Ahireti yakan zevkler

“Ben o Eskişehir Hapishanesindeki müşahede ile meşgul iken, sefahet ve dalâleti terviç eden bir şahs-ı mânevî, insî bir şeytan gibi karşıma dikildi ve dedi: “Biz hayatın her bir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma.” (Asâ-yı Mûsa, s.27)

Yukarıdaki ifadeler detaylı tetkik edildiğinde başta gençlerimiz olmak üzere bütün ehl-i imanın nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu anlaşılır.

Üstadımızın karşısına dikilen insan suretinde bir şeytan olduğu anlaşılıyor. Sadece kendi namına değil bir şahs-ı manevi adına hareket ediyor. Bu şahs-ı manevinin de en önemli özelliği sefahet ve dalâleti terviç etmesi. Daha net bir ifadeyle iman ve helal dairesinden uzaklaştırmaya çalışarak bütün gücüyle haram zevkleri empoze etmesidir.

Özellikle gençler arasında “bir kereden bir şey olmaz!” “günahı bana olsun!” “biraz cesur ol!” gibi ifadeler kötü bir alışkanlığa başlatmak için sık kullanılan cümlelerdir. Tüm bu baskıya rağmen direnildiğinde de “Ana kuzusu musun?” “Bırakın şu ağzı süt kokan çocuğu!” şeklindeki aşağılayıcı ve dışlayıcı ifadeleri duymayanımız yok gibidir.

Yukarıdaki cümleleri kuranların aslında insî bir şeytan rolüne büründüklerini rahatlıkla ifade edebiliriz. Ayrıca, bu vakıa arkadaş çevresi seçiminin ne kadar mühim olduğunu da gösteriyor.

“Biz hayatın her bir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma.” ifadesi aslında nasıl bir zihniyete sahip olduklarını ve amaçlarının ne olduğunu ele veriyor. Kelime kelime anlamaya çalışalım:

“Biz” kelimesi çoğu zaman zahiren tek kişi olarak görünmesine rağmen aslında bir şahs-ı manevi’nin sözcülüğünü yaptıklarının itirafıdır. Sahnede tek kişi ama arkasında milyonlarca kişi var. Akıl hocalığını da şeytan yapıyor. Yani, şeytanın talimatları doğrultusunda hareket eden “biz!” var.

“Hayatın” kelimesinden kasıt dünyadır. Bu sistemde ahiret yoktur. “Bir daha mı geleceğiz dünyaya!” şeklindeki cümleler hep bu zihniyetin yansımalarıdır. Plan, hareket ve davranışlar sadece dünya hayatına göre yapılır.

“Her bir çeşit lezzetini ve keyiflerini” ifadelerinde bir sınır yoktur. Önemli olan lezzetli ve keyifli olmasıdır. Bunu da “her bir çeşit” ifadesinden anlıyoruz. Burada helal-haram endişesi yoktur. Bir hat belirlenmemiştir. Günah veya yasak olması önemli değildir.

“Tatmak” ifadesi bu zihniyetin üç isteğinden ilkini oluşturur. Yani, öncelikle kendileri yaşamak isterler. Bunun en kritik aşama olduğu söylenebilir. Zira bir kere haram lezzet tadan tekrar tatmaya meyil eder. Bir kere ikna olan sonraki iknalar için kendine kuyu kazmıştır. En doğrusu, zararsızı net bir kırmızı çizgi çizerek bu yola meyletmemektir. Bu da günümüzde tek başına çok zor olduğundan ancak bir şahs-ı manevi ile mümkündür.

“Tattırmak istiyoruz” ifadesi bu gayr-i meşru isteklerin sadece dar dairede kalmadığını daha geniş dairelere de ulaşmasını arzu ettiklerinin ifadesidir. Demek ki tatmak beraberinde tattırma arzusunu da getiriyor. Yani, “haramı yaşıyor ve sonunda bedelini ödeyecek, banane!” diyemeyiz. Zira bu dünya arkadaşlığı cehennemde de devam edeceği bilinmelidir.

“Bize karışma” diyerek üçüncü isteği de dile getiriyor. Yani, bu işin sonunda azap var, bu yaptıklarınız günah gibi uyarılara kapalılar. Kendileri karışmak istiyorlar ama kendilerine karışılmasını istemiyorlar. Bu anlayışta günah serbest, sevap yasak. Ateş var, nur yok. Nefis ve şeytan’dan talimat alıp, melek ve vicdanı duymamak esas.

Bu azim tehlike karşısında Yeni Asya şahs-ı manevisinde bulunmayı ihsan eden Rabbimize sonsuz hamd olsun. Bu nimetin bir şükrü olarak da cümlemizi, başta gençlerimiz olmak üzere bütün insanlığı yakmak isteyen bu ehl-i dalâlete karşı hizmetlerde istihdam eylesin inşaAllah! Amin!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*