Akıl insana verilmiş en önemli bir nimettir, belki de birincisidir. Çünkü şu yaşadığımız hayatta her türlü hareketimizi akıl sayesinde yaparız. Akılsız veya aklı dumura uğramış bir insanın yapacağı ameller son derece sınırlı ve faydasızdır.
Akıl hem görünen hem de görünmeyen eşya üzerinde karar ve hüküm verme yetisine sahip bir cevherdir. Görünen eşyadan gözümüz vasıtasıyla beynimize bir sinyal ve bir bilgi geldiği zaman o eşyanın mahiyeti ve işlevi hakkında karar veren akıl melekesidir. Bu nedenle akıl, “nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz” eden bir hassa-i insaniye olarak tarif edilmiş.
Akıl görünen eşyayı göze gelen ışık vasıtası ile idrak ederken, görünemeyen eşyayı ise akıl gözü denen bir hassa ile idrak eder. Yani aklın da bir gözü vardır ve bu göz ekseriyetle perdenin arkasındaki eşyanın özelliklerini kavramak için verilmiştir.
Mesela günümüzdeki bir çok ilmi keşif yüksek derecede zeka sahiplerinin akıl gözünü kullanmak yoluyla elde ettiği bilgilerden mütevellittir. Atom ve atom altı parçacıklar hep akıl gözü ile keşfedilmiştir. Bu gün bile bir atom içindeki elektron en gelişmiş aletler ile bile gözlemlenemez iken, akıl gözlüğü ile elektronun tüm davranışları formülize edilebilmektedir. Son yüz yıldaki en önemli bir bilim dalı olan Kuantum mekaniği de tamamen akıl yolu ile keşfedilmiş ve bu gün insanlığın hizmetine sunulmuştur.
Elbette ki akıl gözü sadece bilimsel buluşları keşfetmek için verilmiş bir hassa-i insaniye değildir. Aklın en önemli görevi perde arkasındaki hadiseleri görmek ve idrak etmektir. Mesela Selimiye Camisi gibi bir camiyi gören bir kişi o harika sanata bakar ve o sanatı taktir eder. Bu işi gördüğü göz ile yapar. Ancak akıl bu noktada devreye girerek bu sanat arkasında Mimar Sinan gibi dahi bir sanatkarı idrak eder. İşte akıl gözü sanattan sanatkara bir yol açar. Yani o anda gördüğü sanat perdesinin arkasında bir sanatkarı görür.
Kainata bakış açımız da böyle olmalı. Gözümüzün önündeki harika sanatlara baktığımız zaman bu sanatlar arkasındaki O Harika Sanatkarı ve Yaratıcıyı görmemiz gerekiyor. İşte akıl gözünün en önemli vazifesi bu.
Şu görünen güzellikler, harikalıklar, hikmetler arkasında bir güç ve kuvvet ve hikmet sahibi olan Zat-ı Zülcelali akıl gözü ile görmek ve idrak etmek ve gerekli saygı ve hürmeti göstermek. İşte insan akıl gözü ile bunları gördüğü zaman hakiki bir insan olur. Aksi taktirde kademe kademe insanlığı kaybeder ve kendisine verilen akıl nimetini çarçur ederek işlevsiz bir hale getirir.
Günümüzde ne yazık ki akıl gözünü kapayan çok kalın gaflet perdeleri var.
Öyle ki bazen dünyevi ilimler bile çok kalın bir perde çekebiliyor akıl gözüne.
Bakıyorsunuz kişi bazı fen ve teknoloji bilimi konusunda çok ileri gitmiş. Mesela bazı ilim adamları gen bilimi konusunda çok derin araştırmalar yapmış, çok fazla kitap yazmış. Soruyorsunuz “bu kitapları siz mi yazdınız” diye. Kişi gururla evet cevabı veriyor.
Peki “o tanımladığınız ve izah ettiğiniz DNA kotlarını kim yazmış?” Diye bir sual soruyorsunuz. Ya tesadüfe, ya evrime havale edip işin içinden çıkmaya çalışıyor. Halbuki kendi yazmış olduğu eseri ise asla kimseye havale etmiyor. Hatta bırakın havale etmeyi o kitaptan izinsiz alıntı yapanları mahkemeye veriyor.
İşte bu hal tam bir akıl gözü körlüğü halidir.
Halbuki akıl gözü o DNA arkasında mükemmel bir yazılımcının varlığını çok az bir idrakle görür.
İşte akıl gözü dediğimiz bu hassa kainattaki sanata baktığı zaman arkasındaki sanatkarın da varlığını görecek. Akıl gibi çok değerli bir nimeti veren İlahi Kudret de bizden bunu istiyor. Akıl gözümüzle dikkatli bir şekilde bakarak perde arkasındaki tasarrufatı görmek ve hayatımızı ona göre tanzim etmek.
İmtihan sırrı dediğimiz mesele de bu noktada devreye giriyor. Zira gözle görünen eşyada bir imtihan söz konusu olmaz. Herkes görünen şeyi tasdik eder. Fark ise görünmeyen şey hakkında aklın verdiği hükümde ortaya çıkar.
Gayba iman dediğimiz şey de yine akıl gözünün bir hassası ve fonksiyonudur.
Cenab-ı Hak akıl gözümüzün önündeki perdeyi kaldırsın ve hakkı hak, batılı da batıl görmeyi nasip ve müyesser etsin.