![]()
Beni tanıyorsun. Senin hissettiğin acı ve benim hissettiğim acı hayatın sahibinden bir mesaj. Şu anda yaşadığım, yaşadığın acının—kalp kırıklığının, kaybın, hastalığın ve kaygıların—bir ceza olmadığını biliyorum. Ve aslında bunun “bir nevi hediye-i İlâhiye” olduğunu söylesem ne dersin?
Ya Allah acıyı beni iyileştirmek için kullandığı bir farkında olma mekanizmasına dönüştürüyorsa? Bu Risale okumaları, özellikle “Hastalar Risalesi”, acı ve ıstırap hakkında bildiğimi düşündüğüm her şeyi tersine çevirdi ve dedi ki: “Bir de buradan bak.”
Birkaç hafta önce kuzeyin soğuğunda Raccoon Cafe’nin üst katında dışarıda tane tane yağan karı seyrederken içimden şöyle geçti:
“Mutlaka acı çekmem gerekli mi? Neden bir anda iyileşemiyorum?”
Ama öyle olmadığında, hasta olduğumda bir terslik olduğunu, Allah tarafından terk edildiğimi, cezalandırıldığımı söyledi içimde “bana ait olmayan” o ses. Zaten bu, toplumumuzda yaygın bir inanış şekli ve genlerimize işlemiş.
Ya öyle değilse, tam tersi doğruysa? Acıda bile hüsün (güzellik) varsa?
“Her şeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki her şey, her hadise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir.” Sözler – 18. Söz
Herkesin sorduğu soru şu:
“Eğer Rabbim El-Vedud’sa, neden hastalık ve musibetler bu kadar acıtıyor? Neden bir anda iyileşmiyoruz?”
Gerçek şu: Sevgi (El-Vedud) her zaman bize şahdamarımızdan bile yakın. Her an (El-Şafi) iyileştirmede. Ancak ben onu henüz tam anlamıyla bilinçli bir farkındalıkla anlayamıyorum.
Ama acı… “nefsin firavunluğunu kıran bir ilâç”mış, anladım o an çok şükür.
“Kezalik, ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, ‘Allah Allah’ zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinirse büyüyüp gafletle firavunlaşamaz.” Mesnevî-i Nuriye
Acı Gerçekten Ceza mı Mesaj mı ?
Acı ceza değildir. O bir habercidir, bir alarmdır. Rahman ve Rahim olan Rabbimin beni uyandırmak için kullandığı merhametli ve geçici bir durumdur. Bu da geçer Ya Hu.
Hayat sürekli konforlu ve rahat olduğunda ne olur?
“Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.” Lem’alar, 2.Lem’a
Yine uykuya dalarız.
Otopilota geçeriz.
“İşsiz, tenbel, istirahatla yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle sa’yeden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çeker. Çünkü daima işsizler ömründen şikâyet eder; eğlence ile çabuk geçmesini ister. Sa’yeden ve çalışan ise şâkirdir, hamdeder, ömrün geçmesini istemez.”Lem’alar, 17. Lem’a
Bize ait olmayan (malayani) işlere takılır kalırız. Bedenimizin fısıltılarını çığlıklara dönüşene kadar görmezden geliriz. İşte bu durumda maalesef ruhun uyanması için acının şokuna ihtiyaç vardır.
Allah asla acıyı ceza olarak göndermez. Bu, bazı kültür ve inançlarda ya da cahil vaizlerce böyle yorumlansa da gerçek bu değildir. El-Hakim bizim faydamız için acıyı bir ruhsal uyandırma çağrısı olarak gönderir—ruhumun gerçek değerine adım atması için Rabbimin gözünde ne kadar kıymetli olduğumu anlamam için.
Hayatımda en çok beni değiştiren anları düşündüm. Bunlar en rahat, en kolay zamanlar mıydı? Hayır. İşte beni “Artık bir şey değişmeli.” demeye zorlayan anlar onlardı.
Acı, yaratıcının merhametidir.
“Seni böyle bırakmayacağım, uyan artık farkına var.” der.
Acının mesajına kalbimi açtığımda tırtıldan kelebeğe dönüştüm. Ve dilim, kalbim Kasas Suresindeki Hz. Musa gibi: “Ey Rabbim! Bana lutfedeceğin her türlü hayra muhtacım!” diye yakardı. Nefsin kabuğu acıyla kırıldı; içinde saf öz, yani “kul” çıkıverdi.
Bu yüzden Merhametli ve El-Hakim olan, nefsi latife-i Rabbaniyeye itaat ettirecek dokunuşlar yaptı. Nefsim teslim olmaya zorlandı. Aciz ve fakir olduğunun farkına vardı. Bedenim bağırdı, ağladı. Bu bir İlahi mesajdı:
“Dur. Bak. Dinle. Böyle devam edemezsin.”
Ve işte hayatın en saf gerçeği:
Şu anda hissettiğim acı, aslında bana en merhametli olandan bir davettir.
Bu bir ceza değildir. “Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki bir nevi dermandır.”
Bu, Merhametli Rabbim tarafından “Vizyonsuz kalmana izin veremem.” demektir.
Bu acı beni uyandırmak içindir. Acı çekmek zordur ama “Hastalık vazifesini bitirdikten sonra, Hâlık-ı Rahîm inşallah sana şifa verir.”
Ve bir gün geri dönüp baktığımda her acının içinde gizlenmiş bir sevgi ve merhamet olduğunu göreceğim. İsmim gibi eminim bundan.
Hastalık ve acıya karşı tavrım ne oldu?
“Bu neden oluyor, benim başıma bunlar neden geliyor?” yerine
“Bu bana ne öğretmeye çalışıyor?” diye soruyorum artık.
İçimdeki bana ait olan ve Latife-i Rabbaniyemden gelen ses diyor ki:
“Kalbin kırıldığında, acı çektiğinde tekrar bak, sor ve gör.”
Hayatın dağılıyor gibi hissettiğinde buraya bak:
“İşte, şu hakikattendir ki, zîhayatlara âlâm ve mesâib ve meşakkat ve beliyyat suretinde bazı hâlât ârız olur ki, o hâlât ile hayatlarına envâr-ı vücut teceddüt edip zulümât-ı adem tebâud ederek hayatları tasaffi ediyor… Hattâ en büyük bir lezzet, yeknesaklık içinde hiçe iner.” Sözler – 26. Söz
“Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.” Duha Suresi
Beni hazırlıyor… beni “Ahseni Takvim” hâline gelmem ve her iki dünyada mutlu ve huzurlu olmam için.
“Kâinat, İlahî bir musikî dairesidir.”
Duyuyorsun değil mi?