EURONUR ÖZEL

7 Kapıyı Geçebilir misin?

Özel Makale / kapı

Uzak bir diyarda, kimsenin haritalarında bulunmayan ve bilinmeyen Gökmeydan ovasında, küçük bir yolcu yürüyordu. Yürüyüşü aceleci değildi; sanki adımlarının her biri, taşlara ve rüzgâra bir sır fısıldıyordu. Güneş bazen sertçe vuruyor, bazen de bulutların ardına saklanarak onunla oyun oynuyordu. Yolcu ise biliyordu ki her ışık, kendi gölgesini de beraberinde taşır.

Bir gece, ayın ince gümüş ışığı altında, yolcu bir pınarın kenarında durdu. Suyun yüzeyinde kendi yansımasını gördü. Fakat suyun anlattığı başka bir şey vardı: “Sen sadece yüzün değilsin; sen, zihninin taşıdığı sözler ve kalbinin taşıdığı sessizliksin.” Yolcu o an anladı ki, gerçek yolculuk dışarıya değil, içeriye doğru yapılan bir yürüyüştü.

İlk Kapı: İçteki Ayna

Sabah olduğunda yolcunun karşısına bir kapı çıktı. Kapının üzerinde hiçbir kilit yoktu, sadece sis vardı. Kapının ardına geçmek için tek gereken şey, gözlerini kapatıp “Latife-i Rabbaniye‘nin” sesini dinlemekti. İnsanlar genellikle günlerini koşuşturma içinde geçirir, içlerindeki bu kapıyı hiç fark etmezlerdi. Oysa kapı her zaman oradaydı. Yolcu, içindeki sisleri aralayınca anladı: hayat, zihnin neyle beslendiğine göre şekil alıyordu. Negatif düşünceler kapkara gölgeler gibi üzerine çökerken, öğrenmeye ve umut etmeye yönelen düşünceler ışık saçıyordu.

İkinci Kapı: Sözler Bahçesi

Bir başka gün, yolcu kendini bir bahçede buldu. Ağaçlarda meyve yerine küçük sözler sarkıyordu. Kimi kelimeler ekşi, kimi tatlıydı. İnsanlar bu ağaçlardan topluyor, birbirlerine ikram ediyordu. Yolcu fark etti ki, kelimeler aslında ruhun meyveleriydi. Dinlemek, toprağı sulamak gibiydi; konuşmak ise meyveyi paylaşmaktı. Ve en önemlisi, sessizlik toprağın derinliklerinde gizlenen gizli köklerdi. Sessizlik olmadan hiçbir ağaç büyüyemezdi.

Üçüncü Kapı: Çocuğun Adımları

Bir sonraki durakta küçük bir çocukla karşılaştı. Çocuk yürümeyi yeni öğreniyordu; defalarca düştü, dizleri çamura bulandı, sonra tekrar kalktı. Yolcu gülümsedi. Çünkü o çocuğun attığı her adım, ona bir gerçeği fısıldıyordu: özgüven düşmekten korkmamakla başlardı. Çocuğun yanında duran gölgeler ise “Bırak, yoruldun” diye fısıldıyordu. Ama çocuğun içinde küçük bir güneş vardı; o güneş düştükçe yeniden kalkmasına yardım ediyordu. Yolcu da anladı ki, kimlerle yürüdüğün, yolun rengini belirliyordu. Nur saçanlarla yürürsen, onların ateşi senin kalbine de sıçrıyordu.

Dördüncü Kapı: Kalbin Aynası

Bir tepenin doruğunda, yolcunun karşısına büyük bir ayna çıktı. Bu ayna, dış yüzünü değil, içindeki dalgalanan duyguları yansıtıyordu. Yolcu, öfkesinin yüzünde nasıl bir fırtına meydana getirdiğini, sabrının nasıl bir göl gibi dinginlik sunduğunu orada gördü. O gün öğrendi: kalbi dizginlemek, en büyük güçtü. Duyguların kontrolsüzce savrulması, içteki bahçeyi kurutuyordu. Oysa onları dizginlemek, içteki suyu berrak kılıyordu.

Beşinci Kapı: Küçük Adımların Sırrı

Günlerden bir gün yolcu, taşlarla örülmüş uzun bir yol buldu. Taşların her birinde küçük işaretler vardı: “Bugün erken kalk”, “Bir sayfa oku”, “Birine nezaket göster”, “Sen o seyyahsın”, “Aczin ve fakrın hadsizdir”. “Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.” Yolcu her adımda bir işareti takip etti. Başta küçük gibi görünen bu işaretler, bir araya geldiğinde dev bir köprüye dönüşüyordu. O köprü, sıradan bir insanı güçlü bir ruha çeviriyordu. Yolcu o an kavradı: motivasyon bir rüzgârdı, gelir ve geçerdi; asıl olan, küçük ama tekrarlanan adımların sihirli gücüydü.

Altıncı Kapı: Sessiz Beden

Bir akşamüstü, yolcu kendi gölgesine baktı. Gölgesi eğrilmişse, kendi adımları da eğrilmişti. Duruşunu dikleştirdi, gözlerini ileriye çevirdi. Bedenin dili sessiz ama çok güçlüydü. İnsan içindeki güveni hissettiğinde, karşısındaki de onu hissediyordu. Yolcu anladı ki, bazen bir bakış binlerce sözden daha fazla şey söyleyebilirdi.

Yedinci Kapı: Amacın Yolu

Sonunda yolcu, ikiye ayrılan bir yola geldi. Bir yol, karanlık seslerle doluydu: sürekli şikâyet edenler, başkalarını suçlayanlar, kendi gölgelerine hapsolanlar… Diğer yol ise sessizdi ama ışıkla doluydu. Orada yürüyenler az konuşuyor, çok çalışıyor, sabırla taş üstüne taş koyuyorlardı. Yolcu seçimini yaptı. Çünkü biliyordu: yol arkadaşların kimse, sen de yavaş yavaş onlara benziyordun.

Ama yol yalnızca insanlarla yürünmüyordu. Kitaplar, düşünceler, rüyalar da yol arkadaşı olabiliyordu. Zihin neyle beslenirse, ruh da onunla besleniyordu. İşte o an, gökyüzünden ince bir fısıltı indi: “Gerçek hazine, senin içindedir.”

Son Kapı: Kanatların Hatırlanışı

Yolcu en son bir tepenin zirvesine çıktı. Orada kanatlarını hatırladı. Onları kimse görmüyordu, ama o hissediyordu. Kanatlar, sabırla, alışkanlıklarla, sevgili bir kalple büyümüştü. O an anladı ki kişilik, hazır gelen bir hediye değil; her gün işlenen bir sanat eseriydi.

Ve yolcu uçmaya başladı. Gökyüzüne yükselirken arkasında yalnızca taşlardan oluşan bir yol bırakmadı; aynı zamanda ışığa açılan bir iz bıraktı. O izden yürüyen herkes, kendi kanatlarını hatırlayacaktı.

Çünkü asıl yol, hiçbir zaman bitmiyordu. Ve gerçek güç, dışarıdan değil, içeriden yükselen o sessiz fısıltıdan doğuyordu. Öyleyse:

“Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle. Vesselâm.” Sözler

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu