Allahu Ekber, Allahu Ekber,
Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber, Allahu Ekber ve Lillâhi’l-hamd.
Aziz Kardeşim !
Fark ettin mi bilmiyorum ama bazı günlerin havası gerçekten çok başkaydı çocukken. Hani o Arefe günlerinin tatlı telaşı, bayram sabahı içimize doğan o sebepsiz neşe… Aslında tüm bunlar sadece takvimdeki birer yaprak değişiminden ibaret değil. Arkasında, kâinat çapında açılan devasa manevi kapılar var.
Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur’da, geçen Bayram ve Arefe tefekkürlerini okuyunca insan bunu çok daha iyi anlıyor.
Arefe Günü Bin İhlas Okumak
Eski insanların o samimi dindarlığı, gelenekleri her zaman çok naiftir. Üstad da kendi gençliğinden, memleketinden kalma ve aslında Hadis-Şerif kaynaklı güzel bir adetle açıyor kapıyı:
“Bizim memlekette eskide Arefe gününde bin İhlâs-ı Şerif okurduk. Ben şimdi bir gün evvel beş yüz ve Arefe’de dahi beş yüz okuyabilirim. Kendine güvenen, birden okuyabilir.” (Şualar-13.Şua)
Burada o kadar insani, o kadar şefkatli bir yaklaşım var ki… Arefe günü İhlas Suresi okuyup o saf tevhid inancını ruhuna sindirmek harika bir şey. Ama Üstad burada insanı sıkboğaz etmiyor. Yaşlı mısın, hasta mısın ya da o gün işin mi çok? “Kendini zorlama, bir gün önceden başla, bölerek oku” diyor. İslam’ın o fıtrata uygun, insanı yormayan kolaylık yüzünü kendi hayat pratiğinde de gösteriyor bize. Yani önemli olan o zikrin coşkusunu yakalamak, gerisi bir şekilde hallolur.
Kainatın Muazzam Korosu
Şimdi gözlerini kapat ve Kurban Bayramı sabahını düşün. Kainatın her köşesinden sayısız insan ,cin ,melek aynı anda tek bir kelimeyi haykırıyor: “Allahu ekber!” Üstad, bayram vakti bu manzarayı seyrederken öyle heyecanlanıyor ki, hissettikleri insanın içine işliyor:
“Bu makam yazıldığı zaman, Kurban Bayramı geldi. Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber’lerle nev-î beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semâvâttaki seyyârât arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde beraber birden Allahu ekber demeleri, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir nevî aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim.” Şualar 11. Şua
Resmen dünyaya uzaydan, çok geniş bir perspektifle bakıyor. Düşünsene, o bayram günlerinde yeryüzü devasa bir koro haline geliyor. Milyonlarca Müslüman aynı anda tekbir getirince, dünya adeta semavattaki ehl-i şuura sesleniyor: “Bakın, ben kendi başıma dönen cansız bir taş küre değilim, üzerimde Rabbimi zikreden koca bir alem var!” Allahu Ekber
Üstelik Arafat’ta o mahşeri kalabalığın ağzından dökülen tekbirler, aslında Peygamber Efendimiz (a.s.m.) ve sahabenin 1400 yıl önce başlattığı o ilk kutlu nidanın zamandaki yankısıymış. Muhteşem bir bağ, zamansız bir nida değil mi bu? Allahu Ekber
Neden Her Sıkıştığımızda “Allah Büyüktür” Deriz?
Peki, gün içinde dilimizden düşmeyen o “Allahu ekber” tam olarak neye karşılık geliyor? Sadece dilde bir alışkanlık mı, yoksa ruhumuzu ayakta tutan El Kayyum tecellisi mi? Cevabı yine Üstad’ın satırlarında gizli:
“Allahu ekber’in bir vech-i mânâsı Cenâb-ı Hakk’ın kudreti ve ilmi herşeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Demek haşri getirmekten ve bizi ademden kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki herşeyden daha büyüktür ki, “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir” (Lokman Sûresi: 28.) âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, nev-î beşerin haşri ve neşri, birtek nefsin icadı kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarıyledir ki, darb-ı mesel hükmünde büyük musîbetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinat yapar. Şualar 11. Şua”
İşin asıl can alıcı yeri burası. Hayat bazen çok yorucu ve boğucu oluyor. Dertler üst üste biniyor, insan geleceğe dair kaygılanıyor, hatta ölüm ve sonrası bazen aklımızı bulandırıyor.
İşte tam o daralma anında “Allahu ekber” kalbimize nurlar saçıyor. Bize bir Melek-i Rad gibi sesleniyor : “Korktuğun, seni uykusuz bırakan o dertlerin hiçbiri Allah’tan büyük değil.” O’nun gücü ve ilmi her şeyi sarıp sarmalamış durumda. İnsanlığın öldükten sonra yeniden dirilmesi , O’nun sonsuz kudreti için sadece tek bir insanı yaratmak kadar kolay. Toplum olarak boşuna en zor anlarımızda “Allah büyüktür” demiyoruz. Çünkü o kelime bizim hayattaki en sarsılmaz dayanağımız, en samimi tesellimiz. Allahu Ekber
Aklım Sustu ve Kalbim Konuştu
Peki, insan zihni bu sınırsız büyüklüğü tamamen çözebilir mi? Tabii ki imkânsız. Ama zaten asıl güzellik de o acziyeti itiraf edebilmekte. Bak ne kadar kısa ama içten bir yakarış bu:
“Allahu ekber. Sen, akılların künh-ü azametine erişemediği bir Zât-ı Zülcelâlsin, ey Kebîr!” (29.Lema)
“Rabbim, Sen o kadar büyüksün ki, benim bu daracık aklım Senin o sonsuz azametini bütünüyle kavramaya yetmez” diyoruz. Hani insan bazen büyük bir sanat eseri karşısında büyülenir ve sadece susar ya; bu dua tam olarak o hayranlığın, o kelimesiz kalmanın ifadesi. Allahu Ekber
Kâinat Kitabını Okumak
Son olarak, başımızı gökyüzüne kaldırdığımızda ya da kainattaki o kusursuz dengeyi izlediğimizde karşımıza çıkan tabloyu Üstad çok net bir simetriyle özetliyor:
“Mülk Allah’a şahit, kibriya Allah’a delildir.Azamet Allah’a şahit, heybet Allah’a delildir.” (29.Lema)
Ortada göz kamaştıran, tıkır tıkır işleyen devasa bir saray (yani şu gördüğümüz kâinat) varsa, bu saray kendi kendine var olmuş olamaz. Mutlaka bir ustası, bir sahibi vardır. İşte bu mülk, doğrudan O’na şahitlik ediyor. Saraydaki o akıl almaz ihtişam, galaksilerin dönüşü, atomların nizamı ise o ustanın ne kadar Kebir ve Rahman ve Rahim olduğunu gösteriyor. Tabiata baktığımızda içimizi kaplayan o tatlı ürperti ve hayranlık hissi de arkadaki o sonsuz ve merhametli kudreti sessizce kalbimize fısıldıyor. Allahu Ekber
“Duanın faziletlisi, arefe günü yapılanıdır.” (Beyheki)
Uzun lafın kısası; Arefe günü çektiğin her bir tesbihten, ettiğin dua ve istiğfardan, bayram sabahı camilerden taşan o coşkulu tekbirlere kadar her şey aynı kapıya çıkıyor.
Biz bu dünyada başıboş değiliz, dertlerimiz de sahipsiz değil. Korkma, üzülme,kaygılanma. Kâinatın ve senin tek bir Sahibiniz var ve O, aklımıza gelen her şeyden, her dertten, her problemden, her korkudan çok daha büyük. Allahu Ekber
Bu bayram tekbir getirirken dünyaya bir de bu gözle bakmak, o devasa ve şuurlu müminler şahsı manevisinin bir parçası olduğunu hissetmek sence de ruhumuza ve kalbimize çok iyi gelmez mi?
Allahu Ekber, Allahu Ekber,
Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber, Allahu Ekber ve Lillâhi’l-hamd.