EURONUR ÖZEL

Anahtar, Tahterevalli ve Sığınak

Özel Makale / anahtar

Anahtar

İnsanın huzur bulması ve sevdikleriyle birlikte  mutlu bir hayat geçirebilmesi için kapıları açan anahtarlar var.

Bediüzzaman, Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde bunlardan bahseder ve bunları Kur’an ve Sünnetten alınan  ve kapıları açan anahtarlar olarak bize gösterir.

Elbette bu anahtarlar her zaman aynı derecede idrak edilemez. Bazen yüzde on, bazen yüzde altmış, bazen yüzde seksen oranında anlaşılabilir. Hangi ölçüde idrak edilirse, nefis de o ölçüde olgunlaşır ve kendini tanımaya başlar. Ve biliyorum ki “Kendini bilen Rabbini bilir.”

Kalbimde hissettiğim bu anahtarlardan bir tanesi şudur, Allahu alem:

Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyil Azîm

Bediüzzaman bu hakikatlerden aralıksız bahseder.

Bu anahtarları ilmel yakin bilmek ve iman etmek güzel. Ancak insanın mizacının, kişiliğinin ve hâlinin gerçekten değişmesi için bunları ilmel yakinden daha ileri bir idrakle anlamaya niyet etmek gerek. Tam anlaşılamadığı noktada ise tövbe etmekte fayda var.

Nefsin sıkıntılarından ve perdelerinden biri de yaptığı şeyi kendisinin yaptığını düşünmesi ve övülmeye ihtiyaç hissetmesidir. “Ben yaptım, ben ettim, ben başardım, ben kazandım.” diye düşünmek, hatta bunu aklından geçirmek bile bir perde oluşturur.

“Karun gibi ‘Ben kendi ilmimle, kendi iktidarımla kazandım’.” dese, elbette sille-i azâba kendini müstehak eder.”

Oysa hakikat şudur: Başarmış gibi göründüğümüz her şeyi gerçekte yapan, o başarıyı nasip eden ve kazancı veren Allah’tır. Kul bunu ne kadar fark eder ve idrak ederse, perdeler o ölçüde aralanmaya başlar.

Bediüzzaman Risale-i Nur’da bu konuyu genişçe ele alır. (Bakınız – Mesnevi-i Nuriye – Zeylü’l-Habbe) “Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyil Azîm” hakikatini açıklar.

Şifa bulmak da Allah’ın havl ve kuvvetiyledir. Huzur bulmak, sevinmek, başarmak, güvenlik içinde olmak ve şu an aklımıza gelmeyen her bir şey, Allah’ın havl ve kuvvetiyledir.

Bu mesele son derece önemlidir. Çünkü nefis sahiplenmek ister; “Ben de varım.” demek ister. Nefsin bu arzusu, kalbi Allah’tan perdeleyebilir ve insanı nefsi emmare derekesine sürükleyebilir. Bu nedenle mesele, arada sırada zikir çekmekten ibaret değildir. Hayatın her alanında, her saniyesinde yaptığımız her şeyin Allah tarafından yaptırıldığını fark etmek gerekir.

Yemek yemek bile böyledir. Allah istemezse insan kaşığı ağzına götüremez. Bunu en iyi hastalar bilir. Bir çorbayı bile hemşire yardımıyla içmek zorunda kalan bir insan, kudretinin ne kadar sınırlı olduğunu açıkça görür. Her şeyin Allah’tan geldiğini bilmek insan için daha selametli bir hâl doğurur.

Tahterevalli

Nefis “Ben yaptım.” diyerek övünmek ister. Bu durum bir tahterevalliye benzer. Yukarı çıktığında insan kendini iyi hisseder; fakat mutlaka aşağı iniş de vardır. Başarıyı sahiplenirsek kısa süreli bir sevinç yaşarız; ancak işler kötü gittiğinde derin bir hayal kırıklığı ve başarısızlık duygusu yaşayabiliriz.

Çünkü nasip hakikatini unutmuşuzdur. Bu unutuluş, hayatı aşırı iniş ve çıkışlarla yaşamamıza sebep olur. Oysa başarıyı nasip edenin Allah olduğunu ve bizim sadece üzerimize düşeni yapmakla sorumlu olduğumuzu bilmek denge sağlar.

Eğer bir başarı gerçekleşmiyorsa, gerekli muhasebeyi yaptıktan sonra bunun nasip olmadığını kabul etmek acıyı hafifletir.

Nefsi emmare hâlinde insan, kendine paye çıkardığı için her olaydan aşırı etkilenir; dalgalanmalar, korkular ve acılar içinde yaşar. Ancak nefsin oyunlarından kurtulup “Haza min fadli Rabbi.” diyerek Rabbiyle övünmeye başladığında nefis mutmain olmaya yönelir. Bu da olaylardan daha az etkilenmek, daha az kaygı duymak ve daha çok huzur ve güven hissetmek demektir.

Şiddetli fırtına nefsi emmare içindir. Nefis mutmain olduğunda ise insan fırtınanın içinde bile sükûnetini koruyabilir.

Böylece hayatı aşırı iniş çıkışlarla değil; daha sakin, daha dengeli ve daha huzurlu yaşayabiliriz. Belki eski adrenalin olmaz; fakat eski depresyonlar da olmaz.

Elbette nefis paye bulamayınca üzülür. Çünkü övünmeye ihtiyaç duyar. Ancak Bediüzzaman’ın işaret ettiği gibi yönünü daha yüce bir noktaya çevirebiliriz: Rabbiyle övünmek. “Ne kadar Aziz, Kerim ve Yüce bir Rabbin kuluyum.” diyebilmek gerçek bir izzettir.

Nefis, başlangıçta bütün övgüyü Allah’a vermeye zorlanır ve bu durum ona ağır gelebilir. Fakat devam ettikçe ilk acılık kaybolur ve yerini tatlı bir huzur alır. İnsan, Rabbiyle övünmenin tadını almaya başlar.

Sağlıklı Benlik ve Ene Meselesi

Peki sağlıklı bir benlik yok mudur? Benliği tamamen yok etmek mi gerekir?

Bediüzzaman, ene bahsinde bu soruya kapsamlı bir cevap verir. Ene, Rabbimizi anlamaya yarayan bir ölçü aletidir. Hakiki varlığı olmayan, vehmî bir ölçüdür.

Bebek örneği bu noktada öğreticidir. Bir bebek “Ne kadar akıllıyım, ne kadar kudretliyim; herkesi işlerime koşturuyorum.” dese kimse onu ciddiye almaz. Çünkü herkes bilir ki bebek son derece acizdir. Onun ihtiyaçları sebebiyle insanlar ona hizmet eder.

Bizim nefsimiz de benzer şekilde sahiplenmek ister. Oysa bize verilen zeka, güç ve beceri bize ait değildir; ödünç verilmiştir. Yaşlılıkta hafızasını kaybeden insanlar ya da bir kaza sonrası gücünü yitiren sporcular bunu açıkça gösterir.

Demek ki bunlar kalıcı mülkümüz değildir. O hâlde bunlarla övünmek yerine, Rabbimizin lütfuyla övünmek daha selametlidir. Üstelik bu uyanıklık sürekli olmalıdır. Çünkü nefis ve şeytan fırsat kollayarak insana gizlice pay çıkarttırmak ister.

Bu mesele ara sıra hatırlanacak bir konu değil; hayat tarzı hâline gelmesi gereken bir şuurdur. Aksi hâlde insan farkında olmadan Karun gibi “Ben ilmimle kazandım.” düşüncesine kapılabilir.

Sürekli uyanıklık bu yüzden şarttır. Ve bu cümle gerçek güce nasıl kavuşabileceğimizin çok parlak bir anahtarıdır.

Sığınak

Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyil Azîm

“İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir.”

Sözler-Yirmi Üçüncü Söz -Birinci Mebhas- Üçüncü Nokta

Okuma Tavsiyesi:

(Mektubat – Yirmi Dokuzuncu Mektup – Dokuzuncu Kısım – Zeyl)

Not: Bu Yazı Çok Sevdiğim Bir Dostumla Karşılıklı Bir Sohbetin Meyvesidir.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu