45. yıla girerken

Her iktidar kendi medyasını oluşturur.

Bu kural dün böyleydi, bu gün de geçerliliğini sürdürüyor.

Çünkü iktidar seçmenini memnun etmek zorundadır.

İttihat ve Terakki basını ne ise, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan gazeteler de “güç”ün, yani iktidarın payandası olarak sahnede yerini aldı.

Sonraki iktidarlar, yani ihtilâl iktidarı da medyasını oluşturdu. Seçimle iş başına gelmiş ve darbeyle alaşağı edilmiş başbakan ve bakanlar hakkında ağıza alınmayacak kadar aşağılık manşet attılar.

Darbeler, darbeleri doğururken, bir kısım medya her yeni iktidarda kaşarlandı.

Medya, gazeteciliğin dışında her işi yapmaya soyundu; ticaret, ihale takipçiliği ve iktidar ortağı ortak olmak gibi…

ANAP iktidarı medyaya sınırsız özgürlük getirme iddiasıyla yola çıktı. Ama darbenin gölgesinden sıyrılamadı. Buna paralel olarak “ahlâksız” yayınlar zirve yaptı.

ANAP’ın zayıflamaya başlamasıyla yeniden koalisyonlar dönemi başladı. Artık “medya” olarak tanımlanan gazeteler, patron ve üst düzey yöneticileri ile güçleri oranında siyasî iktidardan pay almaya ve ekonomik imtiyazlarını arttırmaya yönelik strateji geliştirdiler.

Sandığa giren partiler hırpalanıyordu. Koalisyon ne kadar güçsüzse, medyanın eli o kadar güçleniyordu.

Medya bu kadar “imtiyaz”a sahipken ne yaptı?

Daha mı özgür oldular?

Hayır, tam tersi… İktidarlara at sineği gibi yapıştı.  Adeta hükümetlerin bir bileşeni gibi oldu. Üstüne üstlük, “derin devlet” olarak tanımlanan derin güçlerle flört etmeye başladı.
***
Bir kısım muhafazakâr gazeteler kendi medyasını oluşturma çabasında iken, bir yandan da “amiral” medyasıyla kapışmak zorunda kaldı. Keloğlan ve tek gözlü devin mücadelesi gibi… Gariban masal kahramanımız bu canavarla çarpışa çarpışa mücadelesini kazandı.

Çünkü bu gün iktidarda olanların çoğu o günün medya mağdurlarıydı.

Gariptir; medya kimi mağdur ettiyse, o, halk nezdinde tutuldu. Medyanın bu “tersine” gayreti onları iktidara getirdi.

Devran değişti. Mağdur sıfatında “muhafaza-kâr”lar “iktidar”a gelince medyasını oluşturdu ister istemez.

Mağduriyetler kalktı, söylemler değişti. “Yandaş medya” tanımı ne yazık ki, iktidarın sözcülüğünü üstlendi, kimisi de gücün yanında yer aldı.
***
Ya Yeni Asya?

Hiçbir dünyevî gücün yanında yer almadı. Doğrudan Risale-i Nur’un sözcülüğünü üstlendi.

Nur sevdalısı Zübeyir Gündüzalp’in “Nur Talebeleri hapse girince, bütün gazeteler manşetten veriyorlar. Fakat beraat kararı çıkınca hiç kimse, bir şey yazmıyor. Maksadımızı anlatıp sesimizi duyurabilmemiz için bize bir neşir organı lâzım” sözlerinden yola çıkılarak, önce haftalık olarak İttihat, daha sonra da günlük olarak Yeni Asya ismiyle neşir hayatına atıldı.

Yeni Asya: Hak, hukuk, meşrûiyet, din ve vicdan hürriyetini savundu.

45’inci yıla adım atarken, nice badireler atlattı Yeni Asya. Hem içten, hem dıştan müdahalelere maruz kaldık.

Varsın olsun… Çok zor şartlar altında bile olsa “dâvâya sadakat” Yeni Asya ve okurlarını hiçbir zaman yıldırmadı.

Bu şerefle yaşamak bize yeter!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*