Antarktika diye bir kıta var mı?

Bu günkü ilmi verilere göre dünyada yedi kıta bulunuyor. Asya, Avrupa, Afrika, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya ve Antarktika. Bu kıtalardan en ilginci tabi ki Antarktika kıtası. Çünkü diğer altı kıta tüm detayları ile bilinirken Antarktika kıtası tüm gizemi ile sırlar içinde saklı bir kıta. Bu gizem ve sırdan dolayıdır ki bazı kesimler bu kıtanın varlığı hakkında bir şüphe içindeler, hatta bazıları burasının bir kıta değil başka bir şey olduğunu iddia etmekteler.

Peki bu günkü bilim Antarktika hakkında bize ne söylemekte?

Wikipedia’da  yer alan bilgiye göre kıta 1820 yılında keşfedilmiş. Önceleri bazı keşifler olsa da bu tarih genel kabul görmüş. Kıta üzerinde insanın yaşamadığı ve üzerinde bir ülke olmayan tek kıta. Kıta üzerine 2 milyon yıl neredeyse hiç yağmur yağmamış. Ortalama 2000 metre, yer yer daha fazla bir buz tabakası ile buzdan bir kıta. Ortalama sıcaklık ise -50 derece civarında. Kışın ise bu sıcaklık eksi 70-80 derecelere kadar düşebilmekte. İşte Antarktika böyle buzdan bir tabaka ile kaplanmış koskoca, 14 milyon metrekare, bir kıta. Buzla kaplı olması son derece gizemli olsa gerektir ki, bu kıtaya herkesin girip çıkmasına müsaade edilmiyor. İşte bu durum da kıtanın tam bir sır perdesine bürünmesine vesile oluyor. Bu sır perdesinden dolayıdır ki, bazı kesimler Antarktika’nın bir kıta olduğunu kabul etmiyorlar. Orada başka bir şeylerin olduğunu iddia ediyorlar.

Peki Risale-i Nur bu konuda ne diyor?

Antarktika konusuna temas ediyor mu?

İlginçtir, Risale-i Nurda bu konuda doğrudan değil, dolaylı bir bilgi var. Zaten bizim bu meseleyi bir makale konusu yapmamızın nedeni de bu dolaylı ilgi.

Öncelikle bu konudaki Risale-i Nurda geçen o dolaylı ifadeyi nazarlara sunalım:

“İkincisi: Küre-i arz her ne kadar semâvâta nisbeten çok küçüktür; fakat hadsiz masnuat-ı İlâhiyenin meşheri, mazharı, mahşeri, merkezi hükmünde olduğundan, kalb cesede mukabil geldiği gibi, küre-i arz dahi koca, hadsiz semâvâta karşı bir kalb ve mânevî bir merkez hükmünde olarak mukabil gelir. Onun için,

· zeminin küçük mikyasta eskiden beri yedi iklimi,

· hem Avrupa, Afrika, Okyanusya, iki Asya, iki Amerika namlarıyla mâruf yedi kıt’ası,(12. Lema, s. 124)”

Bu tabir 12. Lema adlı eserde geçmekte. Orada “yedi kat zemin ve yedi tabaka semâvâta” dair bir suale verilen cevap konusu üzerine yazılmış ifadeler. Bu noktada dikkat edilirse yedi kıta sayılırken “Avrupa, Afrika, Okyanusya, iki Asya, iki Amerika” kıtalarına yer verilmiş. Bu günkü bilim de yedi kıta diyor, ancak mezkur tabirde “iki Asya” denilerek farklı bir tanım yapılmış. Bu farklı bir durum. Zira Üstad Antarktika diye bir kıtadan bahsetmiyor.

Elbette ki Üstad Bediüzzaman bilimin güncel verilerini Nurlarda kullanmış, “Bilimin dediğine göre” kaydını bilhassa belirterek. Yani ilim adamlarının görüşlerini belli kayıtlarla ifade etmiş. Şayet ilmi verilerde bir yanlışlık var ise bu bilime aittir. Zira Risale-i Nur bir fen ve bilim kitabı değil, bir tevhit ve iman kitabıdır. Her zaman eşyanın mahiyeti ne olursa olsun, o sanata Allah hesabına bakar. İşte bu nedenle ilmi verileri de Allah ve Kainatın Yaratıcısı hesabına kullanır.

Mesela şu tabir çok ilginçtir:

“Meselâ güneşe der, “Döner bir siracdır, bir lâmbadır.” Zira, güneşten, güneş için ve mahiyeti için bahsetmiyor. Belki bir nev’i intizamın zembereği ve merkezi ve intizam ve nizam ise Sâniin âyine-i marifeti olduğundan bahsediyor.

Evet, وَالشَّمْسُ تَجْرِى der. Yani, “Güneş döner.” Bu “döner” tabiriyle, kış ve yazın, gece ve gündüzün deverânındaki muntazam tasarrufât-ı kudreti ihtar ile azamet-i Sânii ifham eder. Bu “dönmek” hakikati ne olursa olsun, maksud olan, mensuc, meşhud intizama tesir etmez.(Mektubat, s.294)”

İşte ifadeye göre ister dünya güneşin etrafında, isterse güneş dünyanın etrafında dönsün mesele dönmesi değil, o dönme neticesindeki muhteşem tasarrufun Kainatın Yaratıcısına olan işaretleri. Risale-i Nur işin sadece tevhid yönü ile izahlar yapıyor.

Bu nedenle Risale-i Nura kullanılan bazı ilmi veriler güncel verilerdir. O günkü bilimin ulaştığı bilgiler kısmen kullanılmış. Bu noktada niçin Antarktika kıtasından bahsedilmiyor, diye akla bir soru gelebilir.

Acaba Üstad bu ifadeleri yazdığı anda Antarktika daha keşfedilmemiş miydi?

Keşif çalışmalarına baktığımız zaman bu kıtanın Nurlar yazılmadan çok önce keşfedildiğini anlarız. Zira Antarktika kıtasının keşif çalışmaları 1700 yıllarında başlamış. 1820 yılı ise net keşif yılı olarak kabul ediliyor. Bu durumda Nur eserlerinin yazıldığı yıllardan, neredeyse, yüz yıl önce keşif yapıldığı gözüküyor.

İşte bu durumda sanki Antarktika kıtasından bilhassa bahsedilmediği ortaya çıkıyor. Belki de bu bölge bir kıtadan başka bir yer. Çünkü bu bölge üzerinde hiçbir uçuk uçamıyor. Canlı uçuş haritasına dikkat ediniz!.. Antarktika üzerinde hiçbir uçuş yapılmadığını görürsünüz. Halbuki Güney Afrika’dan Arjantin ve Brezilya gibi ülkelere en kısa geçiş güney kutbundan, yani Antarktika üzerinden yapılan uçuşlardır. Ama buna rağmen hiçbir uçak o bölgeden uçamaz, uzun bir yol takip eder. İşte bu durum da Antarktika’nın gizemini bir kat daha arttırıyor.

Bu noktada şu sualler akla geliyor:

– Risale-i Nurda geçen “küre-i arz” tabiri ne demektir?

– Küre-i arz tabiri ile Antarktika kıtasının bir ilişkisi var mı?

– Bu günkü bilimin bize sunduğu küre-i arz modeli ile Risale-i Nurda tanımlanan küre-i arz arasında nasıl bir uyum var?

– Risale-i Nurda tanımlanan dünya ve arz modeli nasıl bir şekildir?

Günümüzde dünyanın şekli hakkında yapılan ve giderek artan tartışmalara bir açıklık getirmesi bakımından bu suallerin cevaplandırılması gerekiyor. Zira Risale-i Nurda bu günkü ilmi verilerden daha farklı bir tanım yapıldığı gözüküyor. Bakalım, yapılacak ciddi araştırmalar bizi nereye götürecek?

Benzer konuda makaleler:

1 Comment

  1. Merakla bekliyoruz Halil abi. Bu soruların cevapları ile ilgili bilgi varsa devamını rica ediyoruz. Zira ehemmiyetli ve kıymetli sorular, merak hissini tahrik ediyor. Baki selamlar.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*