Zülfikar’ınızı kuşandınız mı?

altBediüzzaman’ın bilhassa Risalet-i Ahmediye mu’cizeleri ile Kur´ân-ı Kerîm’in mu’cizelerini zamanın hadiseleri istikametinde izah eden eserine Zülfikar ismini İmam-ı Ali (ra) koymuştur.

Eseri oluşturan bahisleri Kur’ân ve Hadisten her ne kadar 1920’li yılların sonlarında yazmış ise de, Zülfikar’ın ortaya çıkışı 2. Dünya Savaşı’nın son senelerine doğrudur. Hem aldığı isim ve hem de ortaya çıktığı zaman itibariyle, fevkalâde bir misyon yüklenen Zülfikar’ın bu güne kadar Yeni Asya Yayınları arasında olmayışı büyük bir eksiklikti.

2017 senesinin fevkalâde sıcak mevsiminin meyvesi olarak manevî sofralarımıza gelen Zülfikar’ın, beklenen ferecin kapılarını açacağına olan itikadımızı, okuyucularımızla paylaşmak isteriz. Hürriyet, demokrasi ve adalet düşmanlarının Yeni Asya´yı maddî ve manevî ablukalarına aldıkları bir zamanda büyük fedakârlık, gayret ve zorluklarla Zülfikar´ı neşredenleri can ü gönülden tebrik ediyoruz.

Zülfikar iki boyutlu bir kılıç. Kabzasından fırlayan çifte endam… Ve yalnızca İmam-ı Ali’ye (ra) aitti. Bediüzzaman’ın Kur’ân ve Sünnet tezgâhında işlediği Zülfikar’ın da çift boyutlu oluşu elbette dikkatleri çekecektir. Kılıcın yarısı global manada Kur’ân ile çatışan dinsizlik cereyanlarına, diğer yarısı da lokal anlamda Müslümanların arasına nifak ile dalan Risalet düşmanlarına korku salıyor günümüzde… Şarktan garba kadar, bütün insanlığın geleceği ile alâkadar bir misyon yüklenmiş Zülfikar’ın bazan Mekke-i Mükerreme ve Ravza-i Mutahhara’da, bazan İsevîlerin zahirî idare merkezleri olan Vatikan’da görünmesi, iddiamıza kuvvet veriyor.

Herkes biliyor ki; Zülfikar Kur’ân’a ait. Bütün insanları birinci derecede alâkadar eden bu eserin başlı başına yeniden sahneye çıkması çok önemli. Zamanında El Ezher’e, Hicaz’a, Roma’ya ve Berlin’e gönderilirken her yerde hoşamedilerle karşılanmış. Deccaliyet ve Süfyaniyetin, masonların bütün yardımlarıyla gerçekleştirdikleri 12 Eylül ihtilâli, etrafımıza o denli kesafetli cehalet perdeleri gerdi ki; Mesih’in İslâm ile olan alâkasını unutturdu. O dehşetli tuzakların İbn-i Betül’ün kılıcıyla bertaraf olacağı hakikatini perdeledi. Fakat bu yakıcı yaz mevsiminin harareti karartma perdelerini yakmış olacak ki; Zülfikar kendisine yaraşır şeref ve alâka ile Anadolu’dan insanlığın içine yeniden teşrif ediyor.

Bazıları da; Berlin ve Vatikan’a gönderilen Zülfikar’ları Mesihîler kuşanıp bizi çevreleyen perdeleri parçaladılar, diyorlar. Şimal cereyanının yüz sene boyunca bitkisel hayata soktuğu Hıristiyanlığa nefh-i ruhun İşaratü’l İcaz ile olduğunu söyleyenler, Zülfikar ile o dehşetli cereyanın nasıl öldürüldüğünü de merak ediyorlar. Mesih’in ikinci gelişi Kur’ân ile olacağına ve bu eserleri de Said Nursî Hazretleri Kur’ân tezgâhında elde ettiğini söylediğine göre başka söze hacet kalıyor mu?

Bu arada şu bilgiyi aktaralım: Zülfikar’ın Bediüzzaman tarafından Papa’ya gönderildiği tarih ile Avrupa Birliği’nin kuruluş tarihinin tetabukiyeti, Mesih’in hangi kılıç ile ahirzaman şerirlerine darbe vurduğunu da aşikâr ediyor…

Zülfikar’ı yalnızca Bediüzzaman ve talebeleriyle irtibatlandıranlar yanılıyorlar. Evvelâ Hz İsa’nın (as) safındaki Birinci Avrupa’yı hayatî derecede alâkadar ediyor Zülfikar… Sonra Haricîlerin ve Siyasal Şia’nın müşevveş ettikleri âlem-i İslâm’ın bu esere âcil ihtiyacı ortada. İmam-ı Ali’ye (ra) gönül verdikleri halde, materyalizmin, cehaletin yardımıyla yollarını kestiği Ehl-i Beyt mensuplarının Zülfikar’a ekmek ve su kadar ihtiyaçları var…

Ahirzamanda yaşadığımızın farkına varan ve dehşetli dinsizlik cereyanlarıyla karşı karşıya kaldığını hisseden herkesin âcilen birer Zülfikar edinmesi şart.

YAZDIR

Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü / Eğitimci – Yazar

BENZER KONUDA MAKALELER:

2 Comments

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*