Ayasofya’da “kilit” var

Mevlid Kandiliyle idrak edip salât ü selâmlar gönderdiğimiz, örnek ahlâk ve şahsiyetini anlamaya çalıştığımız Kâinatın Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (asm) dünyaya teşrifini içine alan hafta, 1989 yılından beri “Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlanıyor.

Miladî takvim esas alındığında 20 Nisan’a denk gelen bu “kutlu doğum”u anlamak ve anlatmak için başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere pek çok kuruluş tarafından çeşitli faaliyetler tertipleniyor. Coşkulu kutlamalar yapılıyor. Hafta anısına güller dağıtılıyor. Törenler dargınların barışmasına, siyasîlerin buluşmasına da vesile oluyor. Yıllar önce Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen bir açılış törenine Diyanet İşleri eski Başkanı Ali Bardakoğlu’nun davetiyle, o günün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da katılarak, partisi adına bir ilki gerçekleştirmişti. Bu seneki açış konuşmasında da Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in Diyarbakır’da yaptığı “Nurslu Said’in çağrısına kulak verin” demesi hayırlı bir gelişmedir.

Kutlu Doğum Haftası “resmî” kutlamaların ötesinde sivil toplum tarafından da sahipleniliyor, çeşitli programlara konu ediliyor. Yeni Asya ekolü de Kutlu Doğum Haftasında gerek tertiplediği toplantılarda, gerekse yaptığı yayınlarla Peygamberimizin (asm) en iyi şekilde anlatılması için seferber olmaktadır. Düzenlenen faaliyetlerde Hz. Muhammed (asm), en güzel ifadesini bulduğu şekliyle Risale-i Nur ekseninde anlatılmakta, peygamberliği, örnek şahsiyeti ve mucizeleri dile getirilmektedir.

Gazetemizle verilen Kutlu Doğum ekinde de her yıl Peygamberimizin (asm) bir başka vasfı öne çıkartılıp aktüel meselelere oradan çözüm aranıyor. Bu seneki ekte de insanlık onurunu zedeleyen ırkçılık illetine karşı “Hepimiz Hz. Âdem’in (as) çocuklarıyız” denilerek Peygamberimizin (asm) dilinden kardeşlik tavsiyelerine yer verilecek. Genç Yorum dergisi de Nisan kapağını bu konuya ayırmıştı. Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin (asm) örnek şahsiyeti kadar, tebliğ ettiği dinin esaslarının doğru anlaşılması ve hayata geçirilmesi insanlığın yaşadığı problemlerin aşılmasında büyük rol oynayacak.

Haftanın, Peygamberimizin (asm) anlaşılmasına vesile kılınmasını, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin sakal-ı şerif ziyaretleri için getirdiği orijinal bakış açısıyla değerlendirmek mümkün. Bediüzzaman pek çok ulemanın karşı çıktığı sakal-ı şerif ziyaretini Peygamberimizi (asm) hatırlamaya, ona salât ü selâm getirilmesine sebep olduğu cihetle makbul sayar. Refet Beyin sorduğu bir suale şöyle cevap verir: “… Yine o vakit hatırıma geldi ki: Acaba her camide bulunan, sened-i sahih ile bu saç Hazret-i Risalet’in saçı olduğu sabit midir ki, ona karşı ziyaret makbul olabilsin?

“Birden hatıra geldi ki, o saçların ziyareti vesiledir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karşı salâvat getirmeye sebep ve bir hürmet ve muhabbete medardır. Vesilelik ciheti o şeyin zâtına bakmaz, vesilelik cihetine bakar. Onun için, eğer bir saç hakikî olarak Lihye-i Saadet’ten olmazsa, madem zâhir hâle göre öyle telâkki edilmiş ve o vesilelik vazifesini yapıyor ve hürmete ve teveccühe ve salâvata vesile oluyor; katî senetle o saçın zâtını teşhis ve tayin lâzım değildir. Yalnız, aksine katî delil olmasın, yeter. Çünkü telâkkiyât-ı âmme ve kabul-ü ümmet, bir nevi hüccet hükmüne geçer.

“Bazı ehl-i takvâ, böyle işlerde, ya takvâ veya ihtiyat veya azîmet noktasında ilişseler de, hususî ilişirler. Bid’a da deseler, bid’a-i hasene nevinde dahildir. Çünkü vesile-i salâvattır.” (Lem’alar, 16. Lem’a)”

Millî Eğitim Bakanlığı kanalıyla okullara da duyurulan etkinliklerin, Genelkurmay internet sitesinde yayınlanan 27 Nisan 2007 bildirisine konu edilen hazin bir geçmişi de var. Muhtıra mahiyetinde olan bu bildiride, çocukların Peygamberimizi anlatan şiirler okuyup, ilahi söylemeleri sert bir üslupla eleştirilmiş, bu haftanın 23 Nisan’a alternatif kutlamalar olduğu iddia edilmişti. Bildiriye karşılık veren hükümet ne yazık ki bu konuda geri adım atmış ve başından beri 20-27 Nisan arası yapılan kutlamalar, bir hafta geriye çekilmişti.
***
Gelelim, yazının başlığına. Başlığın Kutlu Doğum Haftası ile ne ilgisi var, demeyin. Diyanet İşleri Başkanlığı, Yıldız Holding’in de katkılarıyla Ayasofya’da bir Hüsn-i Hat sergisi açtı. Sergide, tanınmış hattatların seçme hadis-i şeriflerden oluşan eserlerine yer veriliyor. Açılışı geçtiğimiz Cuma günü yapılan sergiyi görmemiz için bize de iki kişilik bir davetiye göndermek lütfunda bulunulmuş. Davetiyeden anlaşıldığı kadarıyla 12-23 Nisan tarihleri arasında açık olacak serginin ziyaret saatleri de 09:00-18:00 olarak belirtilmiş.

Cumartesi günü kızımla birlikte başka bir etkinliğe katılıp saat 16:30’da Ayasofya’ya gittiğimizde bir de ne görelim? Kapılar kilitli, güvenlikçiler hâlden anlamaz, yöneticiler duvar gibi. Meğer 16:00 sonrası Ayasofya ziyarete (ibadete zaten kapalı) kapanırmış.

Çoğunluğu turistlerden oluşan bir kalabalık, kapı önünde birikmişti. Onlar da böyle erken bir saatteki bir kapanışa anlam verememişlerdi. Davetiyeyi çıkartıp, ziyaret saatlerini hatırlatmamız da işe yaramadı. Tartıştığımız görevli bir de şöyle demez mi: “Burası devletin kapısı, kapalıysa açılmaz.” Evet, devletin kapısı nedense millete hiç açılmadı. Davetiyeyi göstermemiz, basın mensubuyuz dememiz de bir işe yaramadı. İlgili Bakanlığın basın müşavirliğini arayıp, Diyanet İşleri Başkanı’na durumu aktardık, ama bir sonuç çıkar mı bilemem?

Bu mantık dışı olayla, en azından kızım ve benim adıma, kutlamalara gölge düşmüştü. Evet, Ayasofya’daki bu “kilit” ne zaman açılırsa, kutlamalar ancak o zaman bir mânâ kazanacaktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*