Afganistan’daki zulme kim dur diyecek?

Kendilerini ‘dünyanın jandarması’ ve belki de ‘sahibi’ olarak gören devletler, bütün itirazlara rağmen keyfî davranmayı sürdürüyorlar. Ülkeler ve başşehirler olmasa da, sivil toplum kuruluşları dünyayı ve insanlığı çıkmaza sürükleyen bu yanlış icraatlara itiraz ediyorlar; ama ‘büyük devlet’ler ve onların hakim olduğu kurumlar yanlışta ısrar ve inad ediyorlar.
NATO’nun öncülüğünde Afganistan’a giren ‘koalisyon güçleri’ hemen her gün ‘yanlışlıkla!’ sivilleri öldürüyor.

Günümüz şartlarında onlarca sivilin ‘yanlışlıkla’ öldürülmesi kabul edilebilir mi? Bu nasıl bir yanlışlık ki hiç bir zaman ‘yanlışlıkla işgal gücü askerleri’nden öldürülen olmuyor?

Afganistan’ın Nuristan İli Valisi, NATO güçlerinin (25 Mayıs’taki) hava saldırısında 20 Afgan polisi ve 18 sivil ile 30 kadar Taliban mensubunun öldüğünü söylemiş. Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) sözcüsü ise siviller ve polisler arasında ölümler olduğuna ilişkin haberler üzerine bölgeye bir soruşturma ekibi gönderildiğini söyleyip ipe un sermeyi tercih etmiş. (AA, 29 Mayıs 2011)
Bahsedilen saldırıda sivillerin ölmediği kabul edilse bile, daha önce kabul edilen sivil ölümler yok mu? Sivil ölümlerin gerçekleştiği her hadiseden sonra ‘işgal güçleri’nce yarım ağız ‘özür’den başka ne yapıldı?
NATO şemsiyesi altında Afganistan’a giden askerî güçler kendilerini “Uluslararası Güvenlik Destek Gücü” olarak isimlendiriliyor. Tabiî ki bu gücün temelinde Amerika var. Hata, en başta isimlendirmede yapılmış. Nasıl bir ‘güvenlik destek gücü’ ki sivilleri öldürüyor ve sonrasında da hiç bir şey olmamış gibi davranıyor? En başta bu isimlendirmeye itiraz etmek gerekirdi. Bu yapılamadığı için, şimdi sivil ölümlere de itiraz edilemiyor. Gerçi, itiraz edenler de dinlenmiyor, ama yine de ciddî itirazlar yükselmeli.
Problemin temelinde İslâm dünyasına ‘demokrasi’yi fazla gören anlayış var. Demokrasi ve insan haklarını sadece kendileri için isteyenler, İslâm dünyasının kargaşa içinde olmasından istifade etmek istiyorlar. Afganistan’da işleyen bir demokrasi olsa, binlerce kilometre ödeten birileri gelip ‘yanlışlıkla!’ sivilleri öldürebilir miydi?
Afganistan’da “işleyen bir demokrasi” olmamasında elbette Afganistan’da yaşayanların da kabahati vardır, ama en az onlar kadar “dünyanın jandarmaları”nın da kabahati vardır. Afganistan’a samimî olarak ‘yardım’ için gitmiş olsalar, ellerinde ‘tüfek’ değil, ‘yardım paketleri’ olurdu. Ama onlar için Afganistan’ın “yer altı” varlığı, yer üstünde yaşayan “varlık/insan”larından daha kiymetli! Öyle olmasaydı şimdiye kadar demokrasi oralara gitmiş olurdu.
Bütün dünya ve elbette biz de bilmeliyiz ki, Afganistan’da yaşayanlar da insan ve onlara silâh değil, karınlarını doyuracak ekmek ile zihinlerini açacak eğitim lâzım. Kendilerini dünyanın sahibi zanneden “gelişmiş ülkeler” niçin hadiseye bu pencereden bakmayı denemez? Afganistan’ı işgal seferberliği başlatmak yerine, orada ciddî bir eğitim seferberliği başlatılması lâzım. Tabiî ki onların örf, an’ane ve değerleriyle çatışmayan bir eğitim sistemi…
Bu noktada Türkiye’ye de büyük görev düşüyor. Kendi imkânlarımız yeterli olmasa da, imkânı olan “zengin ülkeler”i bu hususta ikna etmek lâzım. Madem uluslar arası hadiselerde “artık söz sahibiyiz” deniyor, o halde bu sözümüzü Afganistan konusunda söyleyelim.
Bunun için gecikmeyelim, çünkü hal ve gidişe bakılırsa Afganistan’a ihraç edilmeye çalışıldığı iddia edilen demokrasiyi yaşatacak sivil kalmayacak…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*