Ahlâksız savaş

Türkiye’de özellikle son dönemde yaşanan siyasî olayları “ahlâksız bir savaş” olarak nitelemek mümkün. Siyaset ve onun aktörleri her türlü etik değerden uzak bir şekilde birbirlerine vurmaya devam ediyor. Biz ise bu ahlâksız savaşın seyircisi hükmündeyiz.

Bir zamanın zalimleri şimdi mazlum olmuşlar, bir başka zalimce saldırının hedefi haline gelmişler.

Ne şimdi vuranlar masum, ne de bu vurulanlar daha önceden masumdular.

Dolayısıyla bu hengâmda ahlâksız savaşa seyirci olmak ve herhangi bir tarafta yer almamak en doğru davranış biçimi olacaktır.

Siyaset topuzunu eline alan muhakkak birinin başına vurarak onu parçalayacaktır. Dolayısıyla siyasete ilkesiz ve kutsî bir gaye gütmeden tarafgir olmak, yahut onu kendi şahsi menfaatlerine vesile yapmak veya din gibi mukaddes değerleri ona alet ederek hareket etmek kat kat zulüm işlemek anlamına gelecektir. Böylece işlenen ahlâkî cinayetlerin ortağı olmak durumunda da kalınacaktır.

Bugün yaşananlara demokrasi mücadelesi demek çok iyi niyetli ve safdil bir yaklaşım olur. Türkiye’de yaşanan ne yazık ki demokrasi mücadelesi değildir. Bu düpedüz iktidar kavgasıdır. Bugün siyasetin bütün aktörleri bu cürme ortaktır. Demokrasi, refah ve adalet mücadelesi verilmesi gerekirken kirli bir şekilde iktidar savaşı vermenin bu ülkeye nelere mal olduğunu görmemek için kör olmak gerekir. Kaybeden hep millet oluyor. Filler savaşırken çimenler eziliyor… Daha da önemlisi, mukaddes bazı değerleri yakalarında bir rozet gibi taşıyanlar kendileri alçaldıkça ve siyasetin kirli ve ahlaksız yollarına girdikçe o mukaddes değerleri de karalıyor ve alçakta gibi görünmesine sebep oluyorlar.

Siyasete bakış açısında ahlâk ve ilke vazgeçilmez olmalıdır. Temsil ettiğiniz düşünce ne olursa olsun, esas onu temsil ediş biçiminiz ve takip ettiğiniz metotlar sizin gerçekte ne olduğunuzu ele verecektir. Dolayısıyla metot ve ilke her şeyden önce gelir. Güzelliklere çirkin yollarla ulaşılamaz. Kötü vasıtalarla mukaddes mefkurelere varılamaz.

Siyasete intikam, hırs, makam ve menfaat sevdası, rantiyecilik anlayışı, partizanlık gibi gözlüklere bakanlar hakikati olduğu gibi göremezler. Siyasete iktidar mücadelesi mantığıyla yaklaşanlar “millete hizmet” sevdası gibi masum ve temiz niyetlerin ardına sığınıp esas maksatlarını gizleyemezler. İktidara ulaşmak amacıyla her türlü çirkinliği mubah görenler kendilerini masumlar safında gösteremezler.

Her türlü gayri ahlâkî yolla elde edilen muvaffakiyetler hakikat nokta-i nazarında hükümsüzdür; bir dirhem bile kıymeti yoktur. Bu yollarla bütün dünyayı fethetseniz de siz bir Fatih değil olsa olsa Hülagu olursunuz.

Böylesi ahlâksızca savaşların yaşandığı bir kaos ortamında ise darbeler, darbeciler, iftiralar, müfteriler, belgeler, videolar, kasetler havada uçuşur. Çok canlar yanar, çok intikamlar alınır, çok komplolar tezgâhlanır. Bu harala gürele içinde beşer zulmederken, kaderin de adalet ettiği gerçeğini unutmayalım. Ancak mühim olan o ki, bir takım beşerin zulümlerine ortak olmayalım. Hem de çok mühim deliller, burhanlar ve gerekçelerle bu savaşın bir tarafı olmamamız gerektiği bize ders verilmişken bu zulümlere ortak olmamız hakikat adına bir ihanet olabilir.

Gece karanlık örtüsünü kaldırıp, güneş nuruyla ortalığı aydınlatınca; ahlaksız savaş sona erip, meydandaki cesetler toplanınca; iyi ki bu kirli savaşta taraf olmadım diyebilmek için, biraz daha sabır göstermek gerekecektir.

Bu sabrı gösterenlerden olalım.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*