Arap Âleminde Neocon ve Neoliberal ittifâkı…

Image
Bu iki kelimeden rahatsız olduğunuzu biliyoruz. Yeni Asya´nın dışındaki gazeteler bu mayınlı sahaya girmiyorlar.

Newyork ve Washington´da, birinci derecede Türkiye’yi ve İslâm âlemini ilgilendiren önemli toplantılara katıldıkları halde, çoğu gazeteler ”körler ve sağırlar”ı oynamayı tercih ediyorlar.

Avrupa ve Amerika’dan ülkemize çeşitli fonlar adı altında giren paradan tutunuz, bazı gazetelerin kuruluş sermâyelerine kadar, yapılan maddî desteklere rağmen, dünya sermâyeleriyle neredeyse entegre olmuş kişi, kuruluş ve faaliyetler hakkında gazetelerde yazmanın veya ekranlarda dillendirmenin nerdeyse imkânsızlığını, bazı gazeteciler satır aralarında fısıldaşıyorlar. 1950’den bu yana, medyanın böyle küresel güçlerce ülkemizde yönetildiğine, tarih şahitlik yapamıyor. Bu konunun başka yazıların konusunun olduğunu biliyoruz.
Troçkist hareketle Freudist hareketlerin yapılanmaları, pratikleri ve öncelikleri farklı olsa da, maksatta birleştiklerini Belgrat, Kiew, Tiflis ve Bişkek’te gördük. Troçki’yi model edinip, büyük paralarla Millî Devletlerin resmî yapılarına sızarak devrimleri gerçekleştiren neoconların; Pentagon üzerinden Irak ve Afganistan’ı işgal ettiklerini ve Pakistan’ı, kaosa yuvarladıklarını gözönüne alarak, hem Libya’ya, hem Yemen ve Suriye’ye dikkat etmekte fayda var, kanaatindeyiz.
AB’deki Troçkistleri biliyorsunuz. 11 Eylül’ün oluşturduğu şartlarda o ülkelerin başına geçen politikacıların en büyük destekçileri Yeni Muhafazakârlardı… Bunu derinlemesine az çok bilen Almanya, Fransa, İtalya ve Danimarka siyasetlerinde müşâhede edebiliriz. Neoliberallerin Arap Âleminde fitilini ateşlediği güya sivil ihtilâllerin Libya’daki neticesinin ne olacağını, neoconların enstitüleri önceden analiz etmişlerdi. Sarkozy’nin bir sihirbaz sür’atiyle hadiseden rol kapmaya çalışması ilginçtir. Ve Sarkozy’i desteklercesini sesini çıkarmayan Rasmussen’in de neocon olduğunu herkes biliyordu. Neocon’un aralarında paylaşmaya başladıkları rol paylaşımını bozanın Hillary olduğunu da ilerideki zamanlarda daha iyi anlayacağız. Neocon ve Neoliberal politikacılar zamanında Amerika’ya teslimiyet anlaşması imzalamış AKP’nin de Hillary’e rağmen yapacağı bir şey yoktu. Amerikan idaresinin zaman zaman neocon ve neoliberal komitelerle çalıştığını da ayrıca kaydedelim…

CEPHELER BELLİDİR…

Libya olayı, demokrasinin mesafe aldığı Avrupa’da politika belirleyicinin halk olduğunu gösterdi. Yeter ki efkâr-ı âmme iğfale uğramasın. Angela Merkel’e kalsaydı; Sarkozy ve Berlusconi’den ayrılmazdı. Rasmussen’i de dahil ederek neoconların istikàmetinde yürüyeceklerdi. Almanya milletinin geleneksel tarihi bu fırsatı vermedi. Papa Benedikt de neoconlara “kesinlikle silâh kullanılmaması” ricasında bulundu. Amerika’nın da silâhlı mücadelede pek gönlü yok. Burada acelesi olanların çizgilerini incelediğinizde, neocon gurubun hem savaş, hem işgal ve hem de paylaşmada hahişkâr oldukları ortaya çıkıyor.
Troçki’nin Amerikalı Rothschild’lerce techiz ve finanse edildiğini bilmeyenler nerdeyse, şu küresel ihtilâlcilerin bu işleri cep harçlıklarıyla yaptıklarına inanacaklar… Neoliberallerin Şefi; Belgrat, Tiflis ve Kiew’in kendilerine milyarlarca dolara malolduğunu iftiharla söylüyor. Düne kadar muhafazakâr ve siyasal İslâmcılarının “hayırsever!” bildikleri Budapeşteli Soros bunu söylüyor. Çok yakında, Türkiye’ye Turuncu Devrimi için hibe ettiği paraları da açıklayabilir. Avrupa Fonları adı altında STK’lara dağıtılan, üniversite hocalarına peşkeş çekilen ve hatta partilerin çalışmalarında kullanılmış paraların harcama adreslerini Can Paker gibi TESEV ve Açık Toplum Enstitüsü Yetkilileri açıklarlarsa, ülkemiz bir başka devrime de yakalanabilir.
Kanaatimiz o ki; Londra ve Washington’daki merkezlerinde maksat birliği içinde, fakat farklı üslûplarla farklı kulvarlarda çalışan neocon ile neoliberallerin Arap Âlemindeki devrimlerinin merkez üssü Türkiye’dir. Erbil ve Bağdat hattının bu ihtilâllerdeki rolü ileride daha net okunur, kanaatindeyiz. Arap ihtilâllerinin organize, silâhlandırma, lojistik ve muhabere gibi olmazsa olmaz irtibat merkezlerinin Türkiye’de olduğunu, kuruluşundan bu yana Yeni Liberal ve Yeni Muhafazakârlarla çalışan bir hükümet elbette açıklayamaz.
Havadan bombalanan bir ülkenin, karadan işgali ne denli gerekli ise; neconlarla neoliberaller bu kadar birliktelik içinde çalışıyorlar. Sivil hareketleri medya aracılığıyla organize ederek ülkeyi bir dış müdaheleye hazırlayan neoliberallerin hemen arkasında; içerideki hainlerce dâvet edilen Troçkistler, başka devletlerin bayrakları altında o ülkeye gelmişler, geliyorlar ve insanlık uyanmaz ise gelmeye devam edeceklerdir. Finans havuzlarının da aynı olduğunu; tarihî tecrübelerle derin araştırmaya girecekler öğreniyorlar. Fonların perdelediği asıl manzarayı, sözde bazı uluslar arası insanî kuruluşların mahiyeti ortaya çıktıktan sonra göreceğimizi düşünüyoruz.

 

Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*