Ayasofya zincirlerinden kurtulmayı bekliyor

14 Mayıs 1950 milletin bayramıydı. Millet hiç unutamıyordu o günü. Çeyrek yüz yıl kadar inim inim inlediği Halk Partisi zulmünden, altı okun iliklere kadar işleyen ilkelerinden kurtulmuştu millet. Tek parti zihniyetinden, onun uzantısı ve her türlü baskısından, hassaten de dine gelen baskı ve zulümlerden kurtulmuştu, halâs olmuştu millet.

Bunun en büyük tezahürü olan ezan-ı Muhammedi, minarelerden aslına uygun bir şekilde okutuluyordu. Minarelerimizden yıllarca ilân edilemeyen şeair-i İslâmiyenin en büyüklerinden olan ezan, artık din-i mübin-i İslâmın en büyük alameti, nişanı, işareti olarak bütün âleme işittirilecek şekilde okunuyordu artık. Millet şükrediyordu, toprağa secde edip ağlıyordu, gözyaşları içinde şükür kurbanı kesiyordu.

Fakat bir şey eksik kalmıştı, o da yapılmalıydı. Asrın sahibi Bediüzzaman’ın emriydi, vasiyetiydi bu. O büyük zat, üç şey istiyordu. Bu istediği üç şey, aynı zamanda Demokratlara bir berat, bir senet bir taahhütname olacak ve onların bileğini bükecek bir güç kalmayacaktı.

Diyordu ki Üstad:

“Ezan-ı Muhammedînin (a.s.m.) neşriyle Demokratlar on derece kuvvet bulduğu gibi; Ayasofya’yı, beş yüz sene devam eden vaziyet-i kudsiyesine çevirmek ve halen İslâmda çok hüsn-ü tesir yapan ve bu vatan ahalisine âlem-i İslâmın hüsn-ü teveccühünü kazandıran, yirmi sekiz sene mahkemelerin muzır cihetini bulamadıkları ve beş mahkeme de beraatine karar verdikleri Risale-i Nur’un resmen serbestîsini dindar Demokratlar ilân etmeli ve bu yaraya bir nevi merhem vurmalıdırlar. O vakit âlem-i İslâm’ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimane kabahatları onlara yüklenmez fikrindeyim.

“Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zatların hatırları için, otuz beş seneden beri terk ettiğim siyasete bir iki saat baktım ve bunu yazdım.”

Evet, kahraman demokratlar, İslâm kahramanı Menderes ezanı aslına çevirmiş, risalelerin serbestçe neşri merhalesine de gelinmeye başlamıştı. Ama Ayasofya işi nasıl olacaktı?

Bu meselede, yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Kahraman bir milletin ebedî bir medar-ı şerefi ve Kur’ân ve cihad hizmetinde dünyada bir pırlanta gibi pek büyük bir nişanı ve kılıçlarının pek büyük ve antika bir yâdigârı olan Ayasofya Camiini puthaneye çeviren” tasarrufun iptali gerekiyordu.

Menderes, DP Muş milletvekili rahmetli Gıyaseddin Emre’nin anlattığı özel bilgilere göre bunun için teşebbüste bulunuyor. Ama önüne hassas engeller çıkıyor. Ondan dolayı da, Ayasofya’nın açılması akamete uğruyor ve öylece kalıyor.

Eğer rahmetli Menderes onları aşıp da Ayasofya’yı ibadete açabilseydi, belki de 1960 fecaatine maruz kalmayacaktı. Ama olmadı işte, nasip değilmiş.

Ayasofya sevdası bizim cephede hiç biter mi? 1979 sonlarında azınlık hükümeti kuran AP ve onun Başbakanı Demirel de bu işe el atıyor.1980’de hiç değilse bir bölümünde namaz kılınıp, ezan okunacak ve 500 yıldır orada okunan Kur’ânın susturulmasına mukabil yine Kur’ân okumaya aynı kaldığı yerden, hünkâr mahfilinde devam ettirerek kısmî bir Ayasofya açılışı yapıyor. Fakat uzun sürmüyor, inkılâpların devamı olan 12 Eylül ihtilâli yetişerek, o hareketi de akîm bırakıyor.

Şimdi, sadece korsan bir bakanlar kurulu kararıyla yapılmış olan Ayasofya karartması, yeni bir bakanlar kurulu kararıyla kaldırılmayı ve aydınlatılmayı bekliyor. Millet de, Ayasofya’nın açılmasını bekliyor.

Bunun için ise Ayasofya’nın da, milletin de, İslâm âleminin de hasretini dindirecek bir dirayete ihtiyaç var.

Nerede o dirayet sahipleri?

Benzer konuda makaleler:

1 Yorum

  1. Osman abi çok sağol.Gene çok güzel bir yazı yazmışsın.Üstad,demokratlar ve ayasofya, çok güzel bir bağlantıydı.Eline sağlık, Allah razı olsun.

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*