ABD’nin düşmanı ne Rusya’dır, ne de Çin.
Hatta bu devletler birbirine destek veren düşman görünümlü kardeşler gibidirler.
Bakın şu son asra…
Siz hiç bu ülkelerin birbirleriyle kavga ettiklerini gördünüz mü?
Yok…
Bazen dalaşırlar ama kavga hiç yok.
Peki ABD’nin asıl düşmanı kim?
Hiç kuşkusuz AB, yani Avrupa Birliği.
Durun şaşırmayın öyle…
Çünkü;
ABD batı dünyasında tek güç olmak istiyor.
Bu çöplükte tek benim sesim çıksın diyor.
Bu isteğini bozan tek güç de AB.
Bu nedenle;
Son 20-30 yıldır ABD, AB üzerinde bir yıpratma ve çökertme politikası takip ediyor.
Grönland adası konusunda bu artık net olarak ortaya çıktı.
Tramp “Grönland’ı öyle veya böyle alacağım” diyor.
Bazı AB üyeleri de savaş gemilerini adaya gönderiyor.
Yakında AB ile ABD arasında bir çatışma çıkarsa kimse şaşmasın.
Güya her iki taraf da NATO üyesi değil mi?
NATO diye bir şey mi kaldı ki…
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Tarihi süreci şöyle bir hatırlayalım.
2000 yılı sonrası AB Türkiye’yi tam üyeliğe kabul sürecini başlatmıştı.
Bu süreç, AB’nin büyük bir güç olması anlamına geliyordu.
Elbette ki bu durum ABD’nin işine gelmezdi.
Hemen AKP’yi iktidara taşıdılar.
AKP ise önceleri AB yanlısı bir görüntü verdi.
Ancak;
Sonra dümen terse çevrildi.
17-25 Aralık süreci…
Ve 15 Temmuz süreci ile de tamamen koptu AB ile ilişkiler.
İngiltere’nin de AB dışında kalması yine Avrupa zararına oldu.
Ukrayna Rusya savaşı da çok yıpratıcı oldu.
Hatta;
Suriye’nin karışması ve mülteciler de.
Hepsi AB aleyhine işleyen süreçlerdi.
Ve hepsinin de arkasında ABD vardı.
Tek amacı da AB birliğini dağıtmak veya en azından yıpratmaktı.
ABD de bir ölçüde başarılı oldu.
Çünkü;
AB siyasetçileri yetersiz kaldı.
ABD’nin bu yıpratma politikasına cevap vermediler.
Ya planı göremediler…
Ya da gördükleri halde sustular…
İkisi de bir zaaf hali.
Zaten AB ülkelerinde öyle derin politika yürütecek adam da kalmadı.
Merz ve Macron gibi politikacılarda öyle büyük kapasite yok.
Üstelik Avrupa liderlerinin çoğu da küreselcilerin oyununa geldi.
Takıldılar küreselcilerin peşine…
Yok iklim kanunu…
Yok yeşil çevre diye kendi havalarını kararttılar.
İşte şimdi de Trump karşılarına çıktı.
“Kanun da benim, hukuk da benim” diyor.
Güçlünün haklı olduğu zalimane kuralı herkese dayatıyor.
Haydi gelin bu zalime bir dur deyin bakalım.
Aslında Trump’a kızmak da faydasız.
Önceden kapalı kapılar ardında yapılan iki yüzlü politikalar şimdi açıktan yapılıyor.
Peki AB bu cendereden nasıl çıkacak?
Ya da çıkabilecek mi?
Bekleyip göreceğiz…