![]()
Bu yazıyı ruhumun ve kalbimin tevhidle şifa bulması için yazıyorum. İnşallah hep birlikte iyileşiriz.
Bunu güçlü olduğumu göstermek için değil, yükü taşıyamadığımı kabul ettiğim için yazıyorum. Çünkü ben uzun süre bu yükü taşıyabileceğime inandım. Daha doğrusu, taşımam gerektiğine inandım. Hayatı, sonuçları, ihtimalleri, korkuları, yarınları… Hepsini omuzlarıma aldım. Ve sonra yoruldum. Kırıldım. İçten içe çöktüm.
Bugün dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum: Beni asıl yoran yükün kendisi değilmiş. Beni yoran, o yükün bana ait olduğunu sanmammış.
Tevhidi yanlış anladığım için bu kadar ağırdı her şey.
“Tevhid-i hakikidir ki, her şey üstünde sikke-i kudretini ve hâtem-i rububiyetini ve nakş-ı kalemini görmekle…” (1.Lema)
Bu cümle artık benim için bir akaid tanımı değil. Bir iç çözülmenin anahtarı. Çünkü bu cümle bana şunu söylüyor: “Kâinatın hakimi ben değilim. Hayatın idarecisi ben değilim. Sonuçların sahibi ben değilim”. Ama ben uzun süre tam tersine inandım.
Ve işte yük tam burada başladı.
Yük Neden Bu Kadar Ağırdı?
Yük ağırdı çünkü ben onu sahiplenmiştim.
Yük ağırdı çünkü “kontrol etmeliyim” diyordum.
Yük ağırdı çünkü “olmazsa ben suçluyum” diyordum.
Bu hâlin adı çoğu zaman sorumluluk gibi görünüyor ama aslında başka bir şey: gizli bir ego.
Ego dediğim şey kibirli bir hâl değil. Benim yaşadığım ego, çok daha sessizdi. “Her şeyi ben taşımalıyım” diyen bir ego. “Her şey benim çabamla ayakta durmalı” diyen bir ego. “Eğer çökerse, benim yüzümden çöker” diyen bir ego.
Bu ego kendini dindar da sanabiliyor. Dua ediyor, çabalıyor, sabrediyor ama bir yerde hâlâ şunu söylüyor: “ BEN.”
Tevhidi “Allah var” seviyesinde bırakınca ego fark edilmeden büyüyor. Çünkü Allah var ama yük hâlâ bende. İşte bu, tevhid-i âmînin hayatta karşılığı. İnanç var, teslimiyet yok. Kabul var, huzur yok.
Ben tam olarak burada tıkandım.
Hakimiyet Vehmi
Depresyonun en sessiz cümlesi şudur:
“Her şey benim kontrolümde olmalı ama olmuyor.”
Bu cümle insanı yavaş yavaş çökertiyor. Çünkü kontrol edemedikçe suçluluk artıyor. Suçluluk arttıkça yük ağırlaşıyor. Yük ağırlaştıkça insan içine kapanıyor.
Risale-i Nur’un “her şey onun dest-i kudretinden çıkıyor” ifadesi, işte bu noktada çok sert ama çok şefkatli bir tokat gibi geliyor bana. Çünkü bu cümle şunu söylüyor: Sen hâkim değilsin.
Benim asıl hatam şuydu: Kâinatın tek hâkimi olan Allah’ı teoride kabul edip, pratikte hâkimliği üzerime almaktı. Sonuçları planlamak, ihtimalleri kontrol etmek, geleceği garantiye almak… Bunların hepsi fark etmeden üstlenilmiş bir rububiyet rolü.
İnsan bunu yapınca yoruluyor. Çünkü bu yük insana göre değil. Bu yük ancak Allah’a ait.
Tevhid-i hakikî burada egoyu kırıyor. Ama inciterek değil, rahatlatarak. “Senin vazifen bu değil” diyerek. “Bu yük sana ait değil” diyerek.
İlk defa şunu dürüstçe söylediğimde biraz nefes aldım:
“Ben bu hayatı idare edemiyorum.”
Ve ilk defa bu cümle beni utandırmadı. Çünkü tevhid bana şunu öğretti: Zaten kontrol etmek için yaratılmadın.
Yük Hafifledi mi?
Tevhid benim hayatımdaki yükleri sihirli şekilde yok etmedi. Hâlâ sorumluluklar var. Hâlâ acılar var. Hâlâ zor günler var. Ama çok temel bir şey değişti: Yükün sahibi.
Eskiden yük bendeydi.
Şimdi yük Allah’a ait. Hasbünallahu ve Nimel Vekil.

Ben sadece taşımaya çalıştığım yerden çekildim.
Bu değişim psikolojik olarak şunu yaptı: Kendimi her şeyin merkezinden indirdi. Depresyondaki insanın en büyük problemi de bu zaten. Farkında olmadan kendini merkeze koyması. Her şey onun etrafında dönüyor gibi hissetmesi. Olunca da, olmayınca da kendini sorumlu görmesi.
Tevhid-i hakikî bu merkezi dağıtıyor. Kâinatı genişletiyor. İnsanı rahatlatıyor.
“Huzur-u daimî” dedikleri şey benim için artık şöyle bir hâl: Her an mutlu olmak değil. Ama her an sahipsiz olmadığını bilmek. Yükün tamamını taşımadığını bilmek. Kontrol edemediğin şeyler yüzünden kendini suçlamamak.
Ben bugün hâlâ bazen yoruluyorum. Bazen yine yükü sırtlanmaya çalışıyorum. Ego hemen devreye giriyor. Ama artık şunu fark edebiliyorum: Yük ağırlaştığında, yanlış yerden tutuyorum.
Tevhid bana her seferinde şunu hatırlatıyor:
“Bırak. Bu senin işin değil.”
Bu cümle beni tembelleştirmiyor. Aksine daha sahici yapıyor. Çünkü gayret başka, hâkimiyet başka. Ben gayret edeceğim. Ama kâinatı yönetmeye çalışmayacağım.
Sonuç olarak şunu çok net söyleyebilirim: Ben yükü taşıyamadığım için çöktüm. Ama yükün bana ait olmadığını anladığımda toparlanmaya başladım. Tevhid benim için artık bir inanç cümlesi değil; egoyu indiren, yükü Allah’a veren bir iyileşme yolu.
“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder.” 23.Söz
Ve bu benim için büyük bir şifa. Ya Şafi
Evet çok istifadeli bir makale. kuyunun içinde olup gayretle duvarın yarılmasını ve cennete acılan bir kapıya dönmesi tevhidi hakikiye ile olur. Bin maşallah barekallah. muhabbetle.