerin bozuk kısmından ayırıyor ve “Muhatabım Ziya Paşa değil, Avrupa meftunlarıdır” diyerek kendine has bakış tarzını bir anlamda tarif etmiş oluyor.

ZİYA PAŞA KİMDİR?

Asıl ismi Abdülhamid Ziyaüddin olan Ziya Paşa hakkında ağırlıklı olarak nakledilen bilgilere göre, 1829 İstanbul doğumlu olduğu, babasının ise Galata’da gümrük memurluğu yapan Erzurum İspirli Feridüddin Efendidir.

İlim tahsilini ve yabancı dil eğitimini büyük bir başarıyla tamamlayan Ziya Paşa, şiire olan merakı sebebiyle şairlerin divanlarını okuyup incelemeye meyletti. Birikimleri ve özel gayreti sayesinde kendisi de zamanın güçlü şairlerinden biri oldu. 1965’te Yeni Osmanlılar Cemiyetine katıldı.

Uzun yıllar Sadaret’te (Başbakanlık) ve Saray’da (Saltanat) kâtiplik, memurluk yapan Ziya Paşa, muhtelif aralıklarla Zaptiye Müsteşarlığı, Kıbrıs, Amasya ve Canik (Samsun) Mutasarrıflığı görevlerinde bulundu. Bir müddet Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı; geldikten sonra ise, Sultan Abdülhamid’in ilk yıllarında Namık Kemâl ile birlikte Kânun–i Esasi’yi hazırlamakla meşgul oldu.

93 Harbi (1878) esnasında önce Suriye, ardından Konya ve son olarak da Adana valiliğine atandı. Ziya Paşa, 18 Mayıs 1880’de Adana’da vefat etti.

ZİYA PAŞANIN ESERLERİ

VE UNUTULMAZ SÖZLERİ

Tarih ve Edebiyatın muhtelif dallarında kıymetli eserleri (Eş’ar–i Ziya, Harabât, Zafernâme, Endülüs Tarihi, Emil, Tartuffe, Engizisyon Tarihi) bulunan Ziya Paşanın, bir de unutulmaz öyle söz ve beyitleri vardır ki, kolayca anlaşılmalarına rağmen, taklit edilmesi pek mümkün görünmüyor. Edebiyat literatüründe buna “sehl–i mümteni” denilir.

İşte, o harika sözlerden bir demet:

Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe–i aklı eserinde

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

İdraki meâli bu küçük akla gerekmez

Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.

İncinmemek istersen eğer mülk–i fenada

Bir kimseyi incitmemeğe hasr–ı meram et

İnsana sadakat yakışır görse de ikrah

Yardımcısıdır doğruların Hazret–i Allah

 Image

 Ziya Paşa (1829–1880)

Said Nursî’nin “Basiretli ve hiss-i kablelvukù sahibi dâhî siyasîler ve hârika edibler” diye bahsettiği şahsiyetlerden biri de hiç şüphesiz Ziya Paşadır. Onlar, istikbâlde gelecek dehşetli bir istibdadı hissetmişler ve buna karşı çetin bir mücadelenin içine girmişler. Maksatları doğru, fakat bazan yanlış hedefe vurmuşlar. (Kastamonu Lâhikası, s. 50)

image_pdf

BENZER KONUDA MAKALELER:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*