AKP kurmayları Avrupa’yı bilmiyorlar

Image
Zaman bazı öngörüleri tefsir ediyor. Çoğu kez ifade edildiğinde teoride kalan ve bazen de anlaşılamadığından itham veya komplo teorisi mânâsıyla anlaşılmış düşünceler var ki, onları zaman hadiselerle tefsir ediyor.

Mevcut iktidarın Batıyı doğru okuyamadığını yıllar öncesinden beri yazıyoruz. İktidarı oluşturan kurmayların, içinden çıktıkları siyasî çevre ve anlayışın, günümüz Batısını anlamaya müsait olmadığını, mevcut Avrupa’yı doğru tahlil edemeyenlerin de bir barış ve medeniyet projesi olan AB’yi idrak edemeyeceklerini Yeni Asya mükerreren yazdı.

Zira millî görüş gömleğini bir çırpıda çıkaran kadroların demokratik bir rehabiliteden geçmemeleri, Avrupa’yı öğrenmeye zaman ve fırsat bulamamaları ve millî görüşün geleneksel “Avrupa’ya bakışıyla” da bu çetrefilli meselenin anlaşılamayacağı, zaman içinde iyice ortaya çıkmış bulunuyor.
Bunun ilk göstergesi, Kopenhag kriterlerine yapılan “Ankara kriterleri” naziresi oldu. Atatürk ilke ve inkılâplarını AB kriterleriyle karıştıran veya karşılaştıran bir zihin yapısı, mevcut iktidarın ajandasında AB’nin önemli bir yere sahip olmadığını ihsas etti.
İkinci işareti AB anayasasının tartışıldığı günlerde gördük. Kemalistlerin istekleri doğrultusunda Hıristiyanlığın AB anayasasına girmemesine çalıştı kurmaylarımız. Avrupa’daki dinsizlik, sefahet, anarşi ve ahlâksızlığa karşı Hıristiyanlarla ittifak mecburiyetimizi anlayamadılar. Ayrıca semavî din olarak Hıristiyanlığın gireceği her mahfilde İslâmiyete de kapı açılacağını öngöremediler.
28 Şubatçı siyasetçilerin mantıksızca AB’yi “Hıristiyan Kulübü” nitelemesini maalesef bu iktidar da kullandı. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve bilhassa 20. yüzyılın ilk çeyreğinde, mutlak dinsizliğin tahakkümünde olan Avrupa’nın II. Dünya Savaşından sonra yavaş yavaş hürriyete kaydığını AKP kurmayları öğrenememişlerdi. Savaştan sonra galiplerin yazdığı “resmî Avrupa tarihini” esas kabul ettiler. I. ve II. Avrupa’yı; yani medenî, İsevî ve insaniyetperver Avrupa’yı emperyalist, ırkçı, dinsiz, sefih ve barış karşıtı Avrupa’dan tefrik edemediler. II. Cihan Harbinden sonra İslâm dünyasını kollamış müsbet Avrupa ile İslâm ülkelerini İngiliz ve Fransız hegemonyasından kurtaran müsbet Amerika’yı bilemediklerinden, İran’ın düştüğü hataya düştüler. Başkan Truman ile o günün Sovyet idarecileri arasında Türkiye üzerine yapılan kavgaları ne arşivlerden ve ne de tarih kitaplarından okuyamadıklarından, Kemalist diktatörlüğün çok partili döneme nasıl vize vermek zorunda kaldığını da öğrenemediler.
Tarihi bilmeden millî politikalar geliştirmek zordur…
Yukarıdaki hususları anlayabilmek için 20. yüzyıl Avrupa’sındaki derin gelişmelerden millî devletlerin üzerine çıkan dehşetli komünizm ve sosyalizm hareketlerinin fikrî çerçevelerinden haberdar olmak gerekiyor. Bediüzzaman’ın bu yüzyılın henüz ilk çeyreğine varmadan tesbit ettiği globalleşmeyi, günümüz siyasetçileri tam kavrayabilmiş görünmüyorlar. “Devletler ve milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor” diye haber verdiği dehşetli global dinsizlik ve menfaat gruplarının millî devletlerin siyasetlerini esir alacağı gerçeğini mevcut iktidar bir türlü kabullenemiyor. Anlayabilseydi, Amerika ve Avrupa’daki Hıristiyan devletlerini bütünleyerek suçlamaz, tam tersine onlarla sıkı bir işbirliği yaparak global masonları deşifre etmek suretiyle zındıka şebekelerinin çekirdeğini embriyosuz bırakabilir ve global kaosçuları ortaya çıkarırdı. Hatta İsrail’deki barış ve insaniyet taraftarı Yahudileri neoconların hizmetine girmiş siyonistlerden ayırarak dünya barışına hizmet ederdi.
Teşhis doğru konulmalı. Amerika, İngiltere ve İsrail ile münasebetlerdeki tutarsızlığın da aynı cehaletten kaynaklandığını da belirtelim. Gençlikleri bu üç ülke aleyhine slogan atmakla geçmiş siyasetçilerin 12 Eylül politikacıları gibi ABD siyasetlerine teslim olmaları ilginçtir. Beyaz Saray’ın mutfağında yetişmiş, neocon ve neoliberallerle kanka olmuş bir zatı AB’den sorumlu makama getirmenin doğru mânâsını okuyanlar da bu hükümetin AB’yi bir barış ve medeniyet projesi olarak görmediğini söylüyorlar. Hem medya ile iğfal ettiği halkımızı ve hem de hakikati bilemeyen Arap âlemini İsrail aleyhtarı, şovlarla manipüle eden iktidarın, yalnızca şu geçen üç ay zarfında İsrail ile ithalât ve ihracatı yüzde elli arttırdığını öğrenenler, iktidarın rotası ile milletin rotası arasındaki büyük açıyı fark ediyorlar.
Dikkatimizi çeken ilginç hadiselerden iki örnek vererek bu konuyu şimdilik kapatacağız. Merhum Âkif’in İstiklâl Marşımızı yazdığı dönemdeki Avrupa’yı günümüze taşımanın ve bütün Avrupa’ya hamasî nutuklar arasında “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” mısrasıyla hem zamanları, hem Avrupa’ları ve hem de Batıdaki dost-düşmanları birbirine karıştırmanın tek mazereti olabilir: Cehalet…  Başbakanımızın hipnotik camına konjonktürel politikaları yansıtan neoliberal destekli danışmanları da maalesef AB’nin mahiyetini ya bilmiyorlar, ya da işin içinde başka işler var. Ayrıca AP’nin başkanlığının bizde olduğu bir dönemde, yani Türkiye’nin bu önemli kuruluşta ev sahipliği bir zamanda, diplomasi üslûbundan uzak ve Arupa’yı genelleyerek yapılan konuşma da, Başbakanın hem Avrupa’yı ve hem de AB’yi anlayamadığını gösteriyordu.
Ayrıca size acaip bir ayrıntıdan da bahsedelim. AKP kurmayları iki Avrupa’yı birbirinden temyiz edemedikleri gibi, AB karşıtı ikinci Avrupalı politikacıların insanlık dışı siyasetlerini de tenkide yanaşmıyorlar. Dünyaca mâlûm Sarkozy, Merkel ve Berlusconi gibi neocon orijinli siyasetçilerin sosyal devleti tahrip eden, dinî özgürlükleri kısıtlayan ve maksatlı bir şekilde AB’yi kaosa götüren icraatlarını hiç, ama hiç tenkit etmemeleri de, hükümet danışmanlarının mahiyetini ortaya koyuyor.
Hem hükümetin, hem de Başbakanın tavırları, prensip olarak AB hedefi ile örtüşmüyor. Cezbeye vesile sloganlar, palyatif ve pahalı projeler, “ben” merkezli siyasetler ve bugünün küçük kişisel menfaatlerine feda edilen büyük millî menfaatler. Yukarıda arz ettiğimiz üzere AB paylaşımcı hürriyet, düzen ve zaman içinde bir dünya barışı projesidir. İnanmayan, mahiyetini bilmeyen ve yarınlarını göremeyen bunda muvaffak olamaz.
Image

Benzer konuda makaleler:

3 Yorum

  1. sizde hala aynı yerde sayıyorsunuz ne ileri nede geri…Allah sizinde hayrınızı versin…

  2. akp kurmayları türkiye’yi ne kadar biliyorlar ki…
    akp bir koalisyondur…Koalisyonun ana çatısı M.vekili, belediye başkanı vs çoğunlunu milli görüşçüler, bürokrasi adalet emniyet kısmı malum cemaaat, oylarını da eski AP – DYP -DP çizgisindeki (merkez sağ) dan alırlar…Kaymağını alan da ana bloktur. vesellam

  3. emine kardesim, Allah icin ayni yerde saymak, sebat etmek, cepheyi terketmemek ne güzel..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*