Ayasofya için tarihî çağrı

Geride bıraktığımız Kurban Bayramında, bayram namazı için Sultanahmet Camiini dolduran cemaate verdiği vaazda Ayasofya’yı gündeme getiren İstanbul Başvaizi Mustafa Akgül’ün yaptığı çağrı tarihî önemdeydi.

Son yıllarda farklı TV’lerin iftar ve sahur programlarındaki sohbetlerinden de aşina olduğumuz Mustafa Hoca, kürsüden şöyle seslenmiş:

“Sultanahmet bugün cemaatle doldu, taştı. Ancak Ayasofya cemaatten mahrum, ağlıyor, mükedder. Ayasofya’nın ibadete açılması için daha kaç paket bekleyeceğiz?” (Taraf, 16.10.13)

Bu çağrının, bir bayram sabahı cemaatle dolup taşan Sultanahmet’te seslendirilmesinin çok ayrı ve özel bir anlamı var. Çünkü Başbakan, geçen Mayıs’ta Ayasofya ile ilgili bir soruyu “Sultanahmet Camii çok boş; orası dolarsa Ayasofya’da ibadeti gündeme alabiliriz” diye cevaplamıştı.

(Biz de bu cevabı 7-8.5.13 günleri çıkan “Ayasofya ve AKP” başlıklı yazılarımızda değerlendirmiştik.)

Sonrasında İstanbullular, geçen Ramazan Bayramı namazını Sultanahmet’te kılmaya davet edilmiş ve cami bu çağrıya icabet eden kalabalık bir cemaatle dolup taşmıştı. Benzer, hatta daha yoğun bir katılım da Kurban Bayramında oldu.

Bu durum, Erdoğan’ın söylediği hususta halkın inisiyatif alarak ortaya koyduğu bir tablo. Ve “Sultanahmet artık boş değil” mesajıyla, Ayasofya için de gereğinin yapılması talebini ifade ediyor.

Başvaiz Mustafa Akgül’ün çağrısı, gerek bu düşünceyle Sultanahmet’i hınca hınç dolduran cemaatin, gerekse fiziken orada olamasalar da ruhları ve kalpleriyle aynı manayı paylaşan bütün Müslümanların ortak talebini seslendiriyor.

Evet, Peygamber müjdesine mazhar İstanbul’un fethinin en önemli sembollerinden biri sıfatıyla beş asra yakın süreyle cami olarak hizmet verdikten sonra, en başta M. Kemal’in imzasını taşıyan korsan bir kararname ile mabed olmaktan çıkarılan Ayasofya’nın neredeyse 80 yıldır devam eden hicranı ne zaman sona erdirilecek?

Konunun tekrar gündeme gelmesi vesilesiyle, Turing’in 10 sene önce önce vefat etmiş olan eski genel müdürü Çelik Gülersoy’a atfen aktarılan şu sözleri de kısaca ele alarak değerlendirelim:

“İstanbul’un ikinci bir fatihi var. O da Ayasofya’yı müze yapmış. Fatih’in iradesi hukuk oluyor da Atatürk’ün iradesi neden hukuk olmuyor?”

(Aktaran: Doğan Hasol, Cumhuriyet, 14.9.13)

Bu sözlerdeki mantık son derece tartışmalı.

Bir defa, tarihte İstanbul’un Türkler tarafından aylarca muhasara edilerek ikinci kez fethi diye bir olay var mı? Anadolu’daki millî mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra, en azından Yunan askerinin İzmir’de “denize dökülmesi”ne benzer bir durum, İstanbul’daki İngiliz işgalcilere karşı da gerçekleşti mi? İngilizler Türk ordusuyla girdikleri bir savaşta mağlûp oldukları için mi, yoksa kendiliklerinden mi İstanbul’u terk ettiler?

Bu çekilmeyi, Fatih’in İstanbul’u fethiyle denk ve eşdeğer tutan bir mantık ciddîye alınabilir mi?

İkincisi, M. Kemal hangi yetkiyle ve hangi haklı gerekçeyle, Ayasofya’da Fatih’in iradesini geçersiz kılan bir tasarrufa imza atabiliyor ve onun iradesi Fatih’in iradesinden üstün sayılabiliyor?

Ve bu çarpıklık daha ne kadar devam edecek?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*