Ayasofya’yı neden açmıyorsunuz?

Said Nursî’nin vefatının 53. yılı kapsamında Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Temsilciliği tarafından “Bediüzzaman’ın Hayatı ve Fikirleri” konulu konferansta konuşan araştırmacı yazar İslâm Yaşar, Ayasofya’nın açılmasının Bediüzzaman Said Nursî’nin en önemli hedeflerinden biri olduğunu belirtti. Yaşar, hükümete şöyle seslendi: Ayasofya’nın ibadete açılmasının zamanı geldi de geçiyor. Bütün azınlıklara haklarını vererek güzel bir iş yapan hükümete sesleniyorum: Ayasofya’yı neden açmıyorsunuz? Ayasofya İslâm’ın dünya hakimiyetinin sembolüdür. Ayasofya İslâm’ın fecri sadıkıdır. Ayasofya’yı açın!”

Bediüzzaman’ı Ankara’da coşkuyla andık

Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 53. yılı münasebetiyle Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Temsilciliği tarafından “Bediüzzaman’ın Hayatı ve Fikirleri” konulu konferans ve anma programı yapıldı. Millî Eğitim Bakanlığı Şûrâ Salonu’nda yoğun katılım ve ilgi ile gerçekleşen programa siyaset ve bürokrasi dünyasından da tanınmış isimler iştirak etti. Ömer Faruk Koç’un başarılı sunumuyla gerçekleşen program Abdullah Tutar hocanın Kur’ân Tilâveti ile başladı. Salonu titreten Kur’ân tilâvetinin ardından ise programın açış konuşmasını yapmak üzere Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Temsilciliği adına Mustafa Sungur Küçükoğlu kürsüye çıktı. Ankara’daki olumsuz hava şartlarına ve programın haftanın son gününe denk gelmesine rağmen salonu dolduran binleri selâmlayarak konuşmasına başlayan Küçükoğlu şunları söyledi: “Asırlardan beri Kur’ân’ın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevi-i muallayı ihraz etmiş olan yüksek ecdadın evlât ve torunları olan değerli misafirler… Ve yine Şam Emeviye Camii’nde nesli cedide seslenerek, “Yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sakitane nurun sözünü dinleyen bir nazarı hafi-i gaybi ile bizi temaşa eden Saidler, Ömerler, Hamzalar, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler, Fatmalar, Ayşeler, Zeynebler… Rahmete vesile olması temennisiyle hazırlanan Bediüzzaman Said Nursî’yi vefatının 53. yılında anma toplantısına hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.”

ÜSTADIMIZA SADAKTE DİYORUZ

Daha sonra programı düzenleyen Risale-i Nur Enstitüsü hakkında konuklara bilgi veren Küçükoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bediüzzaman bizlere demişti ki: “Ne yapayım acele ettim kışta geldim. Sizler cennetasa bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları zemininizde çiçek açacaktır. Biz hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mazi kıtasına geçmek için geldiğiniz vakit mezarımıza uğrayınız. O bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin, Van kalesinin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan “heniyen leküm” (kutlu olsun) sadasını işiteceksiniz…” Evet Üstad’ım geldik, seni dinliyoruz. Anadolu Nur Mektebi irfanının talebeleri olarak geldik. Asya, Afrika, Amerika, Avrupa ve Avustralya’daki kardeşlerimizle geldik “Sadakte” (doğru söyledin) diyoruz… Ankara olarak geldik, buyur Üstadım diyoruz.”

BEŞERİYET İSLÂMİYETE KOŞUYOR

Küçükoğlu konuşmasına şöyle devam etti: “Bediüzzaman’ın yüz sene evvel Şam’daki Emevi Camii’nde zikrettiği, “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiye’nin ve hakaik-i imaniyenin kemalatını ef’alimizle izhar etsek sair dinlerin tabileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecektir. Küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecektir.” Hamdolsun bugün bunları görüyoruz. Dünya kıt’alarında ve devletlerinde imanın ve Kur’ân’ın nuru her geçen gün artarak aydınlanmakta, beşeriyet İslâmiyet’e koşmakta, İslâm’ın nuru ile nurlanmaktadır. Bediüzzaman, “Efendiler! Ben imanın cereyanındayım” diyerek bütün mesaisini bu vatan evlâtlarının imanlarının kurtulması için harcamıştır. Hatta, “Ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var ne de cehennem korkusu. Cemiyetin imanı namına bir Said değil bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri  içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur” diyerek gayesini ortaya koymuştur.” Açış konuşmasının ardından Yasin Altundağ tarafından, Hasan Feyzi Yüreğil Ağabey’in “Ey bu zamanda rahmet-i alem Risale-i Nur” adlı şiir okundu.

DİLRUBA MUSIKÎ GRUBU’NDAN MUHTEŞEM KONSER

Büyük alkış alan konuşmanın ardından programa iştirak etmek üzere Uşak’tan Ankara’ya gelen Dilruba Musıkî Grubu sahne aldı. Mesut Karabacak’ın “Annem beni yetiştirdi”, “Tepelice çama çıktım”, “Aziz Üstad’ım benim” gibi klâsik eserlerin yanı sıra, tasavvuf müzikleri ve ilâhiler okuduğu musıkî dinletisi dinleyiciler tarafından büyük bir beğeni ile karşılandı. Mesut Karabacak ve Dilruba Musıkî Grubu’nun başarılı performansında ayrıca ilk defa Hasan Feyzi ağabeyin “Çekilip Nuru Hidayet” adlı eseri bir kaside formatında seslendirildi.

YENİ ASYA STANDI KURULDU

Musıki dinletisinin ardından “Bir Demet Gülle Geldik Sana” adlı sinevizyon gösterimi ile program son buldu. Programa iştirak edenlere gazetemizin 23 Mart münasebetiyle neşrettiği Milliyetçilik eki dağıtılırken, fuayede kurulan Yeni Asya Neşriyat standında ise yayınlarımız ve eserlerimizin satışı ve tanıtımı gerçekleştirildi.

DP GENEL BAŞKANI GÜLTEKİN UYSAL SALONDAYDI

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcıları Fuat Kara, Ertan Küçükkaya, Baki Mert, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Canbay, BEM-BİR-SEN Genel Başkanı Mürsel Turbay bizzat katılırken, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, AKP Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Kotar, SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Milletvekilleri Yahya Akman, Necati Çetinkaya, Mehmet Erdoğan, Abdulkerim Gök, Halil Mazıcıoğlu, Hüseyin Tanrıverdi, Feyzullah Kıyıklık, Mehmet Sarı, Burhan Kayatürk, Adalet eski Bakanı Şevket Kazan, SP Genel Başkan Yardımcısı Yusuf Yiğitalp, Sincan Belediye Başkanı Mustafa Tuna, Mamak Belediye Başkanı Mesut Akgül de yoğun programlarından dolayı bizzat katılamadıkları programa telgraf göndererek mesajlarını ilettiler.

BEDİÜZZAMAN MÜMTAZ BİR AİLEDE YETİŞTİ

Şiir dinletisinin ardından gazetemiz yazarlarından ve Bediüzzaman Beşlemesi’nin yazarı İslâm Yaşar konferans konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. Konuşmasında Bediüzzaman Said Nursî’nin destansı hayatını kendine has üslûbuyla özetleyen İslâm Yaşar şunları söyledi: “Bediüzzaman gibi bir çınar Nurs gibi bir yerde yetişti ve buradan bütün dünyaya yayıldı. Nasıl oldu da Nurs gibi bir yerde böyle evrensel çapta bir âlim yetişti diye sorduğumuzda ise karşımıza mümtaz bir aile çıkıyor. Öyle bir anne ki, evlâdına abdestsiz süt vermiyor. Öyle bir baba ki, bırakın evlâtlarına haram lokma yedirmeyi, otlamaya götürdüğü hayvanlarının bile haram lokma yememesi konusunda hassasiyet gösteriyor. Bediüzzaman manevî bir konfor içinde yetişmiştir. Maddî konforun hiç olmadığı o ortamda, yokluk ve fakirlik içinde, fakat manevî bir konfor içinde büyümüştür.”

O, İNSANLARI ATEŞTEN KORUMAK İSTİYORDU

Bediüzaman’ın küçük yaşlarında kelebeklerin ateşe düşmemesi için babasıyla birlikte bir kafes yaptırarak ateşin etrafına koydurttuğunu ve böylece kelebekleri ve böcekleri yanmaktan kurtardığını hatırlatan Yaşar, “Said Nursî çocukluğunda kelebekleri kurtardığı gibi, insanlığı da ateşten kurtarmak için ömrü boyunca çalışmıştır. İşte Risale-i Nur o kafestir. Risale-i Nur manevî anlamda çocukluğundan itibaren telif edilmeye başlanmıştır” dedi.

HÜRRİYETE İMAN NAMINA SAHİP ÇIKTI

Bediüzzaman’ın tahsilini kısa sürede başarıyla tamamladıktan sonra bölgeyi tanımak üzere seyahatler yaptığını söyleyen Yaşar, “Bediüzzaman daha bu topraklarda hürriyet, meşrûtiyet ve demokrasinin esamesi okunmazken, bölgeyi dolaşarak hürriyeti, meşrûtiyeti anlattı. Üstelik İslâm tarihinde ilk defa hürriyet, meşrûtiyet ve demokrasiyi iman namına sahiplendi. “İman ne kadar mükemmel olursa hürriyet o derece parlar” dedi. Bu, çağı aşan bir görüştür. İman ve hürriyeti mezceden Bediüzzaman, “insanlar hür oldular, ama yine de abdullahtırlar” diyerek zamanı aşan bir bakış açısı sunmuştur” ifadelerini kullandı.

HEDEFİ İSLÂM’I DÜNYAYA HAKİM KILMAKTI

Bediüzzaman’ın “Ben ekmeksiz yaşarım, ama hürriyetsiz yaşayamam” sözlerini aktaran Yaşar şöyle konuştu: “Said Nursî hürriyet derdindedir, ekmek derdinde değil. Herkes ekmek derdindeyken o her zaman hürriyetlerin derdini çekmişti. Ayrıca onun hedefi İslâm’ı dünyaya hakim kılmaktı. Hem de bunu öyle bir zamanda hedeflemişti ki, İslâm âlemi perişan, Osmanlı da yıkılmanın eşiğindeydi. Bunun için önce Kur’ân’ı tefsir etmek, sonra talebe yetiştirmek ve sonra da yeni bir eğitim modeli geliştirmek istiyordu. Sorunlarımızı, “Cehalet, zaruret ve ihtilâf” olarak teşhis etmiş ve bunun çözümünü de “san’at, marifet ve ittifak” olarak belirlemişti. Bunun için din ve fen ilimlerinin bir arada okutulduğu Medresetüzzehra adında bir eğitim kurumu hayal ediyor ve bu hayalini her fırsatta gerçekleştirme girişiminde bulunuyordu. Belki madd anlamda bu üniversite modeli hayata geçmemiş gibi görünebilir, ama o dünyanın her yerine talebelerinin açtığı medreseler vasıtasıyla aslında bu hedefini gerçekleştirmiştir.”

IRKÇILIĞA KARŞI BEDİÜZZAMAN FORMÜLÜ

Bugün sıkıntılarını çektiğimiz ırkçılık problemine hayatı ve ilkeleriyle çözümler sunduğunu belirten İslâm Yaşar, “Milliyetçiliği İslâm milliyeti manasında ortaya koymuştur. Hamiyet-i milliye mi daha önemli hamiyet-i diniye mi tartışmasında son sözü o söylemiş ve hamiyet-i diniyeyi öne çıkarmıştır. Hamiyet-i milliyenin ancak hamiyet-i diniyeye hizmet etmesi ve destek vermesi anlamında kabul edilebileceğini söyler. Böylece İslâm milliyeti bağlamında bu topraklarda yaşayan bütün unsurları tek bir çatı altında birleştirir” dedi.

İLİM VE KİTAPLA CİHAD ETTİ

Said Nursî’nin bugün çok ihtiyaç duyduğumuz kahraman bir âlim portresi çizdiğini belirten Yaşar, “O, cephede savaşan ve savaşırken de kitap yazan bir kahraman âlimdir. Savaşacak kadar kahraman, kitap yazacak kadar âlim… Bugün bizim büyük komutanlarımız var… Ancak âlim değiller… Bir yanda büyük âlimlerimiz de var… Ancak kahraman değiller… Bediüzzaman her ikisini de bünyesinde barındırıyordu. O, İstanbul’u işgal eden İngilizlere karşı kitap yazarak mücadele etti. O, ilk hayatı devresinde silâh ve siyasetle yürüttüğü mücadeleyi, Risale-i Nur telifatına başladığı hengamda bırakarak, ilimle ve kitapla cihada başlamıştır.”

NUR HAREKETİ DÜNYAYA YAYILDI

Millî mücadeleden sonra Ankara’ya geldiğinde Ankara’daki siyasîlerin İslâm hassasiyeti olmadığını gören Bediüzzaman’ın M. Kemal’e ve Meclis’e uyarılarda bulunduğunu anlatan İslâm Yaşar, “Ancak aldığı manevî bir ikaz ile, ahirzaman eşhasıyla siyaset ile mukabele edilmeyeceğini anlayıp manevî cihada ve Risale-i Nurları telif etmeye koyulmuştur ve başarılı olmuştur. Bugün Nur hareketi bütün dünyaya yayıldıysa bu Bediüzzaman’ın ve mümtaz talebelerinin mücadelesi ve fedakârlıkları sayesindedir” dedi.

AYASOFYA’YI AÇIN!

Konuşmasının sonunda rahmetli Adnan Menderes’in Bediüzzaman’ın sözünü dinleyerek ilk icraat olarak ezanı aslına çevirdiğini hatırlatan Yaşar, “Rahmetli Menderes, Bediüzzaman’ın sözünü dinleyerek ezanı aslına çevirdi ve “İslâm kahramanı” ünvanını kazandı. Şimdi ise Bediüzzaman’ın bir başka isteği olan Ayasofya’nın ibadete açılmasının zamanı geldi de geçiyor. Süleyman Demirel bir kısmını ibadete açtırmıştı. Tamamı ise açılmayı bekliyor… Bütün azınlıklara haklarını vererek güzel bir iş yapan hükümete sesleniyorum. Ayasofya’yı neden açmıyorsunuz? Ayasofya İslâm’ın dünya hakimiyetinin sembolüdür. Ayasofya İslâm’ın fecri sadıkıdır. Ayasofya’yı açın, Ayasofya’yı açın, Ayasofya’yı açın…”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*